Halil KÖPRÜCÜOĞLU
Dershaneler Tarihçemizden Bazı Bölümler
Her yerde üniversite açılması; devlet yurtlarının mükemmelliği; son asrın dehşetli zemini vb. şeyler de, evet sebeplere dâhildir. Fakat çok daha kötü şartlarda bizim ağabeylerimiz, arkadaşlarımız, ömürlerini hapishanelerde geçirmelerine, evlerinin önünde ailesi yanında falakaya yatırılmalarına rağmen Barla’da, Emirdağ’da, Kastamonu’da, İnebolu’da, Diyarbakır, Urfa, İstanbul, Ankara ve İzmir’de ve pek çok yerde Hizmet-i İmâniye ve Kur’aniyemizi başarıyla devam ettirmişlerdir!
Diyarbakır’da, devletimizin yanlış bir laiklik uygulamasına girip dine mesafeli durması ortamında olmalarına rağmen, tıp fakültesi tarafında bulunan Fiskaya denilen yerde Mehmet Kayalar abi döneminde askerler pür silah yolları kapattığı halde, oradaki halis ağabeyler, bellerine kadar balıkçı çizmeleri giyip bataklıktan nur medresesi olan dershane binasına kesme taş ve malzeme taşıyarak dershane inşa etmişler!
Çelebi ailesi başta olmak üzeri Kastamonu/İnebolu kahramanları, Salih Uğurtan, İbrahim Fakazlı, son yıllarda da Rasim Sürav ağabeyler hizmetlerimizde temel olmuşlar. İlçe karakolunun karşısındaki Çelebi ailesi evinde, o gün için çok modern olan, Üstadımızın, Nurları halis insanların yazması gerekir diyen sofi mizaçlılara, “Bu teksir makinesi hem halis, hem muhlis, bin kalemli Nur Talebesidir” demesi söz konusu olan teksir makinesiyle muvaffakiyetle kitap basılmıştır! (O makine halen İstanbul İlim Kültür Vakfınca değişik yerlerde yapılan organizasyonlarla hizmetimizin müzesi anlamında sergilenmektedir.) Sabaha kadar teksir makinesi kolunu çevirirken ayakları şişip terliğe sığmayan Nazif Çelebi ağabey, asla (nur medresesini) dershaneciliği(!) bırakmamış, iman hizmetini şartların ve zamanın gerektirdiği gibi devam ettirmek için her şeyini feda etmiştir.
Manisa’da, Molla Emin hoca camisinde o dönemin çok da uygun olmayan zemininde kürsüden Nurları okumuş, mahkemelere düşürülmüş, Lapseki’ye sürgüne gönderilmiştir. (Manisa İlim Kültür Vakfı başkanımız Ali Katıöz ağabey tahsilini o sürgün yerinde, ayaklarını tam uzatamadan yatılan mekânda tamamlayıp icazet almış, hala ileri yaşına rağmen bütün mesaisini hizmetlere ayırarak; defalarca tutuklanan, sigaya çekilen Hüseyin Sel ağabeyimizle beraber hayatlarını bu sahada idame ettirmektedirlr!) Emin hocamız bazı arkadaşlarımız gibi yapmayıp, İ.Hakkı hocamız gibi evlatlarının da hizmet ehli insanlar olmasına ciddi önem verip buna vesile olmuştur.
Üniversite açıldıktan sonra ise pek çok ölmeyecek nur dershaneleri, pek çok vakıf arkadaşın cevelan ettiği Çamlık, Laleli, Kuşlubahçe, Muradiye vb. kültürlü insanlarla, ders dinlenen, muhakkak ağlayacağınız güzellikte Kur’an okunan, çok halisane ve ruh ve akla da tesirli namazların kılındığı harika ebedi dershanelerimizi bizzat derse de katılarak müşahede edin. Bazen mütalaalı derslerde Nurun inceliklerine vukufiyet kazanın!
Diyarbakır’da, (Antepli) Mehmet Kaya ağabey, (Nazım Gökçek, Necmeddin Şahiner ağabeylerin okul ve dava arkadaşı) arkadaşları ile –o zaman İHL’si öğrencisi, sonra İlahiyat mezunu olunca müftülükten emekli olmuş- Ahmet Ateş beyler, Mehmet Can’lar, gömleği kan olacak kadar zulme maruz kalanlar olduğu halde hizmeti bırakmamışlar, hala hizmetlerimiz içinde bulunuyorlar. (Ben 1974’te Diyarbakır’a yüksek tahsil için gittiğimde Türkiye’nin ilk mülk dershanelerinden olan Melikahmet’deki 10 Numara mühürlüydü. Eşyalar bahçede yıllardır çürümeye bırakılmış durumdaydı.)
Onların bir kısmı ebedi hayata geçtiler, kalanlar ihtiyar ve sıhhatleri çok uygun olmadığı halde dershanelerde, hizmetlerde devam ediyorlar! Şimdilerde onların devamı olanlar Himalaya’lara kadar gidip okuma programı yapıyorlar! Diyarbakır’ın ağır şartlarına rağmen, çatı katlarında bine yakın kişinin derse katılabildiği çift asansörlü kaç dershane olduğunu sayamadım, bilemiyorum!
Ama oralarda çok istifadeli derslere katıldık, istifade ettik, heyecanlandık, ağlamamıza mani olamadık! Askeri Yıldız, Ali Köprücü, İlyas Aykan, Mehmet Dilek, Fikret Özdemir, Abdullah Amca, Mehmet Coşkunsel, Hacı Yılmaz Ekinci ve pek çok harika ağabeylerle oralarda cevelan etmeyi dershaneleri ihya etmeyi, onlara dâhil olarak koşturmayı nasip etti
Rabbim, oralardan inşallah cennetlere geçmiş Hacı Muhammed Çetinkaya, “Ben Çermikte mavzerle yol kesen eşkıya gibiydim” diyen o kara kuru zayıf, naif ağabey, çok Nurlanmış, kalbiyle, yüksek imanıyla, basit araçlarla kısıtlı haliyle biriketçilik yaparken, hizmetlere, dershanelere, bizim kaldığımız yere de maddi manevi çok katkılar yapmıştı. İlk imkâna kavuşup evi üstüne ikinci bir daire yaptıklarında, orayı nur dershanesi olarak bağışlama yiğitliğini de göstererek, dershaneleri öldürmemeye ciddi çalışanlardan olmuştur. Halen bütün ailesi de hizmetlerle meşguldür.
Oralarda beraber olduğumuz çok arkadaşlarımız ülkemizin çok yerlerinde, öğretmen, esnaf, profesör seviyeleriyle, emekliliklerinde bile dershanelerle, derslerle yakın ilişki halinde hizmetlere devam etmektedirler elhamdülillah!
Çok sert şartlarda Silvan’da hanımının bilezikleri ve kendi birikimleriyle nur dershanesi açan Astsubay Sadettin ağabey motosikletiyle bizim derslerimize bile gelip bizleri tecrübeleriyle destekleyerek hizmetlerimizi yaşatanlar olarak kayda geçenlerdendir inşallah.
(Daha sonra Marmara bölgesinde bir yerde dershane işlerine devam ederken vefat eden bu ağabey yanlış olarak başka bir zata ait kabre defnedilmiş. Oranın sahipleri hukuka müracaat edip kabri değiştirirken, çok zaman geçtiği halde o astsubay ağabeyin naşının adeta bozulmadan durduğunu orada bizzat bulunup görenler şahitlik ettiler.)
Eskişehir’de, Ramazan günlerinde eğitim veya vazife için uçaklara binerken komutanları tarafından zorla emr-i vaki ile bisküvi yedirilip oruçları bozdurulan ağabeylerin anlattıklarını asla unutamam! O günlerde dershane açmışlar; onlardan bir komutanımız Timur ağabey hala oralarda dershane işleriyle ciddi alakadardır. (O dönemde, bir eğitim uçağı arızalanıp pilot atlayınca kanatları bile kopup bir füze gibi, o bisküvi yedirten komutanlardan birinin lojmanına çarpıp, enkaza döndürmüş!)
Urfa’da, Abdülkadir Badıllı, Mustafa Hoca, Terzi Ahmet ağabeyler en sert ortamlarda hizmeti, dershaneleri, pek çok yerlerde ve bilhassa Badıllı ailesinin Zehraiye Medresesinde devam ettirdiler elhamdülillah. O kadar Nurun efkârıyla ilgilendiler, yazdılar, anlattılar ki Harran Üniversitesi, Badıllı ağabeye Fahrî Doktora unvanı verdi! Şu zamanda oranın üniversitesinde çok ilim adamı cevelan edebilmektedir. Bazı akademik personelle katıldığımız belki bin kişilik Mustafa Hoca arkasında kılınan namaz sonrası çoğumuzu ağlatan müthiş bir dua ile başlayan çok kalabalık ve keyfiyetli Risale-i Nur dersi unutulacak gibi değil!
Batıda, Avrupa ve Amerika’da, Avusturya’da sayısız dershaneleri ziyaret ettik. Derslere katıldık. Okuma programlarına dâhil olup istifade etmeye, yardımcı olmaya çalıştık! Rahmetlik, Fırıncı, Birinci ve Zeki Şevkli ağabeylerle sık sık gittiğimiz, Stutgard’da, Manhaim, Köln, Duisburg, Hanofer, Viyana, Bleferd, Vitliş dershanelerindeki şevkli, heyecanlı dersleri hiç unutamıyoruz. Oraların hizmet ehliyle hala hizmetlerle ilgili görüşmelere, meşveretlere devam ediyor, irtibatımızı kesmiyoruz. Halen oralarda da dershaneler ölmedi, ölmesine müsaade edilmiyor elhamdülillah!
Yıllar önce İzmir’e üniversiteli kız kardeşlerimize dershane açarken yüksek idrakli bir tek eczacılık öğrencisine Rahmete gitmiş, Rahmi Akman hocamla, çok güvenerek, imkânlarımız yeterli olmadığı için hemen bütün ilçelerimizden halı, koltuk, ocak, buzdolabı, çamaşır makinesi, divan ve baza, perde, kap-kacak gibi bütün ihtiyaçları toplayıp bizzat bir iki arkadaş kamyonet ile dershane olacak yere götürdük, taşıyıp yerleştirdik, uzun süre ihtiyaçlarına da yardım ederek onlar mezun oluncaya kadar ilgilendik. Sonra ağabeylere devrettik bu hizmeti. Mezun olan kardeşimizin eczane açılışına Bakan Ağabeyimizle katıldık. Onlar da evlilik sonrası da hala hizmetlerle meşguller elhamdülillah.
İzmir, Seferihisar’da Adnan Bey ve Halil hoca var. Halil ağabey dershanesiyle Payamlı köyünde, Adnan kardeşimiz ise Seferihisar hizmetlerinde devam ediyorlar. Hatta, bütün Türkiye’den gelen öğrencilerle okuma programı yapmak üzere çalışıyorlar! Benim öğretmenlik yaptığım köylere de Halil ağabey defalarca ziyarete gelip Allah razı olsun Nurlara ısınmama vesile olmuştur! Tayini İzmir’e, oradan da Urla tarafına çıkınca da oralarda da dershane açıp öğrenci barındırmaya çalışmıştır. Manavları bile içki içilen yerlerde, İzmir ilçelerinde talebe yetiştirmeye büyük gayret göstermiş, dershaneleri öldürmemiştir, ihtiyarlık ve rahatsızlıklarına rağmen yaşatmaya köyünde bile devam etmektedir. Ben de zaman zaman oralara derslere gittim. Balonlarla hava zerratının modelini duvara takıp Hüve Nüktesini işledim. Bazı arkadaşların evlatlarının düğünlerine Nurlardan sohbet etmeye bile gittim.
Şerafettin Kartal ağabey veteriner astsubay kıyafetiyle kitaplarımızın posterlerini bizim bölgemizde duvarlara asıp, zamanın valisini ziyaret ederek ona kitaplarımızı hediye etmekten hiç çekinmemiş. Hapislere “Açın kapıları mihmana geldik, Yusuf-u Kenana geldik” diyerek giren ağabeyin, parmaklıklar arkasında, eski Akhisar Vakfı Alaeddin ağabeyle bir fotoğrafına, hala bakıp şevk alırım. O ağabey şimdi de ileri yaşına, ihtiyar ve sağlıksız vücuduna rağmen Kütahya’da öğrencilerin başında dershanede kalarak hala hizmetin mutfağında dershaneleri bütün ömründe de olduğu gibi yaşatmaya gayret etmektedir!
Kütahya, Gediz’de Hidayet ve Tahsin ağabeyler; bilhassa Şerafettin Ağabeyler ile Simavlı ağabeylerin de yardımlarıyla; bir bankanın şef pozisyonunda çalışırken Nurları tanımış, faiz müessesesinden acilen ayrılıp adeta sermayesiz zorlu bir ticaret hayatına başlamışlar. Kısa süre sonra harika bir Gediz Dershanesi açıp, -daha sonra Vakıf olarak Salihli’de hizmet yapan- Hüseyin Şengöz ile Muallim A.Kemal, Ali Gençkal ağabeylerle hizmet serüvenlerini öğrenin. Bizlerin de yetişmesine çok büyük katkıda bulundu onlar, çoğu cennetlerde beraber olmayı bekliyorlar inşallah. Arkadaşları yine pek çok dershaneyi yaşatmaya, hizmetleri ifa ederek devam ettiriyorlar. Biz her yıl oralara şevk almaya, ince meseleleri mütalaa etmeye, hizmet meselelerini meşveret etmeye, Murat Dağında çadırlarda okuma programlarına katılmaya gittik, Şerafettin Kartal ağabeyin su tabancasından çıkan sularla hiç uyuyamadan harika dersler dinledik elhamdülillah!
Ankara’da Feyzi Allahverdi, Mehmet Kurdoğlu, Said Özdemir ağabeylerimiz ve arkadaşları bir ömür boyu hizmetlerde, saray gibi mükemmel dershanelerde kalabalık büyükler ve kalabalık öğrencilerle çok istifadeli derslerine yıllardır devam ediyorlar, dershaneleri canlı tarzda ayakta durup devletimizin merkezinde hizmet merkezliğini fonksiyonel olarak yaşatmaya devam etmektedir.
Yarım asır önce Diyarbakır Bağlarda, hava alanı yakınlarındaki giriş kapısı yanında bir yapraklı ağaç dalı altında güneşten korunan büyük bir küpten maşrapayla soğuk su içerek girilen Eğitim Enstitüsü talebeleriyle dolu dershanede yer minderlerinde oturulurdu!
Şimdi Ankara’da hizmetlerle de ilgilenen M. Emin Değer Bey habersiz bir minibüs dolusu genci yemek zamanında pratik aşçılığımıza (!) da güvenerek derse getirirdi! Dershaneler eskiden nasıl yaşatılırdı, şimdi nasıl devam ediliyor oralardaki hizmetlere, o ağabeye sorun! Hatta oralarda beraber olduğumuz öğrenci kardeşlerimizin pek çoğuyla hala ayni aileden olmuşçasına görüştüğümüzü söyleyeyim de kardeşliğimizin o dershanelerde nasıl sağlam oluştuğunu anlayın. O dershanedeki dersin nasıl coşkuyla dinlendiğini, hakaikin nasıl iz’an haline geldiğini kabul edin!
Eskiden bodrumdaki Mardin dershanesine pencereden girilirken; şimdi arı kovanı gibi çalışan lüks dershanelerini “ölmeden, öldürmeden” ayakta tutan şarklı arkadaşların çayını içip onların dilinden Üstadımızın asrın idrakine sunulan ulvi derslerini dinleyin!
Daha çok ölmemiş dershane görmek için merhum Hacı Mirza ağabeyin, Vaiz Cemal Hoca ve halis arkadaşları olan ağabeylerin ve bilhassa evli vakıf olan Said Dolgun beyin -içtimaiyyatta savrulan meşrebinin cemaatinden ayrılıp- yıllarca “ölmeyen” dershanede yaşamanız çok şey değiştirirdi! Eski Batılı bir ağabey olan Zafer Ali’nin aldığı kuru sebze öğütücü makineden yapılan nefis çorbasından muhabbetle bir kahvaltı yapın, ölmemiş dershanedeki muhabbeti, dostluğu, ebedi arkadaşlığı görün! Oralarda nasıl hala dershanelerde harika tarzda hizmet edildiğini, cemaat ruhunu, dostluğu, hizmetlerimizi müşahede edin!
Bitlis’te, Huyut ailesinin adeta bütün fertleriyle gayret ettiği Üstadın memleketinde Mella Yusuf’un dershanesini de ziyaret etmeniz gerekir. Yaralı olarak uzun süre kaldığı dereyi görüp şevke gelmeniz, hizmetimizin kıymetini idrak için gerekebilir! Çok ulvi bir ortamda dışarısı karlarla kaplı iken onun muhabbeti ve adata sihirli, tatlı diliyle -tahta kurulu-dershanesinde çok rahat ve huzurla ders dinleyip, yatmalısınız.
Van’da, Yaşar Altaylı, Celal Huyut ağabeylerin mükemmel, kalabalık derslerin olduğu, saray gibi mükemmel dershaneleri de hiç “ölüm” emaresi göstermiyor, aksine gençleşiyor, gelişiyor. Yaşar ağabey Diyarbakır’da ırkçıların ortamı çok bozduğu zamanda da şimdi Van’daki huzur ortamında da dershaneleri hiç bırakmadı! Celal ağabey bütün kardeşleri ve yeğenleriyle hala yıllardır ailece Vakıflık yaparak hizmetimizin mutfağında duruyorlar!
İstanbul’da Abdullah Yeğin ağabeyimizin talebelerine ait Suffa Vakfı’nın çok faal Dershanesine gidip Mustafa Karaman beyin çok istifadeli şerhli, tanzimli kalabalık derslerine katılın, dershanenin çok “canlı”, asla “ölmeyecek” bir halde mükemmel çalıştığını müşahede edin.
Ve Fırıncı ve Birinci ağabeylerin yıllarca ikamet edip öldürmediği Nurtaşı’na gidin. Beraberce hizmete koşturdukları M. Karasan’ı cennetlere gönderip, Titovelesli Osman Sevimli ile birlikte bizzat yıllardır kalarak, daima derslerin yapıldığı bir mekân halindeki Dershanede Ahmet Tanyel ağabeyi görün. Çiçeklerle cennetten bir köşe halindeki terasta meşrepler dışı mütalaalı dersler katılın. Ragıp hocanın Nurlardan birbiriyle ilgili metinleri anında bulup yaptığı tanzimli derslerde Kur’an’a ait hakikatleri kolayca idrak edin.
İzmir’de Halıcı Hüseyin Çağdır, Çantacı Necmi İlgen, Bürocu Koca Yusuf, Kütüphaneci Saim Atlıhan Ağabeyler vb. pek çok halis ağabey, -hala onlara beş vakit aileleriyle beraber dualar ederiz- hizmeti, Egenin en problemli bölgesinde, en ağır şartlarda bile öldürmemişlerdir. Onların evlerinde, ilgilendikleri dershanelerinde, iş yerlerinde ne kadar verimli dersler, istifadeli sohbetler yapıldığını yaşayanlardan sorun! Hatta İzmir’in Harlemi gibi bir yerdeki dışarısı floresan lambalarla pırıl pırıl hale getirilmiş Roman Kardeşlerimizin dershanesine katılıp, gömlek ceplerinde büyük Cevşen taşıyan o halis arkadaşların derslerine uğrayın. Çantacı Necmi ağabeyin nasıl candan arkadaşlara Nurları tanıttığını, ölmeyen dershaneler açtırdığını bizzat görün.
Tireli Nur Talebelerinin hemen çoğu, Nuri, Ersan, Celal, Abdülnur vb. pek çok ağabey Risale-i Nur hizmeti sebebiyle hapse atılınca onların Nur Talebesi hanımları esnaf dükkânlarını da idare ederek, iman hizmetlerini hiç aksatmamış, dershanelerin, derslerin de organizesini sağlayıp derslere devam etmişler, hizmetlerimizi inkitaya uğratmamışlardır! Esnaflıklarını, sanatkârlıklarını terk edip, hizmet merkezi, kitaplarımızın teşhir ve satış bürosu açıp, o günün gazetesini dağıtarak tamamen hizmetimizle, dershanelerimizle ilgili –esasen hepimize ait olan- vazifelerine devam ederek onların ölmesine asla müsaade etmemişlerdir!
Biz de bazı arkadaşlarımızla, java motorumla Salihli-Uşak arasındaki taşlara, otobüs duraklarına, yol kenarlarına yazdığımız yazılarla, şehirlerin merkezlerinde kendi ellerimizle yazıp astığımız uzun reklam bezleriyle çevremizdeki her yerde davamızı ilan etmeye, insanları dershanelere, nur derslerine çağırdık. En menfi gençlerin kahvelerine gidip o cahil halimizle Nurlardaki harika iman hakikatlerini anlattık. Müslüman ve solcu grupların en öne gelenlerine kadar gidip davamızı usulüyle ifadeye çalıştık, dershaneleri öldürmedik şükür! Biz bizlerden çok birikimli, çok daha halis, becerikli, mizacı müsait arkadaşımızın varlığını görüyor, inanıyoruz ki hizmetimizi kıyamete kadar ulaştırabilir. İnsanlığı ebedi saadete götürebilir!
İsterseniz Milaslı Halil İbrahim ağabeyin memleketine bizim gibi ziyarete gidin, nasıl şartlarda cesurca dershaneyi kendi hanında açıp nelere muvaffak olduğunu görün, bugün bile mükemmel derslerin vefalı bir cemaatten Vakıf bir arkadaşımızla dershane hizmetiyle de devamını müşahede edin!
Böyle yüzlerce belki binlerce ağır vukuatlı hizmet hikâyelerinin bir kısmını Son Şahitlerde bulabilirsiniz! İnan ki dershaneler asla ölmeyecektir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.