Mustafa NUTKU

Mustafa NUTKU

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni ders yılının başında söylenebilecekler

A+A-

Okul çağında çocukları bulunan Müslüman ailelerinde okula başlayacak çocuklarının okulla ilgili maddî ve manevî meselelerinin meşguliyeti her ders yılı başında tekerrür etmektedir. Okula giden çocukları olan şuurlu Müslüman ana-babalar, bilhassa dinî tedrisat yapılmayan okullarda yeni bir ders yılına başlanırken, belki her yıl bazı endişeleri hissediyorlardır.

Bilhassa köylerimizde, okullarla ilgili şu iki kısa hüküm cümlesinin çatışmasına çok rastlanır:

“Okula giden, adam olur.”

“Okula giden, dinsiz olur.”

* * *

Bu çatışan iki hüküm cümlesinin arasında hakemlik yaparak, bir veya birkaç cümle ile meseleyi doğru bir hükme bağlamak kolay değildir. Zira bilhassa dinî tedrisat yapılmayan bir okula giden ve  tahsilini tamamlayanlar arasında “adam” olanlar da, “dinsiz” olanlar da bulunabilir. Hem, okula gitmeyenler arasında “dinsizler” de çoktur.

Meseleyi teferruatlı bir şekilde düşünmeden basit görüşlülükle “kestirip atmak”, yanlış hüküm vermeye sebep olur.

Hem “adam olmanın” ve “dinini muhafaza edebilmenin” şartları nelerdir ki, bunlar üzerinde bir okulun tesirini doğru olarak tespit edebilelim?

“Adam olmak”, hakikî insaniyetini idrâk etmek ve hakikî insaniyetini yaşamak demektir, bu ise İslâmiyet'le olabilir. Bunu gerçekten verebilen bir okul varsa, oraya giden büyük bir ihtimalle “adam” olur. “Böyle bir okul bulamıyoruz” diye büyük bir müşkülpesentlikle okulları tamamen boykot etmenin ise, doğru olacağı iddia edilemez.

Çünkü okulların verebileceği çok şeyler olabilir. İslâmî yaşayıştan taviz vermemek şartıyla bunlardan istifade etmek, aklıselimin icabıdır. Hem de her meslekten dindar ve ahlâklı kişilere İslâm cemiyetlerinin de büyük ihtiyaçları vardır ve o mesleklerle ilgili bilgileri öğrenmek, İslâm dininde “farz-ı kifaye”dir, Müslüman doktor, Müslüman mühendis, Müslüman eczacı, Müslüman hukukçu, Müslüman iktisatçı, Müslüman öğretmen, vd’nin yetişebilmesi için, bilhassa büyük bir insan cemiyetindeki bazı Müslümanların bu mesleklerle ilgili eğitim veren okullara devamları ve mezun olmaları icap etmektedir.

*  *  *

Acaba, “Okula giden dinsiz olur” iddiasının gerçeklik derecesi nedir?

Maalesef, mevcut maarif sistemimiz yıllardır birçok bakımlardan islâh edilmeye  ihtiyaç göstermektedir. Bu sebeple, bilhassa ailelerinden ve onun çevresindeki muhitlerinden iyi bir dinî terbiye almayan, dinî tedrisat da yapılmayan bir okulun öğrenciliği için uzak yerlere gidip oralarda iyi bir okul ve muhit içine giremeyenler arasında, “İslâm dininden çıkmak” halini  gösterenlere de maalesef rastlanabilmektedir. Bu şekilde okula gittikten sonra "dinsiz” olmak, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” ata sözümüzün en kötü misallerinden biridir. Bir insan için bu, en kötü bir âkibettir!

*  *  *

Fenden ve felsefeden gelen dehşetli dinsizlik cereyanlarının İslâm imanının  esaslarına devamlı olarak hücumda bulunduğu bir zamanda yaşıyoruz. Köyde, tarlası ile veya hayvanları ile meşgul olan Müslümanlar bu dehşetli iman-küfür savaşının ileri saflarından bir derecede uzak sayılabilirler; bu sebeble de “İslâm imanı ile onu inkârın (küfrün) savaşından" onların bizzat alabilecekleri yaralar, zararlar ve kayıplar şehir hayatı içindekilere nispeten daha az olabilir ve onlar bu savaşın geri saflarında olmakla bir derecede mahfuz sayılabilirler. Bu manevî savaşın en ileri saflarından biri, belki bütün saflarından da ileride olanı ise, dinî tedrisat yapılmayan okullardır. Dinî tedrisat yapılmayan okullarda İslâm dinini hedef alan küfür (İslâm dinini inkârcılık), çeşitli vesilelerle, çeşitli silahlar ve üniformalar kuşanmış halde ve çeşitli şekillerde, İslâm’ın iman esaslarına saldırır.

*  *  *

Dinî tedrisat yapılmayan bir okula gittikten sonra evladının değiştiğini, İslâmî inançlarının zayıfladığını, günde beş vakit  namaz kılmayı terk ettiğini, İslâm dininin emir ve yasaklarını tenkide cür'et ettiğini söyleyerek evlatlarının o okullara gittikten sonra onlarda meydana gelen çok yanlış bazı hallerinden şikayet edenler ve bundan sonra da şikayet etmeleri çok muhtemel olan anneler ve babalar, evlatlarını dinî tedrisat yapılmayan okullardaki “manevî savaş” alanına onların “aile içi eğitimini” gerekli ve yeterli şekilde vermeye çalışmadan gönderirlerse, onların o okullarda “manevî yaralar” almaları ve o “manevî yaraları” tedavi edilmez ve iyileştirilmezse de “manevî ölümleri” ile dünya imtihanlarını kaybetmeleri, büyük bir ihtimal dahilindedir

 

*  *  *

Çünkü dinî tedrisat yapılmayan okullardaki “manevî düşman” bazen “Darwinizm” olur; öğrencilerini Hz. Âdem (a.s.) ile beraber bütün peygamberler silsilesi ile birlikte “kendi insaniyetini” de inkâr ettirmeye (!) ve kendi emsalini insan görünüşünde fakat “konuşan hayvan” gibi görmeye kadar varan bir hale  düşürmeye çalışır!

Bazen de, o “manevî düşman”, “ilericilik” ve medeniyetçilik” kisveleriyle manevî saldırılar” yaparak, “bizi İslamiyet’e bağlılığın geri bıraktığını, ‘çağdaş milletler seviyesine ulaşmak için’ İslâmiyetten uzaklaşmamız gerektiğini” (Hâşâ), gençlerin kalbine “manevî bir bıçak” gibi saplayarak, ondaki İslâmiyet’i söküp atmağa çalışır!

Okullardaki manevî düşman bazen “tabiata ulûhiyet vererek”, bazen “herşeyi tesadüflere bağlayarak”; bizi yaratan ve yaşatan ve bu "dünya imtihanını" kazanacaklara "ebedî cennet ve ondan bin misli kadar daha büyük Rü'yetullah (cennette Allah'ı görmek) saadetleri vereceğini vaad eden “Allah’ın bazen Hâlıkiyetinin, bazen Rezzakiyetinin, bazen Kayyumiyetinin ve bazen de diğer Esma-i Hüsnâsının bu kâinatta ve bu kâinat içinde bilhassa dünyada görünen tecellilerini yok saymaya ve yok saydırmaya  çalışarak", çok dehşetli mânevî taarruzlarını da yapar!

*  *  *

Allah korusun! Memleketimizde "unumî bir bir seferberlik" ile "maddî bir harb" olsa, oğlu o harbe gidenler ne kadar endişeler ve meraklar içinde kalırlar!

Halbuki öyle harbler, niyetinde ve yaptığı işte  İslâm imanı ve onunla ilgili amel-i  olan askerler için “şehitlik” veya “gazilik” sıfatlarının kazanılmasına vesiledir. Şehitler erken veya geç, mutlaka terk edecekleri bu dünya hayatlarını İslâm imanlarıyla Allah için yaptıkları bir savaşta kaybederek âhiret âlemine giderler fakat âhirete gittikten sonra orada, dünyadakinden çok daha iyi ve hem de ebedî bir hayata kavuşurlar. “Manevî harpte kaybedenler ve ölenlerin” , Allah’a ve O’nun gönderdiği İslâm’a imanlarını ve bağlılıklarını kaybetmeleri -bir gün mutlaka ölüp terk edecekleri- bu dünyada muvakkaten bir müddet daha yaşamaları; fakat dünyevî ölümlerinden sonra başlayacak olan ebedî âhiret hayatlarında cehennem azabına müstahak olmalarını netice verebilecek  çok korkunç bir âkibettir!.

Bu “manevî savaşta” mağlup olmamak, yara almamak, telef olmamak için icab edenler: Allah’a tahkikî imanı kazanmaya çalışmak; O’nun emirlerine uyarak yasaklarından sakınmak ve bu dünya hayatlarının sonuna kadar o şekilde yaşamaya ihlâs ile devam etmektir. Okula gidenler de, ancak bu şekilde “Adam” olurlar!

Evlâdının dünyevî istikbalini her şeyin üstünde tutan, “Aman, okusun da...” ile başlayan "yanlış hoşgörü ve tâviz" cümlesiyle, ergenlik yaşını geçmiş olan çocuklarının günde beş vakit namazlarını ihmallerine, onların İslâm dininin emir ve yasaklarına karşı kayıtsızlıklarına karşı pasif bir durum gösteren anneler ve babalar: “Oğlum (veya kızım) ‘falan’ mektepte okuyor...” diyerekçevresindekilere karşı övünmek(!) gayretiyle içine düştükleri hatalı durumu mutlaka fark etmelidirler. O şekildeki öğrencilikle okula gidenler, belki “falan’ veya ‘filân’ mektepten mezun olurlar”, ama bunun yanında belki de hakikî manâda “adam” olmazlar!

*  *  *

Maalesef yıllardır devam ettiği gibi halen de, maarif sistemimiz -çok az sayıdaki bazı istisnaları hariç- okullarda dinî ve fennî ilimleri birlikte ve birbirleriyle mecz ederek vermiyor. Öğrenciler, ailelerinden ve okul dışındaki İslâmî kaynaklardan alabildikleri dinî bilgileri varsa, onları okulda aldıkları bilgilerle bir arada telif edebilmekte, anlamakta ve hazmetmekte ekseriya güçlük çekiyorlar. Öğrencilere okullarda bazen, ya dinî inançlarını ya da okulda kendilerine öğretilenleri esas kabul edip, sanki “biri için diğerini inkâr etmek” (?) zarureti varmış gibi dersler veriliyor! Dindar öğretmenlerin bulunduğu okullar, tabii ki bahsimizden hariçtir.

İnsanlar için teneffüsle aldıkları temiz havadaki oksijenden de çok daha fazla önemli olan İslâmiyet’in iman esaslarının alınmasını zorlaştıran, bazı okullardaki bu “manevî kirliliğin” mahiyeti ve sebebi üzerinde önemle durmak ve ona karşı koruyucu tedbirler geliştirip uygulamak gerekiyor. Bu yapılıncaya kadar ve hattâ yapıldıktan sonra da bilhassa dinî tedrisat yapılmayan okulların talebelerine ve onların ailelerine düşen iş ve vazife -o okulları boykot etmek yerine- okul dışı zamanlarını değerlendiren faydalı dinî programlarla, o okul  eğitiminin boşluklarını ve yanlışlarını en iyi şekilde telafi etmeğe çalışmaktır.

*  *  *

İnsanlar bu dünyaya sadece "dünyevî istikballerini kazanmak"; bunun için de doktor, mühendis, avukat, vd olmak için gelmemiş olduklarından, dinî tedrisat yapılmayan okulların öğrencileri ve onların velileri sadece  “dünyevî istikbali kazanabilmek programı” uygulamaya çalışmakla kalmayarak, "ebedî hayatı, ebedî uhrevî istikbali de kazandırabilecek bir programı" uygulamaya çalışmayı da asla ihmal etmemelidirler!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.