Abdulkadir CEYLAN
Abdülmecid Nursi’nin Tercüme Ettiği Eserler-1
Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan Abdülmecid Nursi’nin1 tercüme ettiği eserlerden bazılarını anlatmaya çalışacağız inşallaah.
Büyük bir âlim olan Abdülmecid Nursi’nin tercüme eserleri Risale-i Nur Külliyatındandır. Bazı eserleri Arapçadan Türkçe’ye, bazılarını da Türkçe’den Arapça ’ya tercüme etmiştir. Tercüme eserlere geçmeden Necmeddin Şahiner’in tercümelerin başlaması hususunda anlattığı bir hatırayı nazarlarınıza sunmak istiyoruz:
“Üstad Mesnevi-i Nuriye ve İşarat-ül İ’caz isimli iki Arapça eserini, kardeşi Abdülmecid Efendinin tercüme etmesini istiyordu. Sık sık haber göndererek durumu soruyordu. Fakat Abdülmecid Ünlükul bir türlü başlayamıyordu. Nice boş zamanlar gelip geçiyordu. Bediüzzaman, Isparta’dan Konya’ya haber gönderiyor, mektup yazıyor kardeşini teşvik ediyordu.
Abdülmecid Efendi, Konya İmam Hatip Okulu ve Yüksek İslâm Enstitüsünde meslek derslerini okutuyordu. İmtihanların başladığı, meşguliyetinin çok olduğu bir mevsimde tercümelere başlamış ve kısa sürede bitirmişti. Oysa daha önceleri pek çok müsait zamanı olmuştu. Talebelerinden birisi, dikkatini çeken bu durumu hocasından öğrenmek istemişti:
“Hocam birçok boş zamanlar gelip geçti. Tatil ve yaz mevsimlerinde bu tercümeleri yapabilirdiniz. O zaman biz de size yardım edebilirdik. Niçin o zamanlar bu tercümeleri yapmadınız da, şimdi bu sıkışık zamanda yapıyorsunuz?”
Talebesinin bu sualine Abdülmecid Ünlükul şu cevabı vermişti: “Hazretim hiç sorma! Dün akşam rüyamda Seyda’yı gördüm. Mevlâna türbesinin civarında karşılaştık. Benden tercümeleri sordu. Mahcup oldum, bir cevap veremedim. Aniden Seyda öyle bir tokat vurdu ki, kendimi karşıdaki duvarda buldum. Nefesim kesilip, soluğum tutulmuştu. Vücudum yara, bere içinde kalmıştı.”
(Bu rüyayı anlatan Abdülmecid Ünlükul, o talebesine vücudundaki yara bere izlerini göstermiş.)
Böylece Mesnevî-i Nûriye ve İşârâtü’l-İ‘câz’ın kısa zamanda tercümelerini bitirmişti.”2
1. Kızıl İcaz Şerhi ve Tercümesi
Bediüzzaman Said Nursî’nin Süllem üzerine yazdığı haşiyedir. Tam ismi “Kızıl Îcâz alâ Süllemi’l Mantık” şeklindedir. Kitabın alt ismi olarak da “Hâşiyetu el-Üstâz Bedîu’z-Zamân Saîd en-Nûrsî alâ Metni’s-Süllem el Münevrak li’ş-Şeyh Abdirrahmân el-Ahderî” şeklindedir3
Bediuzzaman’dan sonra kardeşi Abdülmecid en-Nursî de eser üzerine bir şerh yazdığı içinde kapak sayfasının en altında “Kardeşi Abdülmecid’in şerhiyle birlikte” ibaresi de bulunmaktadır. Abdülmecîd Nursî bu şerhini 1965 (1385 h.) yılında Konya’da yazmıştır. Eseri daha sonra Molla Muhammed Zâhid el-Melâzgirdî tashih ederek ilk defa matbaa eliyle yayınladı. Eserin bu baskısı Dımaşk’da bulunan Matbaatu Berekât yayınevi tarafından 1387 (M. 1967-1968) yılında Muharrem ayında bastırıldı. Daha sonra birkaç defa matbaa baskısı yapılan eser Bediüzzaman’ın külliyatını Arapça’ya tercüme eden İhsan Kasım Salihî tarafından yeniden gözden geçirilerek yayınlanmıştır. “Kızıl Îcâz” üzerinde ayrıca Merhûm Molla Sadreddîn Yüksel hoca da bir takım ta’likler yazmış, bu ta’likleri merhumun oğlu Nedim Yüksel ve Müfid Yüksel’den temin eden Molla Musa Celalî onları Abdülmecid Nursî’nin de şerhiyle birlikte bir araya getirerek: “Tâlikât alâ Kızıl Îcâz” adıyla yeni bir haşiye kitabına dönüştürmüştür.4
Bediuzzaman’ın kardeşi merhum Abdülmecid Nursî, abisinin şerhini yeniden ele alarak üzerine birtakım ta’likler eklemiştir. Abdülmecîd Nursî haşiyesinin mukaddimesinde şöyle demektedir: “İmdi: Bil ki ben musibetlerin canavarlarının pençelerinden kaynaklanan bela dalgalarının çarpmalarının arasından kurtulduktan sonra kader beni 1950’li yılların başında Mevlâna Celâleddîn er-Rûmî’nin vilâyetine sevk etti. Ben de Mevlâna’nın yakınında Üstad’dan uzak bir yerde uyku gafletleri veya rüya esnası dışında ne onun beni ne de benim onu göremeyeceğim bir şekilde orada ikamet ettim. Bu durum Üstaz’ın vefat edip dâr-ı saadete şehid olarak irtihal etmesine kadar devam etti. Ben de hasretler içerisinde garip ve yapayalnız kaldım. Böylece vahşet beni vahdete ve insanlarla teması terk etmeye, yalnız yaşamayı insanlarla ünsiyet içerisinde yaşamaya tercih etmeye sürükledi. Ben de bu durumda kendisiyle kederlerimi izâle etmek ve sayesinde yalnızlığım esnasında bir teselli bulmak için ancak “Kızıl Îcâz”a haşiye yapmak ve onda bulunan lugazlara şerh yazmakla iştigal ettim. Böylece aklımı, içinde bulunduğu şiddetli halden bu meşgale sayesinde dinlendirmek istemiştim.”5
Abdülmecid Nursi, Kızıl İcaz’ı Arapça şerh ettiği gibi önemli oranda tercüme de etmiştir. Abdülkadir Badıllı Ağabey bu tercümeyi, tercüme ettiği Mesnevi-i Nuriye’nin sonuna eklemiştir. Tercüme ile ilgili olarak Badıllı Abi şunları yazıyor: “Merhum Molla Abdülmecid Efendi’nin Kızıl Îcaz Kitabı içerisinden umuma faydalı olacak çok mühim yerleri alarak tercüme ettiği şu risalecik, benim gözüme çok kıymettar görünüyordu. Müstakillen neşrini düşünüyordum. Fakat küçüktür, azdır, hem kitabın tamamı değil. Hayli zamandır yanımda bekliyordu. Mesnevî’nin tercüme ve tashihini bitirdiğim bu günlerde hatırıma geldi ki; “acaba Mesnevî’nin en âhirine bir nevi zeyl gibi ilhak ederek neşretsem bir be’si var mı ki” diye düşündüm. Getirip dikkatle bir mütalaa ettim. Mesnevî ile münasebetini düşündüm. Mesnevî’nin bazı mevzularıyla aşağı yukarı aynı mealdedir gördüm.
Merhum Üstadımızın da Kastamonu Lahikası’nda Mehmed Feyzi Ağabey’e onu ders verdiğini ve Feyzi’nin bir zaman o dersini Türkçe olarak kaleme alacağını veya almasını arzu ettiğini düşündüm. Şu halde madem Abdülmecid Efendi Ağabeyimiz, Hazret-i Üstad’ın vefatından sonra emek verip onu tercüme etmiş. Ve madem çok müştak talebeler, Kızıl Îcaz’ın mahiyetini bilmeyi çok merak etmektedirler. Öyle ise onu Mesnevî’nin âhirinde neşretmekte her halde bir beis olmaz inşâallah dedim. Belki de bununla merhum Molla Abdülmecid’in ruhu şâd olur.”6
Badıllı, Kızıl İcaz Tercümesi ile ilgili olarak şunları yazar: “Bunun tercümesi, Merhum Molla Abdülmecid Efendi tarafından olmuştur. Abdülmecid Efendi, Kızıl icazdan îmanî, akidevi ve müfid i'lemlerinden on iki tanesini tercüme etmiş, herkesin merak ettiği garib mevzuları muhtevidirler. Bu i'lemler aşağı yukarı Mesnevîdeki bazı i'lemler tarzındadır. Bu parçanın en sonunda Abdülmecid Efendi, Hz. Üstadın vefatından sonra ona hitaben yazmış olduğu bir mersiye-i hazine ile nihayetleniyor.7” Badıllı Ağabeyin Mesnevi Tercümesinin sonunda yer verdiği Kızıl İcaz parçaları Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından Kızıl İcaz’dan Seçmeler adıyla neşredilecektir.
Abdülmecid Nursi’nin Kızıl İcaz Şerhi, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz tarafından Türkçe’ye tercüme edilip 2020 yılında Osmanlı Araştırmaları Vakfı tarafından yayınlanmıştır.
Prof. Dr. Niyazi Beki, yaptığı Kızıl İcaz Tercümesinde Abdülmecid Nursi’nin Kızıl İcaz’a yazdığı haşiyelerden istifade ettiğini belirtmektedir.8
2. İşarat-ül İ’caz Tercümesi
Üstadımızın Vanlı talebelerinden Cahid Ünsal ağabey, Abdülmecid Nursi’nin daha Van’da iken İşarat-ül İ’caz’ı tercüme ettiğini söyler. İlgili sözleri şöyledir: “Üstadımızın kardeşi Abdülmecid Nursi, benim doğumumdan önce de Van’da bulunmuşlardı. İşârat-ül İ’caz tefsirinin Türkçeye tercümesini yaptığı sıralarda Van’daydı. Tercümeyi Van’da yapmıştır. Biz o zaman tanıştık, kendisiyle devamlı temas halindeydik. Kitabı tercüme ederken bir kenara çekilip o şekilde çalışırdı.”9 Bu konuda şunu söyleyebiliriz. Abdülmecid Nursi’nin Van’da yaptığı tercüme Üstadın ondan isteği değil, kendi kararıyla yaptığı tercümedir.
İşarat-ül İcaz eserinin Abdülmecid Nursi tarafından tercüme edilmesi serencamını Abdülkadir Badıllı şöyle yazıyor:
“Üstad, tercüme vazifesini kendi kardeşi Molla Abdülmecid Efendi’ye tevdi’ buyurmuştur. Seyda Molla Abdülmecid ise; yaşlılığı, kederdarlığından ilk başta mazeret beyan etmişse de, Hz. Üstad, bu büyük hayrı ona yüklemiştir. Lâkin Seyda Molla Abdülmecid Efendi, Hz. Üstad’ın yanında nazdarlığı, serbestliği hesabiyle; İşarat-ül İ’caz’ın tercümesini cümle-cümle, kelime-kelime, harf harf takip ederek değil, serbest tercüme denilen usul ve uslûpla yürütmüştür.
Mesnevî-i Arabî’yi de aynı tarzda tercüme etti. Hz. Üstad’ın üstteki mektubunda işaret buyurulduğu tarzda: “Cümleleri bir derece izah” arzusu da; –Arabî metne nazaran– tam olarak yerine getirilerek değil, bazı yerlerde Arabî metnin aynı tercümesinden çok, Nahvî bir takım izah ve yorumlar getirmiştir. Ayrıca Seyda Molla Abdülmecid’in serbest olan tercümesi, yer yer cümle veya bahsin tamamından umumî bir mefhum mâna alınmış, bazı yerlerde de atlamalar olmuştur. Amma her şeye rağmen, bu mübarek ve ihlaslı tercüme, elli seneye yakın zamandan beri tedavülde kalmış ve pek çok istifadelere medar olmuş ve olmaktadır. Cenab-ı Allah merhum Seyda-yı Molla Abdülmecid’den ebeden razı olsun. Âmin...
Merhum Molla Abdülmecid Efendi “İşarat-ül İ’caz”ı Türkçe’ye tercüme ettikten sonra, Hz. Üstad’a göndermiş, Üstad Hazretleri’de, ona tashih ve ilave noktasında herhangi bir tasarruf ile fazla bir şey yapmadan, bir kâtibi olan merhum Hüsrev Ağabey’e –eski harfle teksir etmesi için– gönderdiğinde, ya da teksirinden sonra; bu tefsir için yazmış olduğu mukaddimelerden “Tenbih” başlıklı kısma “Üç Nükteli” bir haşiye ilave etmiştir. Bu tenbihli mukaddimeyi mevkiinde aynen kaydedeceğimizle beraber, burada yapılan tercüme mevzu ile alakadar “Üçüncü Nükte”sini acele edip kısmen kaydetmek istiyoruz:
Hazret-i Üstad’ın şu ifadesindeki emri üzerine ve o istikamette, eserin Türkçe tercümesi merhum Hüsrev Ağabey’inin yazısıyla teksir edildikten sonra, merhum Ceylan Ağabey de, onun aslı olan Arapçasını yazarak teksirle birkaç nüsha çoğalttırmış ve tercümesiyle birlikte ciltlettirilerek, Hz. Üstad’ın emri ile mühim yerlere gönderilmiştir. Lâkin bilahare bu Türkçe tercüme, yeni yazı ile matbaalarda neşredilirken, Hüsrev Ağabey’in hattıyla olan eski harf teksir nüshanın aynısı yeni yazıya çevrildiği gibi; münafıklarla ilgili olan on iki ayetlerin tercümeleri, Hz. Üstad’ın emri ile içinden çıkarttırılarak neşrettirildi.”10
Eserin sonunda Abdülmecid Nursi eserin tercümesindeki zorluklara dikkat çekerek şunları söylemiştir: “Allah'ın avn ü inayetiyle ümidimin, iktidarımın fevkinde şu tercümeyi iyi kötü yaptım; noksanları çoktur, müellifçe ıslahları lâzımdır. Zâten onun himmetiyle bu kadarını ancak yapabildim. Yoksa nazm-ı Kur'andaki îcazlı olan i'cazı, kısa ve veciz olarak beyan eden bu tefsiri sönük, kör bir fikirle tercüme etmek, Abdülmecid'in işi değildir. Yine onun fart-ı şefkatinden himmeti yetişti, ikmaline muvaffak oldum. Müellifin küçük kardeşi ve Nur talebesi Abdülmecid.”11
İşarat-ül İ’caz tercümesi konusunda Hafız Namık Şenel şunları söyler: “İşârâtü'l-Îcaz'ın tercümesinin Hacı Abdullah tarafından yapılması söylendiğinde Üstad Hazretleri, 'Ne Hacı Abdullah Efendi ne de Mısır uleması ondaki îcazı yerine getiremezler. Ondaki en ufak bir nükte birçok meseleyi ifade eder.' demiştir. Ve neticede bu risaleyi kardeşi Abdülmecid Efendiye tercüme ettirmiştir. Abdülmecid Efendi de kendi itirafıyla Üstad'ın feyzinin devamlı yanında olduğunu ifade etmiştir.” 12
Hazret-i Üstad ilk başta, Abdülmecid'in yaptığı Türkçe tercümesi ile birlikte, Arapçasını da başına ekleyerek ikisini bir cild içinde neşrettirmiştir.13
Badıllı, “Arabî İşarat-ül İ'cazın Türkçeye tercümesi, Arapça ve Türkçe ayrı ayrı teksir edilip neşredildiği tarih 1952-1953 arasıdır”14 bilgisini vermektedir.
Ahmed Gümüş, İşarat-ül İ’caz tercümesi konusunda şunları söyler: “Konya’da bir gün yorgancı Hacı Mehmet Parlayan'ın dükkânındayım. Söz İşârâtü'l İ'caz'dan açıldı. Hacı Mehmed İşârâtü'l İ'caz'ın at üstünde, avcı hattında şehit ruhuyla yazıldığını anlattı. Arapçadan tercüme edilmesini de Üstad’ın kardeşi Abdülmecid efendiden başka kimsenin gücünün yetişemeyeceğini söyledi. Abdülmecid efendiye gittim, ‘Tercüme etsek olur mu?’ dedim. ‘Olur’ dedi. Ben de Zübeyir ağabeye, ‘Mesnevi-i Nuriye ile İşârâtü'l-İ'caz'ı Abdülmecid efendinin tercüme etmesine Üstad’ımız müsaade eder mi?’ diye yazdım. Üstad Hazretleri ‘Demek İmam Hatip Okulu talebelerinin ihtiyacı var...’ demiş ve kabul etmiş. Bunun üzerine Zübeyir Ağabey Abdülmecid Efendiye bir mektup yazıyor, mektubu Abdülmecid efendiye ben getirdim. Abdülmecid Efendi mektubu evvela kendisi okudu, sonra bana okudu; ‘Nur-u aynım, bana hayat kazandırdın; boştum, işsizdim. Hazret bana hizmet verdi. Buna sen sebep oldun’ dedi ve gözlerimden öptü.
Abdülmecid Efendi İşârâtü'l İ'caz'ı tercüme ettikçe formalar, Isparta’ya Rüştü Çakın ağabeye benim ismimle gönderilirdi. O sırada Abdülmecid Efendi ile Hz. Üstad arasındaki mektuplaşma usulü şöyleydi; mektuplar önce Konya’ya Hacı Mehmet Parlayan'ın dükkânına geliyor, ben de onları alıp Abdülmecid efendiye götürüyordum. Konya’dan da Rüşdü Çakın ağabeye gönderilirdi mektuplar. Oradan Üstad’a verilirdi. Böylece İşârâtü'l İ'caz 1955 senesinde tercüme edilmiş oldu.”15
Abdülmecid Nursi Ağabey’in yaptığı İşarat-ül İ’caz tercümesi günümüzde Risale-i Nur neşriyatı yapan bütün yayınevleri tarafından yayınlanmaktadır.
3. Mesnevi-i Nuriye Tercümesi
Abdülmecid Nursi’nin tercüme ettiği önemli eserlerden biride Bediüzzaman Said Nursi’nin Arapça olarak yazdığı Mesnevi-i Nuriye eseridir. Mesnevi-i Nuriye ve İşarat-ül İ’caz tercümeleri konusunda Dr. Cemil Şahinöz şunları yazmaktadır:
“Bediüzzaman Said Nursi’nin “İşaratül İcaz“ ve “Mesnevî-i Nuriye“ eserlerinin Arapça'dan Türkçeye farklı tercümeleri mevcut. Fakat hiçbiri bizzat Bediüzzaman’ın kardeşi olan ve kendisinden 15 sene ders almış olan Abdülmecid Ünlükul’un daha üstad bizzat hayattayken yaptığı tercümelere benzemez.
Abdülmecid Efendi'nin tercümelerini okuduğunuz zaman, adeta Bediüzzaman’ı okuyor gibisiniz, üslup, kelime hafızası birbirine çok benziyor. Bazı bölümleri kendi anlayışına göre özetlemiş olmasına rağmen, özet olduğu dahi anlaşılmıyor. Aynısı Bediüzzaman’ın az bilinen “Kızıl İcaz“ eseri içinde geçerli. Abdülmecid Efendi, bu zor eseri 1965’de şerh eder. Tercümeleri o kadar iyiki, bundan dolayı Bediüzzaman’ın talebesi Zübeyir Gündüzalp, şartlar uygun olsaydı bütün külliyatı Türkçe’den Arapça’ya, Arapça’dan Türkçe’ye Abdülmecid Efendiye tercüme ettirmek istemişti.
Mesnevî-i Nuriye“nin tercümesiyle ilgili Abdülmecid Efendi şu ifadeleri kullanır:
“Risâle-i Nur Külliyatı’ndan el-Mesneviyyü’l-Arabî (Mesnevî-i Nuriye) ile muanven büyük Üstad’ın cihanbaha pek kıymettar şu eserini de Allah’ın avn ve inayetiyle Arabîden Türkçe’ye çevirmeye muvaffak olmakla kendimi bahtiyar addediyorum. Yalnız, aslındaki ulviyet, kuvvet ve cezaleti tercümede muhafaza edemedim. Evet, o cevher-baha hakikatlere zarf olacak ne bir harf ve ne bir lâfız bulamadım. Tercüme lisanı da fikrim gibi nâkıs ve kasır olduğundan, o azîm imanî ve cesîm Kur’ânî hakikatlere ancak böyle dar ve kısa bir kisveyi tedarik edebildim. Ne hakkın ve ne hakikatin hatırı kalmış. Fabrika-i dimağiyemin bozukluğundan,bu kadarını da, müellif-i muhterem Bediüzzaman’ın mânevî yardımlarıyla dokuyabildim. Evet, bir tavuk, kendi uçuşuyla şahinin veya kartalın uçuşlarını taklit ve tercüme edemez. Bu, hakikaten aslına uygun ve lâyık bir tercüme değildir. Pek kısa bir meal, bazan da tayyedilmiş, tercüme edememiş. Çok yerlerde yalnız mealini aldım. Bazı yerlerde de tayyettim. Ancak, aslındaki hakaiki evlâd-ı vatana gösteren küçük bir aynadır.”
Bediüzzaman’ın Talebelerinden Hulusi Yahyagil, tercümelerle ilgili şunları söyler:
“Hazret-i Üstad Abdülmecid Efendi için daima ‘mühim bir âlim’ diye bahsederlerdi. Hem Mesnevî hem de İşârâtü’l-İ’câz eserini tercüme etmiştir. Hazret-i Bediüzzaman, Arabî Mesnevî-i Nuriye’yi çok eski tarihlerde Ankara’da tab etmiştir. O zamanların âlimleri, ondan istifade edememişler. Onun üzerine kardeşi Abdülmecid’e tercüme ettirmiştir. Buna rağmen Arabî eserinin bazı bahislerinin içinden çıkamayınca ‘Burasını müellifi müşarün ileyhe bırakıyorum’ diye yazardı. Gösteriyor ki bu iki eser, bu iki kardeşin ve üstadlarımızın tefsiri ve tercümeleridir.”
Bu muhteşem tercümeleri de bizzat Bediüzzaman kendisinden istemişti. Bediüzzaman, Abdülmecid’e “Abdülmecid, Mesnevi ve İşaratu’l İ’caz’ı Türkçeye tercüme et” der. Abdülmecid ise “Seyda, senin eserini ancak sen tercüme edebilirsin. Senin üslüb-u Ali ile neşrettiğin eserleri ben değil yüz ulema bir araya gelse yine tercüme edemezler” şeklinde cevap verir. Bediüzzaman tekrar “Kırk yıldır seni görmedim, hem bu hizmet-i imaniyedeki tekasülüne keffaret olarak Mesnevi ve İşaratu’l İ’caz’ı tercüme etmelisin” der. Abdülmecid kendisine yine “Aman Seyda, ben nasıl cüret edeyim? Ancak siz yapabilirsiniz” diye yanıt verir. Bediüzzaman üçüncü defa “Kardeşim Abdülmecid, sana emrediyorum Mesnevi ve İşaratu’l İ’caz’ı Türkçeye tercüme edeceksin” deyince, artık kabul eder ve “Emir buyurursunuz Seyda, sizin manevi muavenetiniz ve ruhaniyetinizin imdadıyla inşaaallah ancak muvaffak olabilirim” der.“16
Rıfat Filizer Ağabey de Mesnevi tercümesi konusunda şunları söyler:
"Üstad'ımızın kardeşi Abdülmecid Ünlükul'la da münasebetlerim olmuştur. Risale-i Nur Külliyatından Mesnevi-i Nuriye'nin Arapçadan Türkçeye çevrilmesi benim ricam ve Üstad'ımızın emir buyurmaları neticesi, yine hocamız Abdülmecit tarafından icrâ edildi."17
Hüseyin Hüsmen Duran, Mesnevi Tercümesiyle ilgili olarak şunu anlatıyor:
"Bir ara Eğirdir'de kitap getirmeye gittim. Üstadı tekrar ziyaret etmek nasip oldu. Bu gidişimde Üstad bir liste çıkarmıştı. Bu listede Mesnevî'nin gittiği ülkeler yazılıydı. Öyle ülkeler ki, adını hiç duymadığım ülkeler. Üstad bana 'Arapça biliyor musun?' dedi. 'Bilmiyorum, ama öğrenmek istiyorum.' dedim. Üstad 'Mesnevî'yi getir Zübeyir' dedi. Zübeyir Ağabey Arapça bir Mesnevî getirdi. Üstad bir kaç satır okudu, tercüme etti. 'Bunu sana hediye ediyorum. Konya'da kardeşim var, Abdülmecid Efendi, ona götür sana ders versin.' dedi. Abdülmecid Efendiye götürdüm, 'Bunları ben de anlamıyorum.' dedi. Ben de, 'Anladığın tarzda anlat.' dedim."
"Üstad bir sene sonra bana ve kardeşi Abdülmecid Efendiye mektup yazmış. 'Kardeşim Hüseyin, sana verdiğim Mesnevî'yi Abdülmecid Efendiye ver, tercüme etsin.' Abdülmecid Efendiye de aynı şekilde diyor ki: 'Hüseyin'den al, tercüme et.' Nihayet mektup gelince Abdülmecid Efendiye gittim. Ben gidince o da Mesnevî'yi aldı, okumaya başladı, papağan gibi anlatmaya başladı. 'Anlamadığım kitabı anlamaya başladım.' diyordu." "Abdülmecid Efendi 'Demek Üstad bana sevap kazanayım diye bu tercümeyi yaptırıyor, önceden anlamıyordum, bak şimdi anlatmaya başladım.' diyordu."18
Mesnevi-i Nuriye’nin tercümesinin serencamını Abdülkadir Badıllı ağabey şöyle anlatmaktadır:
“Mesnevînin tercümesi ise, İşarat-ül İ'cazın tercümesinden sonra ve Üstad tarafından Arapçadan Türkçeye genişçe çevirilen Hutbe-i Şamiye'nin, Abdülmecid tarafından Arapçaya tercümesinden ve 1953 Ağustosunda Üstad Hazretleri Isparta'ya yerleşmek üzere teşrifinden sonra; tercümesine başlandığı gibi; Emirdağ'da iken, Lemaat ve İşarat-ül İ'cazı medrese dersi tarzında talebelerine ders verdiği misillü, Mesnevi’yi de Isparta'ya gittikten sonra iki defa baştan sona kadar Arapçasından yanındaki talebelerine ders verdi. Daha sonra bunu da İşarat-ül İ'caz gibi kardeşi Abdülmecid'e, büyük bir kısmını Türkçeye tercüme ettirdi ve 1954 sonlarında bu tercüme teksir edilerek neşredildi. Bu Türkçe tercümenin neşrinden önce de onun Arapçasını İnebolu teksir etmişti. Böylece Mesnev-i Arabî de, artık hem Arapça hem de Türkçesiyle Risale-i Nur silsilesine ilhak edilmiş oldu.”19
Badıllı abi, Bayram Yüksel ağabeye yazdığı bir mektupta Mesnevi tercümesi konusunda şunları yazar:
“Mesnevî ise, Üstad’ımız onun tercümesini istedi. Lahikalarda Üstad’ımızın sarih ifadeleriyle, ilk başta Ankara, Isparta ve Abdülmecid olmak üzere üç merkeze gönderildi. Abdülmecid Efendi’den başka bir tercümesi yapılamadı. Çünkü Mesnevî’nin tercümesi için sadece Arapça bilmek yetmediğinden, merhum Molla Abdülmecid, Üstad’ın lisanını ve tarz-ı üslubunu bildiği için bir derece muvaffak oldu.”20
Mesnevi-i Nuriye Tercümesi bugün Risale-i Nur neşriyatı yapan bütün yayınevleri tarafından neşredilmektedir.
Değerli dostlar! Bir ilim deryası olan Abdülmecid Nursi’nin eserlerini elbette birkaç damla hükmünde olan birkaç yazıya sığdırmak mümkün değildir. Abdülmecid Nursi Ağabeyin tercüme eserlerini anlatmaya devam edeceğimiz bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 13-14
3. Prof. Dr. Mehmet Salih GEÇİT, Bedîuzzaman Said Nursî’nin Kızıl Îcâz Şerhi Üzerine Yazılan Talikat Çalışmalarına Genel Bir Bakış, Muhakemat Uluslararası Risale-i Nur Araştırmaları Dergisi, 1/2 (Aralık 2022), sh 49
4. A. g. m, sh. 50
5. A. g. m, sh. 51
6. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Mütercim: Abdülkadir Badıllı, İttihad Yayınları, sh. 698
7. A. g. e, sh. 734
8. Prof. Niyazi Beki'den iki çalışma: Kızıl İcaz tercümesi, Kıyamet Alametleri, Risale Haber, 28 Eylül 2020; https://www.risalehaber.com/prof-niyazi-bekiden-iki-calisma-kizil-icaz-tercumesi-kiyamet-alametleri-388763h.htm
9. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 4, Nesil Yayınları, İstanbul 2010, sh. 79
10. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Mütercim: Abdülkadir Badıllı, İttihad Yayınları, sh. 11-12
11. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Mütercim: Abdülmecid Nursi, Envar Neşriyat, sh. 212
12. Son Şahitler 4, 107
13. Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat c. 3, sh. 1652
14. A. g. e, sh. 1656
15. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 7, sh. 37
16. Dr. Cemil Şahinöz, Bediüzzaman’ın kardeşi, alim Abdülmecid Nursi, Risale Haber, 11 Haziran 2020; ; https://www.risalehaber.com/bediuzzamanin-kardesi-alim-abdulmecid-nursi-22108yy.htm
17. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 2, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 319
18. Son Şahitler 4, sh. 295
19. Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, c. 3, sh. 1653
20. İhsan Atasoy, Bayram Yüksel ve Ali Uçar, Nesil Yayınları, İstanbul 2007, sh. 158
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.