Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Sünnet-i Seniyye ve Adab-ı Muaşeret

Adab" edeb kelimesinin çoğuludur. "Edeb", sözlük anlamı ile "terbiye", "utanma", "usul", "yol" ve "kaide” gibi anlamlara gelir. ”Muaşeret" ise birlikte yaşayıp iyi geçinmek” demektir. Bir İslam ahlakı terimi olarak adab, “Göz önünde bulundurulması gerekli olan kaideler, usuller, ahlaken uyulması gereken hususlar, terbiye ve nezaket kuralları” anlamlarına gelir. Adab-ı muaşeret deyimi ise, topluluk içinde normal davranış şekilleri, insanların birbirleriyle geçinmeleri usulü, nezaket, terbiye ve görgü kuralları demektir.

Daha geniş bir bakış açısıyla, toplum içinde yaşayan insanın, birlikte yaşadığı insanlarla uyum içinde yaşamasını sağlayan, hayatın günlük akışı sürecinde, insanların uymaları gereken ahlâk, terbiye ve nezâket kurallarına adab-ı muaşeret diyoruz. Başka bir deyimle, İslâm'ın güzel saydığı söz ve davranışları, hayır, nezaket, zarafet, usluluk ve güzel ahlâk kurallarını adab-ı muaşeret diye tanımlamak mümkündür.

Kâinatı en mükemmel bir düzen ve intizam üzere var eden Allah, bu düzen içinde insanı en güzel bir kıvamda yaratmıştır. (لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ) “Biz insanı en güzel şekilde, bir kıymette yarattık” [Tîn, 95/4] ayeti insanın yaratılışı konusunda son sözü söylemiştir. Bu güzel yaratılış, insanın maddi yapısı kadar, manevi yapısının, soysal ve ahlaki davranışlarının temel niteliğini ve olması gereken şekli ve tarzı da kapsamaktadır. Bu temel niteliğin insana verilmiş olması, kendisine yüklenen kulluk vazifesini en güzel biçimde yerine getirmek hedefine yöneliktir. O hedef de insanın yaratıcısına inanması ve ona bağlanmasıdır.

Evet, İman insanla yaratıcısı arasında bir bağ oluşturur. Başka bir ifadeyle, iman bir intisaptır, bir bağlanmadır. O iman bağı sayesinde, insanda görünen Allah’ın sanatı itibariyle insan bir kıymet alır. Lügat itibariyle “örtmek” manasına gelen küfür ise, o bağı keser ve insan üzerindeki Allah’ın sanatı gizlenir. Dolayısıyla kıymet, sadece insanın maddesi itibariyle olur. Madde ise fani ve geçici olduğu için kıymeti hiç hükmündedir. İman aynı zamanda bir nurdur. Yukarıdaki ayette ifade edildiği gibi insan iman nuruyla alây-i illıyîne çıkar, cennete layık bir kıymet alır. Ama küfür karanlığıyla esfel-i safilîne düşer, cehenneme ehil bir duruma düşer. [Özetle 23. Söz’den]

İşte bundan dolayı yaratıcı kudret, diğer varlıkları da insanın istifadesine vermiş, böylece onu, âlem içinde hâkim duruma getirerek kendisine muhatap yapmış ve onu kulluk göreviyle ile mükellef kılmıştır. Ayrıca peygamberler vasıtasıyla mutluluğa ulaştıran yolları göstermiş, iyiyi ve güzeli, kötüyü ve çirkini öğretmiştir. Her şeyi mükemmel olarak yaratan Allah, insanlara da bu mükemmel nizama paralel bir hayat sürmelerini sağlayacak düsturları öğretmiş, doğruyu ve yanlışı göstermiştir.

Kur'an'ın bize öğrettiği ahlâk ve Adab, zamandan zamana, mekândan mekâna değişmeyen evrensel hayat düsturlarını ifade eder. İslam ahlak ve adabı diye nitelediğimiz bu sistemin en güzel örneği de Hz. Peygamber’dir(s). Kur’an bu hakikati şöyle ortaya koyar: (وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ )“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin” [Kalem, 68/4] Bu ayet-i kerime bir yandan Hz. Peygamberi (s) taltif ederken, bir yandan da müminlere mükemmel bir örnek sunmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber de, (إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْأَخْلاَقِ) "Ben, ahlâkın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim" [Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8] buyurarak ayetin manasını şahsında fiilen göstermiştir.

Resûl-i Ekrem (s), Kur'ân'dan ibaret olan güzel ahlâkını ve edebini, hayatındaki uygulaması ve tavsiyeleri ile ümmetine tebliğ etmiştir. Allah şöyle buyuruyor: (لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ "كَثِيرًا) Ey inananlar! Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resülullah en güzel örnektir.” [Ahzab, 33/21] Bu ayet, Hz. Peygamber’i (s) örnek almaları için müminlere açıkça çağrıda bulunuyor. Yani, eğer Allah’ın rahmetinden ümitliyseniz ve ahiret saadetini arzuluyorsanız mutlaka Allah’ın elçisi Muhammed’e (s) benzemeye çalışmalısınız.

Hz. Peygamber (s) de hadis-i şeriflerinde güzel ahlakın, yani Resulüllah’a benzemenin müminin hayatındaki önemini şöyle ifade buyurmaktadır: (مَا مِنْ شئ أثْقَلُ في مِيزَانِ المُؤمِنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ خُلُقٍ حَسَنٍ، وَإنَّ اللّهَ تَعالى ليُبْغِضُ الفَاحِشَ الْبَذِئَ ) "Kıyamet günü, müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla hazretleri, çirkin, düşük söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder."[Tirmizî, Birr, 62] Bir diğer hadis-i şerifte (وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ)"…ve İnsanlara iyi ahlakla muamele et" [Tirmizî, Birr, 55] buyuruyor.

Buradan anlaşılıyor ki her mümin, birey olarak bütünüyle İslam'ı temsil etme konumundadır. Her davranışının sonuçta onun dinine, yani İslam'a mal edileceğini bilmek zorundadır. Müslüman, İslam'ı hayatına tatbik eden ve Hz. Peygambere benzemeye çalışan bir şahsiyettir; bunu hiçbir zaman unutmamalıdır. Çünkü “Resul-i Ekrem’in (sav) caddesi dışında bir yolda giden ve onun arkasından gitmeyen birisinin hakikat nurlarına ulaşması muhaldir.” [29. Mektup, 9. Kısım]

Bu açıdan, İslam'ın nezaketine gölge düşürecek davranış ve ilişkilerden kaçınmak gerekir. "Müslüman" olduğunu söyleyen kimse, aynı zamanda İslam'ı temsil ettiğini de söylemiş olur. Bu fiilen de böyledir. Müslümanın sergileyeceği, adab-ı muaşerete aykırı her hangi bir kaba davranış, her şeyden önce İslam’ı akla getirecek ve: “Hele şu Müslümanın yaptığına bak” denilecektir.

Adab-ı Muaşeretin Kaynağı

Kur’an’ın muhtelif surelerinde adab-ı muaşeretle ilgili çok sayıda ayet mevcuttur. Hadis bilginleri de, Hz. Peygamber'in bizzat yaşadığı ve ümmetine tavsiye ettiği adabı ve ahlâk kaidelerini ihtiva eden hadisleri, topladıkları hadis kitaplarında, "Kitâbu'l Edeb" ya da "Bâbu'l Edeb" gibi özel başlıklar altında bir araya getirmişlerdir. Şunu da söylemekte fayda vardır: Edep kurallarının büyük bir bölümü, Hz. Peygamber'in birer sünneti olduğu gibi, daha önce geçmiş olan peygamberlerin sünnetinden olan adab-ı muaşeret kuralları da vardır. Evet, “Resûl-i Ekrem’in (sav) Sünnet-i seniyyesi edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.” [11. Lema, 7. Nükte]

Kur'an'ın adab-ı muaşerete riayet etme konusundaki uyarısı açıktır: (يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ.) "Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır; görevlileri, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere başkaldırmayan, kendilerine emredilenleri yerine getiren pek haşin meleklerdir” [Tahrim, 66/6]

Bu ayette Allah hem kendimizi hem de himayemiz altında yetiştirmekle sorumlu olduğumuz çocuklarımızı Allah ve Peygamberinin razı olduğu güzel davranış biçimleri ile bezeyerek iyi birer mümin olmalarını sağlamamızı istemektedir. Her toplumun kendi sosyal yapısına göre Adab anlayışı farklıdır. Bu farklılık dini prensiplerden kaynaklanır. İslam’a göre Adabın temel ölçüsünü Allah ve Resûlünün koyduğu kurallar oluşturur. Bu ölçülere aykırı bir şekilde Adab-ı muaşeret kuralları geliştirilemez.

Kültürler arasındaki etkileşmelerde, milli benliğe aykırı tutumlardan kaçınmak nasıl gerekli ise, dinin bizzat belirlediği adabın da, kültürel etkileşmelere kurban edilmemesine dikkat etmek gerekir. Sözgelimi, yemeği sağ elle yemek, İslamî ölçülere göre sünnet-i seniyye, yani bir Peygamber tavsiyesidir. Yabancı kültürlerin etkisi ile "Örf-adet ve moda bunu gerektirir" diye yemeği özellikle sol el ile yemeğe kalkışmak, İslam adabına aykırıdır ve bilinçsizce bir harekettir. Eğer bunu bilerek yaparsa çok daha tehlikeli bir yola girmiş olur ki, kişiyi dalalete sürükler.

Bediüzzaman Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine ittiba konusunda şöyle der: “Bahtiyar odur ki, ittibâ-ı Sünnette hissesi ziyade ola. Sünnete ittibâ etmeyen, tembellik ederse hasret-i Azime, ehemmiyetsiz görürse cinayet-i azime, tekzibini işmam eden tenkit ise dalâlet-i azîmedir.” (11. Lema, 11. Nükte]. Bu cümleyi şöyle özetlemek mümkündür: Hz. Peygamber’in sünneti olan bir hareketi tembellikten dolayı terk eden kimse büyük zarar görür ve ahiretteki sevabından mahrum olur. Önemsiz görerek terk eden kimse, İslam’a karşı büyük bir cinayet işlemiş olur. Eğer “Bu saçmalıktır” deyip tekzip edercesine terk ediyorsa bu kişi dalalet bataklığına düşmüş olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.