Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Hz. Ali’nin (ra), Valisine Gönderdiği Mektuplar

Halife Ali b. Ebû Talib (ra) kısa hilafet döneminde bir taraftan iç savaşla başı büyük dertte iken diğer taraftan valilerine mektuplar yazarak ve müfettişler göndererek halkın ve beytülmalın emniyetini korumaya çalışıyordu. Ali (ra) Abdullah b. Abbâs’ı Basra’ya vali tayin etmiş, Ebü’l-Esved’i de Basra’nın beytülmaline bakan olarak tayin etmişti. Hz. Ali’ye en yakın vali ve onun en samimi yardımcısı Abdullah b. Abbas’tı. Ancak Hz. Ali, her valiye yazdığı gibi, Abdullah b. Abbas hakkında bir şikâyet geldiği zaman ona da mektup yazmış ve icraatları hakkında gizli raporlar istemiştir.

Basra valisi Abdullah b. Abbas zaman zaman Hazine bakanı Ebü’l-Esved’ten fazla miktarda para istiyordu, Ebu’l-Esvesved vermek zorundaydı, fakat bir taraftan da kalbine bir kuşku düştü. Acaba Ali’nin amcasının oğlu Abdullah, bir hata yapıp devletin malını zimmetine mi geçiriyor? Zamanla kuşkuları arttı ve Halife’ye şöyle bir mektup yazdı:

“Sadede gelince; Ey Müminlerin Emiri bil ki: Allah seni güvenilir bir yönetici ve sorumlu bir çoban yapmıştır. Sen raiyetine veriyorsun ancak nefsini onların dünyasından uzak tutuyorsun. Onların mallarını yemiyor ve onlardan rüşvet almıyorsun. Ancak senin valin ve amcaoğlun, senin haberin olmadan elinin altındaki malları yiyor. Hazineden kendisine ayırdığı malları abartılı şekilde arttırmıştır. Bunu senden saklayacak değilim. Allah için sana söylüyorum. Allah sana merhamet etsin. Lütfen bizim tarafımızdaki işlere bir bakıver ve bu konudaki düşünceni bana yaz, ve’s-Selam.”

Ali (ra) gizli kaydıyla ona şu cevabı verdi: “Sadede gelince; mektubunu aldım. Senin gibiler imama ve ümmete nasihat eden, hakkı koruyan ve zulümden uzak duranlardır. Bana yazmış olduğun konuyla ilgili olarak senin adamına [Abdullah b. Abbâs] mektup yazdım ve senin bana mektup yazdığını ona bildirmedim. Senin yanında bu türden bilgi olduğu sürece beni mutlaka ondan haberdar et. Çünkü sen bu iş için ehilsin ve bu senin aslî görevindir, ve’s-Selam.”

Ali (ra), valisi İbn Abbâs’a da şöyle bir mektup yazdı: “Sadede gelince; bil ki: Seninle ilgili olarak bana bir haber ulaştı; eğer denilenler doğruysa sen rabbini kızdırmış, emanetini tahrip etmiş, imamına isyan etmiş ve Müslümanlara ihanet etmişsin. Bana gelen habere göre sen elinin altındaki malları zimmetine geçirmişsin. En kısa zamanda beytülmalden aldıklarının hesabını bana gönder. Unutma ki, Allah’ın hesabı insanların hesabından daha şiddetlidir, ve’s-Selam.”

Bunun üzerine Abdullah b. Abbâs Hz. Ali’ye şöyle bir mektup yazdı: “Sadede gelince; bil ki: Sana gelen haberin aslı yoktur ve ben, elimin altındakileri en iyi şekilde koruyan birisiyim. Allah sana merhamet etsin; lütfen kendisine güvenilmeyenlerin sözleriyle aleyhimde karar verme, ve’s-Selam.”

Ali (ra) ona şunları yazdı: “Sadede gelince, hiç kuşkusuz, aldığın cizyenin hesabını, nereden aldığını, harcadığın kısımları nerelere harcadığını ve edindiğin paraları nereden bulduğunu bana bildirmedikçe senin peşini bırakacak değilim. Sana emanet ettiklerimi ve seni onları korumakla görevlendirdiğim mallar hakkında Allah’tan kork. Kuşkusuz senin eksiltmiş olabileceğin mal azdır ama bunun sonucu çok şiddetlidir, ve’s-Selam.”

İbn Abbâs, Ali’nin kendisinden vazgeçmeyeceğini anlayınca valilikten istifa ettiğini ve biriktirdiği malların kendi hakkı olduğunu Hz. Ali’ye bir mektupla bildirdi, ancak kesin hesap raporunu göndermedi. Sonra Dayıları olan Benû Hilal kabilesinden olan korumalarıyla birlikte Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Rivayete göre Abdullah b. Abbas’ın yüklerinde 6 milyon dirhem (500 bin dinar) vardı.

Dediler ki: İbn Abbâs Mekke’ye geldiği zaman Benî Kaʻb kabilesinden üç bin dinar karşılığında, Havrâ, Fütûn ve Şâdin adlarında üç tane genç cariye satın aldı. Bunu duyan Hz. Ali (ra) İbn Abbas’a nazı geçtiği için ona daha sert bir mektup yazdı:

“Sadede gelince; bil ey İbn Abbâs! Ben seni emanetime ortak yaptım. Emaneti yerine getirmek, bana yardımcı olmak ve bana destek olmak konusunda ailem içinde senden daha güvenilir bir kimse yoktu. Ama zamanın aleyhime işlediğini, düşmanın bana karşı savaş açtığını ve ümmetin fitneye bulaştığını görünce, sen de bana kalkanın sırtını çevirdin; ayrılığa düşenlerle birlikte sen de ondan ayrıldın; ihanet edenlerle beraber sen de ona ihanet ettin. Maalesef ne amcaoğluna destek oldun ne de emaneti yerine getirdin. Sanki sen şimdiye kadar yaptığın cihadınla Allah’ı kastetmemiş gibisin ve sanki sen rabbinden bir delile dayanmıyor gibisin. Sanki sen, Muhammed ümmetinin dünyalıklarını elde etmek ve ganimetlerinin iyisini ele geçirmek için bir plan içindesin. Tıpkı Hüzeyle kabilesinin yaralı ve ayağı kırık keçilerine saldıran kurt misali; ele geçirdiğin mallarını kapıp aldın ve rahatça onları Hicâz’a götürdün. Sanki babandan ve annenden kalan mirası çocuklarına alıp götürür gibi götürdün. Fesübhanellah! Sen ahirete inanmıyor ve hesaptan korkmuyor musun? Haram yiyip haram içtiğini bilmiyor musun? Yetimlerin, dulların ve Allah yolunda cihad edip ülkelerin gelirine sahip olanların mallarıyla cariyeler almak ve kadınlarla evlenmek, senin yanında büyük bir günah değil mi? Ey İbn Abbâs! Allah’tan kork ve insanların mallarını geri ver. Vallahi eğer sen bunu yapmazsan ve Allah seninle ilgili olarak bana imkân verirse, o malları alıp sahiplerine iade edinceye ve zalimi kahredip adaletin yüzünü mazluma gösterinceye kadar seni suçlu kabul edeceğim, ve’s-Selam.”

Bunun üzerine Abdullah b. Abbâs Hz. Ali’ye şöyle bir mektup yazdı: “Sadede gelince; bil ki: Mektubun bana ulaştı. Sen mektubunda Basra’dan aldığım mallar konusunda işi büyütüyorsun. Ömrüme yemin olsun ki, Benim Beytülmalde kalan hakkım, aldığımdan çok daha fazladır, ve’s-Selam.”

Bu kez Hz. Ali (ra) ona şöyle bir mektup yazdı: “Sadede gelince; bil ki: En acayip şeylerden birisi senin, Müslümanlardan herhangi birisinden daha fazla Beytülmalde hakkın bulunduğu yolunda nefsini süslü sözlerle kandırmandır. Eğer olmayacak şeyleri iddia etmen ve batılı temenni etmen seni günahtan kurtaracaksa kurtuluşa ermişsin demektir. O takdirde, Allah sana uzun ömürler versin; en mutlu insan sensin. Bana gelen habere göre Mekke’yi vatan tutmuş ve orayı kendine ağıl yapmışsın. Medine ve Tâif’in genç cariyelerini satın almış, onları gözünün üstünde tutuyor ve başkasının malıyla onlara sahip oluyorsun. Vallahi Basralıların helal bir şekilde bana verdikleri malları bile miras olarak bırakmak istemiyorum. Şimdi yetimlerin ve dulların mallarını yemene nasıl acayip kalmayayım? Yavaş ol, sen sınıra ulaşmışsın. Aldanan kişinin hasretle bağıracağı, günahta ifrat edenin tövbe etmeyi ve zalimin dünyaya dönmeyi temenni edeceği yere yaklaşmış gibisin. Fakat o zaman kaçış zamanı değildir, ve’s-Selam.” [Belâzurî, Ensâbu’l-Eşraf, Kültür Bakanlığı, s. 322 vd, Terc. Prof. Dr. Musa K. Yılmaz]

Hz. Ali’nin tek amacı, Valinin kendisine hesap vermesiydi. Vali bunu kabul etmeyip istifa etmeyi tercih edince Hz. Ali daha da çok peşine düştü. Fakat Hz. Ali’nin ömrü vefa etmedi. İbn Abbâs hakkında soruşturma açamadan 17 Ramazan, hicretin 40. Yılında [26 Ocak 661] şehid edildi.

Önemli not: Esasen Hz. Ali ile Abdullah b. Abbas’ın aralarının açılmasının başka siyasi sebepleri vardır. Konu uzun olduğu için şimdilik temas etmeyeceğiz. Hz. Ali, Abdullah b. Abbas hakkında soruşturma açamadan vefat etmiştir. Yani Abdullah b. Abbas zanlı olarak kalmış ve suçu ispat edilmemiştir. Dolayısıyla Abdullah b. Abbas gibi ümmetin allamesi bir sahabinin görevinde böyle bir su-i istimal yaptığını ve hazineden zimmetine para geçirdiğini iddia etmek kolay değildir. Bu mektuplaşma, hazineden zimmetine para geçirdiği iddia edilen bir zanlı hakkında devlet başkanının nasıl canhıraş bir şekilde bir tek kuruşun hesabını sorduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Hz. Ali ile valisi arasındaki mektuplaşma günümüz hadiselerine de ışık tutacak türdendir.

Allah hepsinden razı olsun, Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.