Habibi Nacar YILMAZ
Geçici Bir Hayat İçin, Ebedî Zehirler Biriktirmeyelim
Hakkında birkaç yazı yazdığımız Talha Hakan Alp'in, daha önce bir kısmını dinlediğim videosunda sarf ettiği hadsiz cümlelerinden biri de güya Kur'an'da aforizma cümlelerine pek rastlanmadığı iddiasıydı. Felsefe üstatlarının böyle aforizma cinsinden cümleleri çokmuş fakat Kur'an'da böyle cümlelere pek denk gelmiyormuş. Aforizma demek, özlü ve söyleyeni belli olan cümle demek.
Bunların pazarlamaya çalıştıkları felsefî cümlelerle epey yüz göz olmuşluğumuz olduğu için, biraz biliriz. Sınıflarda tahtaya yazıp anlamaya çalıştığımız epeyce böyle cümleler olurdu.Fakat bir insanın "İlâhî kelâmda özlü söz yok." gibi bir ifade kullanması için ya delirmiş olması veya şeytandan esfelde ders alan dessas biri olması gerekir. Normal bir insan, Kur'an için böyle bir ifade kullanabilir mi?Kur'an'ı beşer sözü ile karşılaştırıp Kur'an'da özlü söz de yokmuş, diyerek kendini geçici bir hayatın şehvetine kaptırarak ebedî zehirler biriktirebilir mi normal bir insan?
Hani 15. Söz'ün Zeylinde Hazret-i Peygamber (ASM) "Beşer mi yoksa Resulullah mı?"karşılaştırmasında Hazret-i Peygambere beşer yakıştırması yapmaya çalışanlar için "Ey iblis, ne sen ve ne de güvendiğin Avrupa feylosofları ve Asya münafıkları bunu diyemezsiniz, ve diyememişsiniz ve diyemeyeceksiniz." seslenişi var ya. Evet Avrupa feylosofları bunu diyememiş ama bunun gibi böyle feylosofların kitapları ve sözleriyle kafası karışmış bir Asya kepazesi, bu manayı hatırlatacak sözleri utanmadan diyebiliyor.
Kur'an'da onun tabiriyle aforizma pek yok, cümlesini ilk duyduğumda Kur'an'ı tefeül ederek açtım.İsra Sûresinin iki sayfası açıldı. Her bir cümlesinin bir kandil gibi yandığını gördüm. Ayrıca bu cümleler kâinatı, geçmişi ve geleceği de aydınlatıyordu. "Tılsım-ı kâinatı keşfedip âlemi ışıklandıran beyanat-ı Kur'an'a" şöyle bir derinlemesine bakmaya çalıştım. "Kur'an'ın sırr-ı hilkat-i âlem olan muamma-i acîbânesini hal ve şerh edip ve sırr-ı kâinat olan tılsım-ı muğlakını fetih ve keşfederek bütün mevcudattan sorulan, bütün ukûlü hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müthiş sual-i azîm olan necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun suallerine, muknî, makbul cevap veren" onun her bir satırının birer aforizma olduğunu müşahede ettim.Allah'ı bize tanıtan, ahireti anlatan, yaratılış gayesini ve ahiret saadetinin yollarını bir bir izah eden bir kitabın her bir kelimesinde bir aforizma insan bulamaz mı?
Kur'an'da 114 yerde geçen besmeleyi Birinci Söz eşliğinde tefekkür ettim. Bismillahı defalarca okullarda anlattığım seminerlerimizi hayal ettim. 14.Lem'a'daki besmelenin sırlarını şöyle bir gözden geçirdim.Sadece bir âyet olan Besmeleyi anlatan parçalarda aforizma olmayan cümle bulamadım. Şunu da anladım ki bir meseleyi anlamaya çalışırken ona nereden baktığın önemli. Her şeye ahiret ve sonrası nokta-yı nazarından değerlendirdiğimizde, maddi ve manevî aforizma olmayan bir şey geride kalmıyor. Başta insan ve insana dair her şey; mana-yı harfi ile bakınca, sana ders veren birer özlü söz olarak dönüyor.Tersinden bakınca da her şey, senin ebedî zehirler biriktirmene yardımcı olan birer objeye dönüyor.
Bu mevzuya girişimize 28.Lem'a'da geçen "Dünyanın gafletkârane gülmeleri, böyle ağlanacak acı hâllerin perdesidir."cümlesi vesile oldu. "Gülmeleri" kelimesinin yerine "sözleri" kelimesini getirince, yukarıdaki giriş ortaya çıktı. Evet, arkadaşımızın Kur'an hakkındaki bu cahilâne,garazkârane ve hadsiz çıkışı, "ağlanacak acı hâllerin" bir perdesi olduğu açık.
Bütün bu felaketler "Ulûm-u felsefeyi pek yanlış olarak maden-i tekemmül ve medar-ı tenevvür" zannetmekten kaynaklanıyor. İnsanın ruhunu kirleten ve manevî terakkiyatının önünde engel olan felsefî meseleler ve bazı feylosofların parıltılı sözleri, ulûm-i İslamiyeyi havsalasına doldursa dahi böyle arkadaşları, önce lakaytlığa sonra da kendi tilmizi hâline çevirebiliyor.
Üstadın da Birinci Said Döneminde meşgul olduğu bu felsefî tuzaklardan, kendi itirafıyla "Cenab-ı Hakk'ın rahmet ve keremiyle kurtulduğu" ve bu sayede o felsefî meselelerin kirlerini "Kur'an-ı Hakîmdeki hikmet-i kudsiye ile yıkadığını" Ricalar Risalesinden öğreniyoruz. Demek, felsefenin İlâhî hikmetten uzak ve Kur'an ile irtibasız kısmı, aklı böyle havalandırıyor ve akılla insan arasına mesafeler koydurup insanın "sıhhat-ı uhreviyesini" bozuyor.
Felsefe ile meşgul olanların onun şaşaa-yı suriyesine aldanmamaları biraz müşkil.İtikat aynalarını berrak tutmaları epeyce zor. Mutlaka bir leke bırakıyor arkadaş. Koca koca adamlar, geçmişlerini unutuyor veya tenasi içine girip evhamlarının kurbanı oluyorlar. Bazıları da hepten dengesizleşip ağlanacak hâllere düşebiliyor.
Yazıya başlarken "acı hâllerin perdesi olan gafletkârane gülmelerin" başka bir ciheti üzerinde duracaktık.Ama makam ve Kur'an'a yapılan bu hadsiz hücum bizi buralara kadar getirdi. Başka cihet dediğimiz nedir? Bu cümlelerin geçtiği 28.Lem'a'dan takip edelim.
Evet, üstad, "gafletkârane gülmelerin" ne olduğunu, hayalen gittiği istikbalin acınacak hâllerini hayal etmekten sıyrılıp aklına dönerek hakikatten soruyor. Cevap şöyle: "Hakikat dedi ki elli sene sonra bu kemal-i neşeyle gülen ve eğlenen zavallılardan elliden beşi, beli bükülmüş, yetmiş yaşlı ihtiyarlar gibi; kırk beşi mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel simalar, o neşeli gülmeler zıtlarına inkılap etmiş olacak."
Evet, son cümledeki "o neşeli gülmeler zıtlarına inkılap edecekler"kısmı bu fakiri sarstı ve düşündürdü. Zıtlarına yani ağlamaya dönecek olan her gülmemiz,işte bu "gafletkârane gülme" içindedir. Başkasının günahını ağlayan üstad da "Okulun avlusunda gülerek raks edenlerin gençliğinde iffetini muhafaza edemediği için, toprak olup azap çekenlerin ağlanacak acı hâllerine ağladım." diyor. Demek bazı gülmeler, insanı ebed memleketinde ağlanacak hâle düşürebiliyor. Buradaki gülmeler, aslında ahiretteki acı hâlleri perdeliyor ve oradaki acınacak hâlin görülmesini engelliyor.
Evet dostlar, derece derece gafletimiz veya gafletli hâllerimiz, ileride düşebileceğimiz acı hâllerin onları görmemizi engelleyen perdeleri olabilir. Ama o perdeyi yırtıp şu andaki gafletli hâllerimizin istikbaldeki alacağı acınacak hâllerini şimdiden iyice anlamamız gerekiyor.
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.