Fatih Altaylı Ata Demirer'in tevafukunu neden raslantıya çevirdi?

Istılahlar, yani tabirle kavramlar, neden önemli? Çünkü ıstılahlar size meseleleri neresinden/nasıl kavrayacağınızı öğretiyorlar. Evet. Tefekkürünüzün alfabesi onlarla şekilleniyor. Ben ıstılahları biraz da notalara benzetiyorum. Hangi notaları biliyorsanız, kalbinize gelen ilhamı, o notaların sûretiyle bestelemeye başlıyorsunuz. Yahut ilhamların gönlünüze/fikrinize semadan akan reşhalar olduğunu düşünelim. O zemzemi tutup, zaptedip, içebilmeniz için kablara ihtiyacınız var.

İşte zihninizin kapları kavramlarınızdır. En temel tanımlarınız anlamlarınızdır. Düşünce pratiklerinizdir. Onlarla bilgiyi kavrarsınız. Kabınızın şekline göre akanlar da bir şekil alır. Ne kadar kabınız varsa o kadar çok şekilde su tutarsınız. O kadar lezzette suyu muhafaza edersiniz. Kabınız azsa suyunuz da az olur. Bir de şekil sayısının elverdiği düşünme biçimleri var. Sözgelimi: Zihin dünyanızı hâzâ batılı kavramlarla kurmuşsanız, kendi ıstılahlarınızla inşa etmemişseniz, yazık, o zaman meseleleriniz sizin olsa bile sizde aldığı sûret sizce olmayacaktır. Çünkü kabın rengi/şekli ona başka sûret verecektir. Şol sebebten ıstılahlar pek önemlidir. Yani müslümanca ıstılahlara sahiplik önemlidir. Istılahına sahip olmayanın tefekkürü de müslümanca olmaz. O, kendisini ne denli bu yolun yolcusu sayarsa saysın, değildir.

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur külliyatı boyunca bizde en çok yaptığı işlerden birisi 'ıstılahların inşası'dır. Evet. Elhamdülillah. Neredeyse bütün bir Risale-i Nur külliyatı 'ıstılahların yeniden inşası' yolculuğudur. Müslümanca tefekkürün altyapı çalışmasıdır. Nasıl? Mesela: 'Tesadüf' kelimesi yerine yerleşmiş 'tevafuk' kavramı nurcuların bir alamet-i fârikası gibidir. Bunu alelâde bir değişiklik sanmayın sakın. Hayır. Asla. İnsanı bambaşka kılan birşey vardır bu değişimde. Yaşanılan dünyanın nasıl algılandığının, nasıl okunduğunun, nasıl anlamlandırıldığının değişimi vardır bu becayişte. 'Tesadüf' bambaşka bir kavramdır. 'Tevafuk' bambaşka bir kavramdır. Biri kördür. Öteki görür. Birisi gelişigüzelliği, sahipsizliği ve ilgili birçok mana âlemini arkasında sürüklerken; öteki; takdir edilmişliği, belirlenmişliği ve ilgili bütün bir cenneti saklar bağrında. Hatta diyebiliriz ki: 'Tesadüf' ve 'tevafuk' kelimeleri arasında 'iman' nüansı vardır. Tevafuk tesadüfe kıyasla mü'min bir kelimedir. Söylenildiğinde sahibinin imanını izhar eder. İşte biraz da o yüzden, Ata Demirer'i konuk aldığında, Fatih Altaylı, onun 'tevafuk' kelimesi kullanımını 'raslantı' şeklinde düzeltmeyi tercih etmişti. (https://www.youtube.com/clip/UgkxMyeyt7PmwST8YsyYQyjTJBYcR4CGtmsE) Yani ıstılahlarımızın nice önemli şeyler olduklarını dostumuz da bilir hasmımız da...

Risale-i Nur'da altı sıklıkla çizildiği için nurcuların kafalarında/kalplerinde sıkıca yerleşmiş böylesi kavramlardan iki tanesinin de 'vahidiyet' ile 'ehadiyet' olduğunu düşünüyorum. Vahidiyet, yani, Allah'ın Rabbü'l-Âlemîn oluşu. Ehadiyet, yani, Allah'ın 'Benim Rabbim' oluşu. Yahut da şöyle diyebiliriz: Vahîd 'Herşeyin Rabbi'dir. Ehad 'Herbirşeyin Rabbi'dir. Özlerinde 'birlik' manası bulunan bu kelimeler, Risale-i Nur evreninde, uluhiyetin iki farklı okunma şeklini bize öğretirler. Bu tıpkı, güneşin yansımasını devasa bir okyanus yüzeyinde görmekle, o okyanusun herbir katresinde özetlenmiş şekilde bulmak gibidir. Evet. Aynen. Öyle yüksekten manzarayı kuşatabilecek gözünüz olsa görürsünüz, güneş, okyanus yüzeylerinde de devasa bir yansıma yapar. Kendi sûretini orada da gösterir. Fotoğrafını çekersiniz. Fakat, o kadar vüs'atli bir kuşatma imkanına sahip değilseniz, üzülmeyin sakın, daldan süzülen damlacıkta dahi güneşin gül yüzünü gülümser bulursunuz. Cemalini seyredersiniz.

Cenab-ı Hak da bütün esmaü'l-hüsnasıyla herşeyin Rabbi olduğu gibi, yine bütün esmasıyla herbirşeyin de Rabbi'dir. Bütüne tasarrufu parçaları, hatta en küçük zerrelere kadar, ilgisinden uzakta kılmadığı gibi; zerrelere ilgisi de bütündeki tasarrufunu, hatta en büyük galaksilere kadar, görmezden getirmez. Hak Teala, herşeyi nasıl yaratıştaysa, herbirşeyi de aynı şekilde yaratıştadır. Herşey nasıl dikkatindeyse herbirşey de öyle dikkatindedir. Âlemleri bildiği gibi hatırat-ı kalbi de bilir. Duaları işitir. Sesleri duyar. Cümle şuunatı, sıfatları ve esmasıyla oldurur da oldurur.

Ben 'uluhiyet' ile 'rububiyet' kavramları arasında da 'vahidiyet' ve 'ehadiyet' veya 'celal' ile 'cemal' eksenli bir nüans bulunduğunu düşünüyorum şimdilerde. Allahu a'lem. Yani, uluhiyet, Cenab-ı Hakkın tasarrufunun en geniş/yüksek dairelerdeki tecellisinden haber veriyor. Rububiyet ise daha küçük alanlarda o uluhiyetin görünüşlerini saklıyor. Beşer aklımla uluhiyetin tasarruflarını kuşatabilmekte zorlanıyorum. Uzaktan uzağa manasına bakıyorum. Ancak rububiyet dendiğinde tecrübe alanıma giren şeyler konuşulur oluyor. Cenab-ı Mevla beni terbiye ediyor. Biliyorum. Yarattığı maksada hizmet edebilmem için varoluşumu tamamlıyor. Görüyorum. Vücudda kalış sürecim boyunca ihtiyaçlarımı karşılıyor. Tadıyorum. Beni maksûduma doğru götürüyor. Farkındayım. Bu süreç benim yaşadığım bir süreç. Uzağımda değil. Dokunulmaz değil. Kuşatılamaz değil. Uluhiyetin daha ehadî bir dairede deneyimlenmesi gibi. Yani sahadaki tecrübesi. 'Benim Rabbim' seviyesinde bir okunuşu.

Fakat, Cenab-ı Hakkın uluhiyetini bütünüyle kavramaya çalışsam, heyhat ki heyhat, galaksileri tesbih tanesi gibi çeviren kudreti, iradesi, ilmi vs. karşısında elbette acze düşerdim. Hülasa: Demem o ki: Ben Cenab-ı Hakkın uluhiyetini ancak rububiyet sûretinde tecrübe edebiliyorum. O zaman ancak benim algı, bilgi, düşünüş, hissediş alanıma giriyor. Zaten ehadiyet dairesi 'kolay okuyuşlar dairesi' gibidir. Mürşidim de bu makamda der:

"İ'lem eyyühe'l-aziz! İsm-i Celâl, alelekser nevilerde, külliyatta tecellî eder. İsm-i Cemâl ise, mevcudatın cüz'iyatına tecellî eder. Bu itibarla, nevilerdeki cûd-u mutlak, celâlin tecellîsidir. Cüz'iyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemâlin tecellîyatındandır. Ve keza, celâl, vahidiyetin tecellîsinden, cemâl dahi ehadiyetin tecellîsinden zahir olur. Bazan da cemâl, celâlden tecellî eder. Evet, cemâlin gözünde celâl ne kadar cemîldir; celâlin gözünde dahi cemâl o kadar celîldir."

Şununla da bitireyim: Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri bizi neden bir anne ve babadan halkediyor? Neden bazı bakteriler gibi eşeysiz üreme ile varlık sahnesine çıkarmıyor? (Tıpkı İsa aleyhisselama yaptığı gibi.) Bunun da, tıpkı ıstılahlar gibi, Alîm-i Hakîm, Mürşid-i Hakiki, Mevla Teala'nın bir eğitimi olduğunu kanaatindeyim. Nasıl? Yani, bir mürşid bize tefekkürümüzde gerekli kavramları eserleriyle öğrettiği gibi, Mürşid-i Hakiki olan Allah Teala da hayatımız için gerekli olan manaları bize tecrübelerle öğretiyor. Babanın aileyle/evladıyla ilişkisi bir okuma şekli verdiği gibi, annenin ailesiyle/evladıyla ilişkisi başka bir okuma şekli veriyor. Yetiştiriyor. Mesela: Arapçada evhanımları için 'rabbü'l-beyt' tabirinin de kullanıldığını okumuştum bir yerde. Zaten 'mürebbiye' de çocukları terbiye eden hanımlara verilen bir isimdir. Acaba şöyle birşey tefekkür edilse, Allahu a'lem kaydını unutmadan, çok mu hata edilmiş olur: Belki de çocuğun babası üzerinden okuduğu idare şekli onun 'uluhiyeti' kavraması için bir basamaktır. Belki de de çocuğun annesi üzerinden okuduğu idare şekli 'rububiyeti' kavraması için eşiktir. Yani her ikisi de aslında bir uyanıştır.

Hak Teala, bizi, daha doğumumuzdan itibaren böylesi iki farklı tarz idarecinin yönetimine vererek, kendisinin tasarrufunu, tecellisini, isimlerini, sıfatlarını farklı yönlerinden kavrayabilmeyi öğretmektedir. Nasıl ki, baba bir açıdan 'celal' dersidir, anne de bir nevi 'cemal' öğretisidir. Ve yine, baba, bir açıdan idarede 'uluhiyetin külliyetini kavrama' pespektifidir, anneyse 'detaylara inen terbiyenin rububiyeti okutması'dır. Allahu a'lem. Elbette burada sadece 'zihin egzersizi' yapıyorum. Beğenmezseniz yazının son kısmını 'Ahmed ne saçmalamış yahu!' deyip sallayabilirsiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.