Said ÖZADALI
Kızıl Îcâz Dersleri-16
MANTIK HAKKINDAKİ ÜÇ GÖRÜŞ: MUTLAK HÜKMÜN ZARARI
Bir önceki derste müellifin eserini yalnız Allah’ın rızası için hâlis kılma duasını okumuştuk. Şimdi Süllem, mantık ilminin öğrenilmesi hakkındaki ihtilafa geçiyor. Fakat Kızıl Îcâz’ın dikkati, “Kim ne dedi?” sorusuyla yetinmiyor; ihtilafın niçin düşmanlığa dönüşebildiğini de araştırıyor.
Bu dersin merkezinde çok mühim bir ölçü vardır: Kayıtlı bir hükmü kayıtsız söylemek, belirli kimselere ait bir hükmü herkese yaymak, hakikati eksiltir ve kardeş içtihatları birbirine düşman edebilir.
1. Süllem’in asıl metni
Fasıl: Mantıkla meşgul olmanın cevazı
وَالْخُلْفُ فِي جَوَازِ الِاشْتِغَالِ بِهِ
عَلَى ثَلَاثَةِ أَقْوَالٍ
فَابْنُ الصَّلَاحِ وَالنَّوَوِيُّ حَرَّمَا
وَقَالَ قَوْمٌ يَنْبَغِي أَنْ يُعْلَمَا
Yaklaşık mânası:
“Mantıkla meşgul olmanın câiz olup olmadığı hususundaki ihtilaf üç görüş üzeredir. İbnü’s-Salâh ile Nevevî onu haram saymış; bir topluluk ise öğrenilmesi gerektiğini söylemiştir.”
Müellif burada önce ihtilafın haritasını çıkarır. Bir tarafta mantıkla uğraşmayı sakıncalı görenler, diğer tarafta öğrenilmesini gerekli bulanlar vardır. Üçüncü ve tercih edilen görüş ise bir sonraki beyitte, şartlarıyla birlikte gelecektir.
2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz şerhi
a. Kayıt yerinde ıtlak, tahsis yerinde umum
Bediüzzaman ilk beyte şu veciz ikazı koyar:
مَا أَعْظَمَ ضَرَرَ الْإِطْلَاقِ فِي مَقَامِ التَّقْيِيدِ، وَالتَّعْمِيمِ فِي مَقَامِ التَّخْصِيصِ! وَمِنْ هٰذَا تَتَعَادَى الِاجْتِهَادَاتُ الْمُتَآخِيَةُ.
Mânası:
“Kayıtlanması gereken yerde mutlak söylemenin ve tahsis edilmesi gereken yerde genellemenin zararı ne büyüktür! Kardeş olan içtihatlar, işte bundan birbirine düşman hâle gelir.”
Bu haşiye, ihtilafın merkezini değiştirir. Bazen iki görüş hakikatte birbirini bütünüyle reddetmez. Biri hazırlıksız kimseler için tehlikeyi, diğeri ehil kimseler için faydayı anlatır. Fakat şartlar söylenmeyince “asla câiz değildir” ile “herkes için gereklidir” hükümleri karşı karşıya gelir.
Demek mesele yalnız mantık ilmi değildir. Hükmün sınırını korumak, ilmî adaletin bir parçasıdır.
b. “Cevaz” neyi kaldırır?
Şerhte “cevaz” kelimesi, ihtiyarî bir zorunluluğun kaldırılması şeklinde açıklanır. Buradaki cevaz, tek başına “her durumda faydalıdır” demek değildir. Bir işin mutlaka yapılması gerektiği yahut kesinlikle terk edilmesi gerektiği iddiasını kaldırıp şartlara göre değerlendirme alanı açar.
Bu incelik önemlidir: “Câizdir” hükmü, “herkes için, her şartta, her usulle uygundur” hükmüne dönüştürülemez.
c. Yasaklayanların gerekçeleri
İbnü’s-Salâh ve Nevevî’nin menfi hükmü üzerine Bediüzzaman, yasağın anlaşılabileceği bazı sebepleri sıralar:
- Mantık çalışması, daha gerekli bir vazifenin terkine yol açabilir.
- Hazırlıksız kişiyi bozuk neticelere sürükleyebilir.
- Doğru ile bâtılın karıştığı eserlerde zihni bulandırabilir.
- Her şeyin kötü tarafını alan eğri bir mizacı daha da saptırabilir.
Bu sebepler yoksa, sırf ilim dalına karşı gösterilen tepkiyi “soğuk bir taassup” olarak niteler. Böylece yasak hükmünü tamamen reddetmez; onu doğuran şartları göstererek sınırına yerleştirir.
d. “Öğrenilmelidir” diyenlerin maksadı
Diğer topluluğun “öğrenilmelidir” sözünde de aynı kayıt hassasiyeti vardır. Bediüzzaman, buradaki “gereklilik” mânasını katı bir aklî mecburiyetten ziyade, insan fıtratının ilme yönelişiyle açıklar. İnsan, bilmeye ve mânalar arasında bağ kurmaya istidatlı yaratılmıştır.
Mantığın tevhid ilmine bir hazırlık teşkil etmesi ve yanlış düşünceyi tanımaya yardım etmesi, onu bazı kimseler için gerekli ve faydalı kılabilir. Ancak bu fayda da ehliyet, maksat ve usul şartlarından bağımsız değildir.
3. Molla Abdülmecid’in izahı
Molla Abdülmecid, Bediüzzaman’ın “ıtlak ve tamim” ikazını mantık öğrenme meselesine tatbik eder. Ona göre cevaz hükmü istidat kaydıyla, yani kabiliyet ve hazırlık sahibi kişiler hakkında düşünülmelidir. Hazırlıksız kimse için men, hazır ve sağlam zihinli kimse için cevaz yahut fayda söz konusu olabilir.
Bu kayıt baştan korunsaydı, müçtehitlerin görüşleri arasında görünen ayrılık düşmanlığa dönüşmezdi. Çünkü bir görüş tehlikenin bulunduğu hâli, diğeri faydanın gerçekleştiği hâli esas almış olabilir.
İbnü’s-Salâh ve Nevevî’nin mantığa karşı çıkışını açıklarken, farz olan bir ilmin ihmal edilmesi, bâtıl fikirlerin zihne karışması ve düşünce mizacının bozulması ihtimallerini ayrıntılandırır. “Öğrenilmelidir” diyenlerin sözünü ise insanın fıtrî ilim talebi ve hakkı bâtıldan ayırma ihtiyacıyla açıklar.
Molla Abdülmecid’in izahı, iki tarafı da kendi bağlamında anlamaya çalışır. Asıl hata, farklı şartlara ait hükümleri aynı şartın hükümleriymiş gibi çarpıştırmaktır.
4. İhsan Kasım es-Sâlihî’nin notları
Esas aldığımız nüshada bu beyitlere dair İhsan Kasım es-Sâlihî adına müstakil bir açıklama tespit edilmemiştir. Bu sebeple ona yeni bir görüş nispet etmiyor; metni Bediüzzaman’ın haşiyeleri ve Molla Abdülmecid’in izahı üzerinden takip ediyoruz.
5. Yardımcı açıklamalar
Bu bahiste üç kavramı birbirinden ayırmak gerekir:
- Mutlak hüküm: Şartı ve sınırı belirtilmeden söylenen hüküm.
- Mukayyet hüküm: Belirli bir şart, kişi veya durumla kayıtlanan hüküm.
- Tamim: Bazı fertler veya durumlar için doğru olan bir hükmü herkese yaymak.
Meselâ “Bu ilaç zararlıdır” sözü ile “Bu ilaç, şu hastalığı bulunan ve şu dozda kullanan kimse için zararlıdır” sözü aynı değildir. Kayıt kaldırıldığında bilgi eksilir; eksilen bilgi de haksız bir çatışmaya dönüşebilir.
İlmî ihtilaflarda ilk vazife, tarafları hemen mahkûm etmek değil; her hükmün kim için, hangi şartta, ne maksatla söylendiğini araştırmaktır. Bu, görüşleri zorla birleştirmek değil, gerçek ayrılığın nerede başladığını doğru tespit etmektir.
6. Risale-i Nur bağlantıları
Bu ders, Uhuvvet Risalesi’ndeki meşhur ölçüyü hatırlatır:
“Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur.
İnsan kendi görüşündeki doğruluğu savunabilir; fakat başka bir içtihadın baktığı şartı ve taşıdığı hak payını yok saymamalıdır. Kızıl Îcâz’ın “kardeş içtihatlar” tabiri tam da bu ahlâkı öğretir.
Risale-i Nur’un müsbet hareket ve uhuvvet ölçüleri de ihtilafı şahsî düşmanlığa çevirmemeyi gerektirir. Meseleyi bağlamından koparmak, bir kayıt farkını iman-küfür yahut sadakat-hıyanet kavgasına dönüştürebilir. Hakikate hizmet ise hem delili hem de kardeşlik hukukunu korumayı ister.
7. Günlük tatbik
Bugün kesin hüküm verdiğimiz bir cümleyi seçelim ve şu üç soruyla yeniden inceleyelim:
- Bu hüküm herkes için mi, yoksa belirli kişiler için mi geçerli?
- Bu hüküm her durumda mı doğru, yoksa bazı şartlara mı bağlı?
- Karşı görüş gerçekten benim hükmümü mü reddediyor, yoksa meselenin başka bir hâline mi bakıyor?
Konuşurken “daima, asla, herkes, hiç kimse” gibi kelimeleri kullandığımızda bir an duralım. Gerekliyse hükmün kaydını açıkça söyleyelim.
Bugünün kısa ölçüsü:
Hükmün kaydını kaldırmak, hakikatin sınırını kaldırmaktır; sınırı kaybolan hüküm, kardeş görüşleri düşman edebilir.
Bir sonraki derste, mantık hakkında “meşhur ve sahih görüş” diye takdim edilen orta yolu ve bu yolun hangi ehliyet şartlarına bağlandığını okuyacağız.
Kaynak çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “Mantıkla Meşgul Olmanın Cevazı” faslı; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin izahı; Risale-i Nur, Uhuvvet ve müsbet hareket bahisleri.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.