Zafer KARLI
Risale-i Nur Perspektifinde Takva: 12 Temel Esas
Risale-i Nur’da takva meselesinin merkezinde çok açık bir tarif bulunmaktadır:
- “Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmektir.”
Bu tarif, takvanın temelini ortaya koyar. Fakat Risale-i Nur’da takva yalnızca günahlardan uzak durmak şeklinde ele alınmaz. Kebâirden kaçınmak, farzları yapmak, haramı terk etmek, günah karşısında sabretmek, nefisle mücadele etmek, Sünnet-i Seniyyeye ittiba etmek ve ihlâsı muhafaza etmek takvanın hayat içinde gerçekleşmesini sağlayan esaslardır. Bu çerçevede takvayı on iki temel esasta toplamak mümkündür.
- Takvanın özü günahlardan sakınmaktır.
Takvanın Risale-i Nur’daki en açık tarifi, Allah’ın yasakladığı şeylerden ve günahlardan uzak durmaktır.
- “Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmektir.”
Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Dolayısıyla takvanın merkezinde öncelikle terk ve içtinab vardır. Takvayı anlatırken bu asli tarifin dışına çıkmamak gerekir.
- Takvanın temel uygulaması mefasidi ve kebâiri terk etmektir.
Takva, kötülükleri ortadan kaldırmayı ve özellikle büyük günahlardan uzak durmayı önceleyen bir kulluk anlayışıdır.
- “Def’-i mefâsid ve terk-i kebâir üssü’l-esastır.”
Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Bediüzzaman'ın burada dikkat çektiği nokta önemlidir: İyilik yapmak ne kadar önemliyse, kötülüğü önlemek de özellikle tahribat dönemlerinde o kadar öncelikli hâle gelebilir.
- Farzları yapmak ve kebâirden kaçınmak birlikte düşünülmelidir.
Takva yalnızca yasaklardan kaçınmak değildir. Farzları yerine getirmek de kulluğun temel şartlarındandır.
- “Farzlarını yapan, kebîreleri işlemeyen kurtulur.” Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Bu ifade takvanın amelî çerçevesini çok açık biçimde ortaya koyar: farzların yerine getirilmesi ve büyük günahlardan kaçınılması.
- Haramı terk etmek de ibadettir.
Takvanın önemli bir özelliği, bir haramı terk etmenin sıradan bir “yapmama” davranışı olmamasıdır. Allah’ın emri olduğu için haramdan kaçınmak ibadet mahiyeti taşır.
- “Bir haramın terki vâcibdir.” Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Bu nedenle takva, insanın ne yaptığı kadar neyi Allah için terk ettiğiyle de ilgilidir.
- Takvanın terki salih amel mahiyetindedir.
Günahı Allah rızası için terk etmek, görünüşte bir şey yapmamak olsa da manevî bakımdan salih bir ameldir.
- “Takva içinde bir nevî amel-i salih var.” Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Bediüzzaman'ın bu tespiti, takvanın pasif bir çekilme olmadığını gösterir. Şuurlu bir terk de kulluk ve ibadettir.
- Takva niyet ve şuurla gerçekleşir.
Takvanın değeri yalnızca dış davranıştan ibaret değildir. Günahı terk ederken bunun takva niyetiyle yapılması önemlidir.
- “Niyetiyle, takva nâmıyla ve günahtan kaçınmak kasdıyla…” Kastamonu Lâhikası, s. 106.
Böylece takvanın üç boyutu ortaya çıkar: günahı tanımak, ondan kaçınmak ve bunu Allah rızası için yapmak.
- Tahribatın arttığı zamanda takvanın önemi daha da büyür.
Bediüzzaman, özellikle günahların, sefahatin ve menfî cereyanların yoğunlaştığı bir dönemde takvanın önemine dikkat çeker.
- “Takva bu tahribata karşı en büyük esastır.” Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Bu yaklaşım, takvayı yalnız ferdî bir ahlâk meselesi olmaktan çıkarıp zamanın şartları karşısında korunma ve muhafaza prensibi hâline getirir.
- Takva, günaha karşı sabır göstermektir.
Takvanın irade boyutunu en açık şekilde sabır bahsi ortaya koyar.
- “Mâsiyetten kendini çekip sabretmektir. Şu sabır takvâdır.” Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup, s. 271.
Burada takva ile sabır arasındaki ilişki doğrudan kurulmaktadır. İnsan günah karşısında kendisini tutabildiği ölçüde takvayı fiilen yaşamış olur.
- Takva nefisle mücadeleyi gerektirir.
Günahın kaynağı yalnızca dış çevre değildir. İnsanın kendi nefsinin arzuları ve desiseleri de takvanın önündeki önemli engellerdendir.
- “Nefs-i emmârenin desiselerine aldanmamalı.” Hizmet Rehberi, s. 273.
Bediüzzaman, nefis mücadelesinin sürekliliğine de dikkat çeker:
- “Mücâhedeyi âhir ömre kadar devam ettiren…” Hizmet Rehberi, s. 273.
Bu nedenle takva, yalnız dışarıdan gelen günahlara karşı değil, insanın kendi nefsine karşı da uyanık olmasıdır.
- Nefsi tezkiye etmemek takvanın ahlâkî muhafazalarındandır.
İnsan kendi kusurlarını görmez ve nefsini sürekli temize çıkarırsa takva şuurunu kaybetmeye başlayabilir.
Bediüzzaman, nefsin kendisini merkeze koymasını şöyle tasvir eder:
- “Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.” Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s. 443.
Buna karşı çözüm olarak ise:
- “Onu tezkiye etmemek, tebrie etmemektir.” Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s. 443.
Buradaki ölçü, insanın kendisini değersiz görmesi değil; nefsini hatadan münezzeh kabul etmemesidir.
- Sünnet-i Seniyyeye ittiba takvayı kuvvetlendirir.
Takvanın günlük hayatta korunmasında Sünnet-i Seniyyenin önemli bir yeri vardır.
“Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor.” Lem’alar, On Birinci Lem’a, s. 55.
Bediüzzaman, Sünnet-i Seniyyeye ittibanın günlük hayatı ibadet şuuruna taşıdığını da açıklar:
- “Âdâtını ibâdete çevirir.” Lem’alar, On Birinci Lem’a, s. 55.
Böylece takva yalnız büyük günahlardan uzak durmakla kalmaz; günlük hayatın küçük davranışlarında dahi kulluk şuurunu korumaya dönüşür.
- Takvanın ruhu ihlâs ve rıza-yı İlâhîdir.
Takvanın bütün bu boyutlarının gerçek anlamını kazanması için niyetin Allah rızasına yönelmesi gerekir.
Bediüzzaman ihlâs hakkında şöyle der:
- “İhlâsı kazanmak çok mühimdir.” Lem’alar, On Yedinci Lem’a, s. 137.
Ve ihlâsın temel ölçüsünü şöyle açıklar:
- “İhlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı İlâhîyi düşün.” Lem’alar, Yirminci Lem’a, s. 156.
Buna göre takva yalnızca haramdan kaçınmak değil; Allah’ın emrine riayet etmeyi, günahlardan uzak durmayı ve kulluğu yalnız O’nun rızası için yaşamayı hedeflemektir.
Sonuç
Risale-i Nur perspektifinde takvayı tek bir kelimeyle ifade etmek gerekirse, bunun en doğru karşılığı “içtinab”, yani Allah’ın yasaklarından bilinçli şekilde uzak durmaktır. Fakat bu içtinab, dar anlamda yalnızca “günah işlememek” değildir.
Takva:
- Günahlardan uzak durmaktır.
- Kebâirden kaçınmaktır.
- Farzları yerine getirmektir.
- Mefasidi defetmektir.
- Haramı Allah için terk etmektir.
- Bu terk edişi niyet ve kulluk şuuru ile gerçekleştirmektir.
- Günah karşısında sabretmektir.
- Nefsin desiselerine karşı uyanık olmaktır.
- Nefsi tezkiye etmekten sakınmaktır.
- Sünnet-i Seniyyeye ittiba etmektir.
- Günlük hayatı kulluk şuuru ile yaşamaktır.
- Bütün bunları ihlâs ve rıza-yı İlâhî ile yapmaktır.
Bediüzzaman'ın meseleyi çerçeveleyen temel ifadesi ise şudur: “İmandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i salih…” Tarihçe-i Hayat, Dördüncü Kısım, Kastamonu Hayatı, s. 265.
Dolayısıyla Risale-i Nur açısından takva, imandan sonra gelen temel kulluk esaslarından biri; günahlardan içtinab etmeyi merkezine alan, farzlarla güçlenen, sabır ve nefis mücahedesiyle korunan, Sünnet-i Seniyye ile hayatın bütününe yayılan ve ihlâsla Allah rızasına yönelen bir kulluk hâlidir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.