Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Bedir Savaşından Önce Görülen Rüya

[Bedir Zaferinin 1445. Yılı Münasebetiyle]

Bedir savaşı Hicretin 2. Yılı, 17 Ramazan’da [M. 13 Mart 624] meydana gelmiştir. Bedir savaşı başlamadan önce Mekkeli müşrikler büyük bir ticaret kervanı hazırlamış ve Şam’a göndermişlerdi. Kervan bin deveden oluşuyordu ve kervanda büyük mallar vardı. Mekke’de, hiç bir Kureyşli kadın veya erkeğin yanında bir miskal altın bile kalmamıştı; tüm paralarını ticaret kervanına yatırmışlardı. Denildiğine göre müşrik reislerinin kervanda büyük paraları vardı. Ebu Süfyan da Kervanın başındaydı.

Fakat kervan yükünü alıp Şam’dan dönmek üzereyken Müşrikler, Müslümanların Medine yakınlarında kervana saldıracakları haberini aldılar. Gerçekten de Rasulüllah (sav) ve arkadaşları bütün hazırlıklarını yapıp yola çıkmak üzereydiler. Bu durum Mekkelilerin moralini bozmuştu. Eğer kervan Müslümanların eline geçseydi Mekkeli müşrikler artık bir kılıç bile satın alamayacaklardı. O yüzden acilen Mekke’ye haber uçurup kervanı kurtarmak için yardım almaları ve Müslümanların kervanı ele geçirmelerine engel olmaları gerekiyordu.

Bu iş için, Damdam b. Amr adında çevik ve cesur bir adamı kiralayıp haberci olarak Mekke’ye gönderdiler. Ebu Süfyan ona, Muhammed’in Kureyş kervanına saldırmak üzere olduğunu Mekkelilere söylemesini emretti. Ayrıca Mekke’ye girmek üzere iken devesinin burnunu kesmesini, yükünü çarpıtmasını, gömleğini önden ve arkadan yırtmasını ve yüksek sesle: İmdat! İmdat! diye bağırmasını ona sıkı sıkıya tembih etti. Amaç Mekkelileri tahrik edip heyecana getirmekti. Bu işi yapması için kendisine bol para vadedilmişti.

Fakat tam o sıralarda, müşriklerin hiç hesaba katmadıkları moral bozucu bir olay meydana gelmişti. Henüz Mekke’de olan Hz. Peygamber’in halası Âtike bint Abdulmuttalib, Damdam gelmeden önce bir rüya görmüştü. Rüya Âtike’yi korkutmuş ve içinde büyütmüştü. Rüyasını kardeşi Abbas b. Abdulmuttalib’e anlatmak istiyordu; yanına gitti ve: Kardeşim, dün gece dehşetli bir rüya gördüm ve çok korktum. Korkarım ki, bize bir kötülük, bir musibet dokunacak. İkimizin arasında kalmak şartıyla sana o rüyamı anlatmak istiyorum” dedi. Abbâs, “Anlat ablam, içinde kalmasın dedi. Âtike rüyasını şöyle anlattı:

“Rüyada devesine binmiş bir adam gördüm; Mekke vadisine geldi ve yüksek bir sesle: Ey Hainler! Üç gün içinde öldürüleceğiniz yere gidiniz dedi ve bunu üç kere tekrarladı. Bakıyordum ki, insanlar onun etrafında toplanmaya başladılar. Sonra Mescid-i Harama girdi, arkasında yine insanlar vardı. Sonra baktım ki, devesi onu Kâbe’nin üzerine çıkardı ve aynı şekilde üç kere orada Ey Hainler! Üç gün içinde öldürüleceğiniz yere gidiniz diye bağırdı. Sonra baktım, devesi onu Ebu Kubeys dağına çıkardı; orada üç kere aynı şekilde bağırdı. Sonra Ebu Kubeys’ten bir kaya parçası aldı ve yuvarlattı. Kaya, dağın eteğine varıncaya kadar yuvarlandı ve orada paramparça oldu. O kayadan kopan parçalar, Benû Zühre ve Benû Hâşim dışında bütün Mekkelilerin evlerine düştü.”

Âtike rüyasını anlatırken bile kan ter içinde kalmıştı. Onun rüyasını dinleyen kardeşi Abbas: Sakin ol ablam, bu bir rüyadır; önemseme dediyse de Âtike’nin içi içine sığmıyor, başlarına bir bela gelmesinden endişe ediyordu. Ne var ki, Abbas da rüyadan çok etkilenmişti. Zaman kaybetmeden üzgün bir şekilde, Kâbe’ye gitmek üzere Atike’nin yanından ayrıldı. Yolda müşriklerden Velid b. U’tbe b. Rabia’ ile karşılaştı. Velid onun dostuydu. Abbas ona güveniyordu; bu yüzden Âtike’nin rüyasını ona anlattı ve gizli kalmasını tembih etti. Ancak Velid rüyayı bir toplulukta anlattı; böylece rüyanın haberi halk arasında çoktan yayılmıştı.

Amr b. Âs (ra) Müslüman olduktan sonra rüya ile ilgili şu hatırasını nakleder: Rüyada anlatılanların tümünü gördüm. Hatta ben evimizde, Ebu Kubeys’ten yuvarlanan kayadan bir parça görmüştüm. Aslında bu ibret dolu bir hadise idi. Fakat Allah henüz Müslüman olmamızı irade etmemiş ve Müslüman olmamızı ertelemişti. Ancak asıl bizi hayrete düşüren şey şuydu: Hz. Peygamber’in kabilesi Benu Haşim ve Hz. Hatice’nin kabilesi olan Benu Zuhre’nin evlerine ve avlularına o kayadan parça düşmemişti.” Müşrikler evlerinde ve avlularında bu taşlardan gördükleri halde buna bir anlam yüklemediler ve bu apaçık mucizeyi inkâr ettiler.

Abbas b. Abdulmuttalib anlatıyor: “Öğle vakti Kâbe’yi tavaf ediyordum; Ebucehil de, Kureyş’ten bir grupla oturmuşlar; Âtike’nin gördüğü rüyayı Konuşuyorlardı. Ebucehil: Atike öyle bir rüyayı görmemiştir, tamamen yanından uyduruyor ve yalan söylüyor dedi. Ben de: “Nasıl yani? Bu rüyanın aslı yok mu demek istiyorsun?” dedim. Ebucehil öfkeyle, Ey Abdulmuttalib oğulları! Adamlarınız peygamber oldu, yetmedi; şimdi de kadınlarınız mı peygamber oluyor? Âtike rüyasında şunları şunları gördüğünü söylüyor. Biz üç gün sizi gözetleyeceğiz. Eğer dediği doğruysa zaten vaki olacak ve böyle bir adam Mekke’ye gelecek. Eğer üç güne kadar bir şey olmazsa, demek Arap aileleri içinde en yalancı adamlar sizlersiniz; bunu böyle ilan edeceğiz dedi.

Bu konuşmadan tam üç gün sonra, kervanın kurtarılması için görevlendirilen Damdam b. Amr, üstü-başı yırtık ve devesi yaralı bir şekilde Mekke’ye girdi. Zaman kaybetmeden Ebu Kubeys dağına çıkarak: İmdat! İmdat! Bize yardım edin Ey Kureyş! Bin develik kervanınız yağma edilmek üzere. Muhammed ve arkadaşları Yesrib’te kervanın önünü kesmek üzere yola çıkmak üzeredirler dedi.

Damdam’ı gören Ebucehil ve arkadaşlarının içi gümledi. Hem avlulara düşen taşların, hem de Damdam’ın Ebu Kubeys dağına çıkıp bağırması rüyanın doğru çıktığının işaretlerini veriyordu. Bu Mekkeli müşrikler için büyük bir hüsran ve yüz karasıydı. Çünkü eğer rüya doğruysa [ki doğru çıktı], Ebucehil ve arkadaşları müfteri çıkacaklardı. Kısacası Damdam’ın dağın tepesine çıkıp bağırdığını gördüklerinde moralleri çok bozulmuştu. O günden sonra hiç gönüllerince eğlenip kahkaha atamadılar.

Hz. Peygamber (sav), Hicretin 2. Yılında (M. 624), Ramazan ayında, Kureyş’in ticaret kervanının Mekke’ye ulaşmasını engellemek için ashabı topladı. Kervandaki malların çokluğunu, buna karşılık muhafız sayısının azlığını ashaba anlatarak kervanın Bedir’de ele geçirebileceğini söyledi ve onları sefere çıkmaya davet etti. Resûlüllah (sav) 300 ashabıyla Bedir’e ulaştı. Yani Müslümanlar Medine'den savaş amacıyla değil, kervanın hareketini engellemek için çıkmışlardı; ancak olaylar çatışmaya dönüşmüştü.

Kervanı kurtarmaya giden Mekkeli müşriklerle Müslümanlar Bedir kasabasında karşı karşıya geldiler. 17 Ramazan/13 Mart günü İki grup arasında dünyanın en acayip savaşı yaşandı. Kardeş kardeşle, baba evlatla, amca yeğenle savaşıyordu. Manzara oldukça ibretli idi. Mus`ab bin Umeyr, Müslümanlar safında Muhacirlerin sancaktarı iken, kardeşi Ebû Aziz İbn Umeyr ise müşrik ordusunun bayraktarı idi.

Daha garibi de vardı: Hz. Ebû Bekir, oğlu Abdullah ile Müslümanlar safında yer alırken, diğer oğlu Abdurrahman ise Kureyş müşrikleri arasındaydı. Sonuçta asker sayısı bakımından müşriklerin üçte biri kadar olan Müslümanlar galip geldiler. Başta Ebû Cehil, Ümmeyye, Rabîâ, Velid, Utbe ve Şeybe gibi müşriklerin ileri gelen liderleri olmak üzere çok sayıda [70 kişi] Mekkeli öldürüldü. Çok sayıda da [70 kişi] esir alındı. Hz. Peygamber’in amcası Abbâs da esirler arasındaydı. Müslümanlardan da 14 kişi şehid olmuştu.

Allah hepsinden razı olsun; bizleri de onların şefaatine nail eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.