Nizamettin MELİKOĞLU

Nizamettin MELİKOĞLU

Huruf-u Mukattaâ veya Kozmik Bilgilerin Şifreleri (1)

Kur’an nazil olduğu zaman Arap yarımadasında belağat ve şiire karşı şiddetli bir rağbet vardı. Yani ceziretü’l-Araptaki edipleri mağlup edebilecek seviyede edebiyat ve belağata malik olmayan biri Araplara kendi davasını kabul ettiremezdi.

Onun için Kur’an, Arap şair ve belağatçıların parmaklarını ısırtacak, belağatı karşısında secdeye gitmelerini sağlayacak seviyede edebi bir ihtişamla nazil olmuştu. Kısa süre içerisinde Hz. Muhammed’in (asm) Kur’an’daki ayetlerle Mekke’nin en meşhur entellektüellerini etkileyecek seviyeye gelmesini sağlayan en temel faktör, Kur’an’ın yüksek bir belağat seviyesine haiz olmasından kaynaklanıyordu.

Şairler şiirleriyle insanların hayal dünyalarına hitap etmekten öteye gidemiyorlardı. Kur’an ayetleri ise nazımdaki harika belağatın dışında, insanın hem aklını, hem de ruhunu doyurup etkiliyordu.

Kısa süre içerisinde Hz. Muhammed (asm), Mekke’nin entelektüellerini adeta esir almıştı. Kur’an ayetleriyle onlara meydan okuyordu. Onların itikadi paradigmaları olan Allah’a şerikler yapıp ahireti inkar etmenin mantıksızlığını, Kur’an ayetleriyle anlatıp Hz. İbrahim’in sahih akidesini toplumda tekrardan tesis ederek meydan okuduğu, onların adeta şan ve şereflerini yerle bir ettiği halde, müşriklerden Kur’an’a mukabele edebilecek tek bir kişi bile çıkamıyordu. Kur’an’ın edebi etkisi o kadar etkiliydi ki Mekke’nin haber manşetlerini artık Hz. Muhammed’e (asm) nazil olan Kur’an ayetleri belirliyordu. Bu manşetler sadece Mekke’de kalmıyor, civar şehir hatta ülkelere bile yansıyordu.

Bu manşetlerin içerisindeki hakikatlerden etkilenen Mekkeliler yavaş yavaş İslamı seçiyorlardı. Durum o kadar ciddileşmişti ki Mekke’nin sosyal dengelerini sarsacak boyuta gelmişti. Mekke’nin ileri gelenleri Kur’an’a entelektüel formatta bir cevap verilemeyince ‘kendi şan ve şereflerini kurtarmak uğruna’ Hz. Muhammed’in üstüne gitmeye karar verdiler. Bu mücadele, Medine’ye gelinceye kadar devam etti.

Medine’de Kureyşli entelektüller yerine Yahudi entelektüeller vardı. Bunlar Tevrat’a inanmakla beraber gizli ve sırlı ilimleri, tabiri caizse kozmik ilimlerden Gematria’yı da biliyorlardı. Medine'deki Yahudi alimleri, harflerin sayısal değerlerine dayanan bu hesaplama yöntemini (Yahudi geleneğindeki adıyla Gematria / Arapçadaki karşılığıyla Ebced) çok iyi bilmekle ve bu konudaki uzmanlıklarıyla övünüyorlardı. Bu alanlar onlara kaldıkları toplumda entelektüel üstünlük sağlıyordu.

Medine'deki Yahudiler, Aramice ve İbranice kökenli olan bu harf-sayı sistemini, geleceğe dair kehanette bulunmak, olayların ömrünü biçmek ve kendi ilmi üstünlüklerini kanıtlamak için bir övünç kaynağı olarak kullanıyorlardı.

Abdullah bin Abbas’tan gelen bir rivayetten[1] anlaşıldığı kadarıyla, yahudiler Kur’an’da nazil olan bir huruf-u mukattaa’nın sayısal değerinden yola çıkarak Hz. Muhammedin ümmetinin ömrünün kısa olduğunu söylemiş ve böylece müslümanların aleyhine siyasi ve psikolojik bir üstünlük kurmaya çalışmışlardı. Ancak Hz. Muhammed (asm), nazil olan diğer huruf-u mukattaa kombinasyonlarını da Yahudilere gösterince, bu yöntemle İslam'ın geleceğine dair sınır çizemeyeceklerini anlayıp pes etmişlerdi.

Dolayısıyla Kur’an, onların övünüp böbürlendikleri, üstünlük kaynağı saydıkları kozmik bilgilerini de ellerinden alıp bir koz olmaktan çıkarmıştı.

Medineli yahudiler de Mekkeli müşrikler gibi Hz. Muhammed’i (asm) ve ona indirilen Kur’an’a karşı entelektüel bir üstünlük kuramayacaklarını anlayınca savaş, hile ve entrikalarla Müslümanlara karşı mukabelede bulunmaya başladılar.

[1] "Abdullah b. Abbas'ın, Cabir b. Abdullah'dan rivâyet ettiğine göre:

"Hz. Peygamber (asm), bir gün Bakara sûresinin baş kısmını (Elif-Lam-Mim) okurken, Yahudi asıllı Ebû Yâsir b. Ahtab, onu dinler ve bir grup Yahudilerle birlikte bulunan kardeşi Huy b. Ahtab'a gelir, onlara işittiklerini anlatır. Bunun üzerine Huy b. Ahtab, yanındaki Yahudilerle birlikte Hz. Peygamber (asm)'in huzuruna çıkar ve "Sana gerçekten “Elif-Lam-Mim” şeklinde bir şey vahyedildi mi?" diye sorar. Hz. Peygamber (asm): "Evet" deyince, Huy: "Bunu Cebrâil Allah katından mı sana getirdi?" diye sorar. Hz. Peygamber (asm) "Evet " diye cevap verir."

Bunun üzerine Huy: "Allah'ın senden önce gönderdiği her hangi bir peygamber ümmetinin ömrünün ne kadar olduğunu belirttiğini bilmiyoruz. Sadece senin ümmetinin ömrünü belirtmiştir." der ve yanındakilere dönüp: "Elif 1; lam 30; mim 40'dır. Bunların toplamı 71 eder. Buna göre siz, ümmetinin ömrü 71 yıl olan bir peygamberin dinine mi gireceksiniz?" diye ilave eder. Sonra tekrar Hz. Peygamber (asm)'e "Bundan başka var mı?" diye sorar. Hz. Peygamber (asm): "Evet, Elif-Lam-Mim-Sad da vardır." deyince, Huy, bunun 161 yaptığını ve diğerinden daha fazla olduğunu söyler ve tekrar Hz. Peygamber (asm)'e başka harflerin olup olmadığını sorar. Hz. Peygaber (asm): "Elif-Lâm-Ra; Elif-Lâm-Mim-Ra"nın da var olduğunu söyleyince; Huy b. Ahtap, işin karıştığını, bunların daha fazla bir rakam ifade ettiğini, bu durumda İslâm ümmetinin ömrünün az mı çok mu olduğunun bilinemiyeceğini söyler ve arkadaşları ile birlikte kalkıp gider."

Yolda kardeşi Ebû Yasir: "Kim bilir, belki Muhammed (asm) ümmetinin ömrü -bütün bu harflerin gösterdiği toplam sayı olan- 734 senedir." şeklinde bir görüş beyan eder." Taberî, I/93; Beydâvî, I/37; İbn Cüzeyy, et-Teshil li Ulumi’t-Tenzîl, 35; Suyûtî, İtkan, 2/13; ed-Durru'l-Mensûr, 1/23.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.