Yoğurt Kokusu

Kö­yü­müz­de oku­yan­ insanlar el üs­tün­de tu­tu­lurdu. Hele öğretmenler… Onlar daha fazla saygı gö­rür­ler­di.

Be­nim gön­lüm­de de öğ­ret­men­lik ya­tı­yor­du. On­la­rın gi­yi­niş­le­ri, ko­nuş­ma­la­rı, ta­vır­la­rı be­ni çok et­ki­li­yor­du.

Rahmetli de­dem:

- Öğ­ret­men ol­du­ğu­nu bir gö­re­bil­sem, öl­sem de gam ye­mem, der­di.

Bir şey da­ha var­dı ki, ha­yat zor­du bi­zim ora­lar­da. Pa­ra de­nen şey az bu­lu­nur, ge­re­ğin­den faz­la da kıy­met­li bi­li­nir­di.

Bi­ri­cik anam, ba­bam­dan habersiz eks­tra harç­lık­lar ve­rir­di ba­na. Ba­ba­mın ver­dik­le­ri­nin üstüne, bu pa­ra ço­o­ok iyi olurdu. Bu mi­nik gelirlerle ken­di­me ki­tap­lar alır­dım. Arada bir de gömlek…

O yıl­lar­da oku­duk­la­rı­mın ta­dı­nı an­lat­mam müm­kün de­ğil. Ba­şı­mın yı­ldız­la­ra değ­di­ği­ni sanır, se­vinç­ten uça­cak gi­bi olur­dum.

An­ne­min:

“Ye­ter ki oku oğ­lum. Ben yağ, yo­ğurt sa­tar okul masraflarını karşılarım” de­me­si­ni, allı yeşilli hır­ka­sı­nın fer­mu­ar­lı ce­bin­den yo­ğurt ko­kan el­le­riy­le çıkarıp ce­ke­ti­min ce­bi­ne koy­du­ğu harç­lık­la­rı unut­mam müm­kün mü?

An­ne­min öm­rü köy­de, yay­la­da geç­ti. İnek sağ­dı. Ekin biçti. Ot biçti. Zaten geçim kaynağımız da bunlardandı. Evimizin her yanında bu ürün­le­rin ken­di­ne has ko­ku­su olur­du. Bu, bir köy ko­ku­suy­du. Bi­zim için çok da kö­tü sa­yıl­maz­dı.

Ee­e... ne ya­par­sın köy ha­ya­tı bu.

Anam, evin di­re­ği, ço­cuk­la­rın eli na­sır­lı sev­gi­li­siy­di. İl­ko­kul, or­ta, li­se... der­ken yük­sek tah­si­li­mi bi­ti­ri­yo­rum.

Ar­tık ben bir öğ­ret­me­nim. Hem de Türk­çe öğ­ret­me­ni...

İlk görev yerime doğru yola çıkıyorum. Ka­sı­mın ye­di­si. La­pa la­pa kar ya­ğı­yor. Yol­lar be­ni bir Ana­do­lu kö­yü­ne gö­tü­rü­yor. Ha­va o kadar so­ğuk ki… Ne gam! İn­san­la­rı­mız sım­sı­cak ya...

Köy­lü­ler, be­ni ba­ğır­la­rı­na ba­sı­yor­lar. Ben de yav­ru­la­rı­mı­zı, ço­cuk­la­rı çok se­vi­yo­rum.

Ar­tık ka­ra tah­ta­nın önün­de­yim. Elim­de be­yaz te­be­şir. An­la­tı­yo­rum yav­ru­la­rı­ma va­tan sev­gi­si­ni, bay­rak aş­kı­nı, ana dilimizin tadını…

Bir sev­da mes­le­ği­nin ucun­dan tu­tu­yo­rum. Ben, ar­tık öğ­ret­me­nim. Genç, çi­çe­ği bur­nun­da bir öğ­ret­men… Ayaklarım yere değmiyor sevinçten. Bu kadar mutlu olduğumu pek hatırlamıyorum.

Şu­batta, ya­rıyıl ta­ti­li­ne gi­ri­yo­ruz.

Laf aramızda an­ne­mi de çok öz­le­mi­şim. Bu se­fer de yol­lar be­ni doğ­du­ğum kö­ye ta­şı­yor. Ona bir he­di­ye gö­tür­me­li­yim. Bu, çok il­ginç bir şey ol­ma­lı.

- Ne alsam aca­ba?

Al­tın, gü­müş... Yoo­o, be­nim anam sev­mez bun­la­rı.

Kap ka­cak... Bun­lar da şık ol­maz­dı.

Ak­lı­ma ori­ji­nal bir fi­kir ge­li­yor. Bi­zim ora­lar­da yo­ğur­du, bo­zul­ma­sın di­ye be­yaz tor­ba­ya ko­yar­lar. Anneme sunacağım hediye bunun içinde olmalı.

Da­ha ön­ce içi­ne yo­ğurt gir­miş kü­çük bir tor­ba bu­lu­yo­rum. O beyaz tor­ba­ya da ilk maa­şım­dan hazırladığım bir bank­not ko­yu­yo­rum. Bol sıfırlı bir pa­ra de­ğil bel­ki de. Ama ol­sun. Bu, an­nem için ha­ri­ka bir jest ola­cak. Annem, o para ile kim bilir hangi ufaklığı sevindirecek… Hangi yetimin gönlüne girecek…

An­nem, alı­şık ol­du­ğu o yo­ğurt ko­ku­su­nu his­se­di­yor. Tor­ba­yı ya­vaş ya­vaş açı­yor. Göz­le­ri do­lu do­lu:

- Ni­ye zah­met et­tin yav­rum? Sen da­ha ye­ni­sin. İh­ti­yaç­la­rın ola­cak.

Ben de bir hoş olu­yo­rum. Se­si­min tit­re­di­ği­ni fark edi­yo­rum. An­cak şu­nu söy­le­ye­bi­li­yo­rum:

- Ca­nım anam! Se­nin o yo­ğurt ko­kan el­le­rin­den al­dı­ğım pa­ra­la­rın kar­şı­lı­ğı de­ğil ama lüt­fen ka­bul et!

O çileli Anadolu kadının yüzüne bakıyorum. Yanaklarından aşağıya süzülen bir iki damla gözyaşı dikkatimden kaçmıyor. Gözyaşının bir kadına ne kadar yakıştığını o gün yeniden keşfediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.