İsmail BERK
Kardeşlik masasında dört kavim
İsrail Siyonizmi ile Amerikan emperyalizmi, kan kusturdukları İslam dünyasında Afrika sahrasına kadar uzanan geniş bir coğrafyada zulmünü sürdürmektedir. Sömürgeci diğer menfi batı ile birlikte.
İslam dünyasına İngiliz’in Lawrence siyaseti ve dessaslığıyla, insi ve cinni şeytanlarına dedirttiği; İstanbul’un işgaliyle Osmanlı’nın son döneminde boğazımıza bastığı bir anda, Bediüzzaman'ın tabiriyle "mağrurane bir surette" bizim iç kamuoyunu yanıltacak şekilde kendi adamlarına söylettirdiği söylemlerim mesaj dili şu:
“Biz haklıyız, biz güçlüyüz.
Sizin idarecileriniz size layık değil.
Siz zaten hep kaybedersiniz..”
Bu şekilde derin psikolojik kırılmalar yaşattıkları bu ümmet coğrafyasına bugün, yüz yıl sonra daha küstahça, teknoloji üstünlüğüyle, çürümüş; sefil bir bilinçaltının ahlaksız paradigmalarıyla ve sözüm ona modernitenin, çağdaşlaşmanın, endüstriyel bilgi toplumu vesairenin yanıltıcı beyanlarıyla sözün sonuna gelinen sömürgeci senaryoları yeniden yaşatılmaktadır.
Amerika demokratlarının bile suskun kaldığı; kural tanımaz, zalim bir karakterin “Ben istediğimi yaparım” modunda hareket ettiği; geçmişin örtük, imajlı, yanıltıcı, daha politik ve diplomatik dilini deşifre eden, şeytanın külahını ters giydiren bir batı canavarı yeniden ortaya çıkmıştır.
Amerika-İsrail yapımı bu tabloda; diplomasinin rafa kalktığı, hukukun çiğnendiği, çocuk tecavüzcüsü ve katili bu operasyonel gücün kirli ittifakı mübarek Ramazan'da yine ümmete musallat olmuştur. İslam dünyasının maddi, manevi, sosyal ve kültürel yapısına saldımakta, travma yaşattıracak derecede şeytani planlarla medya ve ishbarat labirentlerinin zihinleri felç eden manipülasyonları ümmetin çocuklarını birbirine kırdırmaktadır.
Savaş ve işgal görüntülerini editasyona ihtiyaç duymayacak kadar kamuoyuna seyrettirerek bilinçaltı oluşturuyorlar:
“Biz güçlüyüz, siz güçsüzsünüz.
Biz kazanırız, siz kaybedersiniz.
Sizin idarecileriniz şöyle şöyle şöyle...
Biz sizi onlardan kurtarmaya geliyoruz.
Sizin toplumda şu şu hatalar var, biz bu hataları düzeltmeye çalışıyoruz...”
Yüz yılın ifsadıyla içimizdeki şuursuzları, özellikle çağdaşlık kisvesinde dinle problemi olanları veya siyasi tarihe takılıp güncelleyememiş insanları, bu Müslüman coğrafyadaki yanlışlarımızın ve geri kalmışlığımızın faturasını zalim eliyle bir daha bir daha bize ödettirme duyarsızlığına dolaylı alet olmaları ayrıca hazin bir durumdur.
Bunun karşısında maneviyat ehlinin ve muhafazakârların hâlâ bilimi, teknolojiyi, özgürlüğü, imanı ve istişareyi bir araya getirecek; bireyi güçlendirecek; bu kadar yaşanmışlıktan ders alacak; kendini tekrar sorgulayacak bir bilinç üretmesi gerekmektedir.
Irk, mezhep, grup, aidiyet üzerinden veya ulusal düzlemde bütün yeryüzünü bir kafese benzetme basitliğinden, duyarsızlığından, rotasızlığından ve alışılmış geleneksel tarih mitolojisinden kahraman öğretmenin kopyası olma çabalarının bugün için geçerli olmadığı anlaşılmalıdır.
İnşallah bütün iman cephesi -başta bu satırları dillendiren bu fakir- tüm kusurlarını tekrar gözden geçirerek ümmetin yeni bir bilince ihtiyaç duyduğunu idrak eder.
Hazreti Hüseyin’in İran’ın Meşhed’inde, Kum’unda, Tahran’ında her sokağa ve her caddeye yankılanan Hüseyni duruşu ve Hüseyni torunların bugün zalime direnişi başlı başına çok kıymetlidir. Bütün eleştirilerimizi mahfuz tutarak bu direnişlerine ve işgal kuvvetlerine karşı vatan savunmalarına ilkesel desteğiz.
Bediüzzaman'ın hakperest tasnifi ile "Şiay-ı siyaseti" tasvip etmediğimiz kadar "Şiay-ı velayete" yakınız.
Kardeşliğin kare masasında dört kavmin buluştuğu, meselelerini bugün ve yarın perspektifi ile eşit şartlarda müzakere ettiği bir iman, ihlas, ilim ve istişare zemini oluşmaya en yakın bir noktada.
Yeterki iman kardeşliğini siyasi, kültürel ve ulusal farklılık ve birikintilerle takas etmeyelim, birbirine karıştırmayalım.
Bu masanın banisi olacak ulemaya selam olsun.
Kavimler bu Ortadoğu coğrafyasında çalkalandıkça, hakiki kardeşlik vicdanı iman ateşini yakacaktır.
Dört kavmin müspetleri ile yeryüzü müspet varlığı yeni dünyayı müjdeleyecektir inşallah.
Selman-Farisi'nin, Fatih'in, İbn-i Arabi'nin ve Selahattin Eyyubi'nin torunları Hüseyni makamda Celal, Hasani makamda Cemal tecellîleri ile "Eski hal muhal, ya yeni hala, ya izmihlal" diyeceklerdir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.