Habibi Nacar YILMAZ
'Enzelnâ' ve 'Enzele'nin Hikmetleri
70'li yılların sonuna doğru, teksir Lem'alar'dan da latinize edilerek çoğaltılmış "Sinek Bahsini" elde edip okumaya, anlamaya çalışmıştık. Sonra, Osmanlıca Lem'alar'da geçen bazı bahisler, Lâtif Nükteler adıyla basıldı.İlk tetkik ettiğimizde, bazı bahislerden dolayı heyecanlandığımı hatırlıyorum. Çünkü zaman zaman karşılaştığımız bazı sual ve itirazların cevaplarını bulduğumuz gibi; "Kardeşlerimden rica ederim ki"notu ile başlayan ve arkadaşlar, birbirine olan çirkin sözler için "Haysiyetime dokundu demeyiniz." tembihinin geçtiği yeri okuyunca ağladığını hatırlıyorum. Niçin ağladım? Çünkü bu kısım, üstadın "Siz aranızda ittihat ve ittifaka dikkat ediniz, hizmet devam eder." şeklindeki şifahî ikazlarının satırlara döküldüğü hâliydi de ondan. Ne hazindir ki nurlarda küreleri bile birbirine raptedecek Kur'anî ve Nebevî düsturlar varken, en muzdarip olduğumuz husus da bu ittifak ve gücenmek meselesinden geliyor.
Halbuki üstad, o kısmın sonunda "Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim." buyuruyor. Mescid-i Nebevîde, sahabeler arasındaki samimiyete şahit olan Hz. Peygamberin (ASM)bu samimiyet karşısında çok memnun olduğu rivayetler arasında var. Çünkü bir samimiyette dünyevî bir his yok. Garez yok. İkinci bir niyet yok. Halis bir mahiyetin en güzel tecellisidir samimiyet. Samimiyet, bugün yönleriyle mü'minin şiarıdır da. Aksi, zaten insanı tehlikeli hâllere, hatta münafıklık durumuna da düşürebilir.
Elimde "Sözler Yayınevinin" 2015 baskı tarihli Latif Nükteleri var. 13. sayfasında Hadid Sûresinin "Bir de demiri indirdik ki onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır." mealindeki 25. âyetine yer verilmiş. Âyet uzun, fakat üstad,âyetin daha çok suallere medar olmuş kısmını alıyor.
"Enzelna" indirdik anlamında. Neyi indirdik? Demiri. Ama demir gökten inmiyor ki yerden çıkıyor. O zaman "ehrecna" yani "çıkardık" denilmesi gerekmiyor muydu? Üstad, mevzunun devamında bu sualin cevabını veriyor.
Âyet demirin zâtını değil, beşere olan faydalarını, yani nimet cihetini nazara veriyor. Nimet ise, aşağıdan çıkarılma ile değil, rahmet hazinesinden inmek şeklinde ifade edilir. Demir, büyük bir nimet-i İlâhiyedir ve demire ihtiyacı olan da beşerdir. İkram ve ihsan ise, ihtiyacın üstündedir.
Diyelim ki bu nimet ve ihsan cihetini anlamadınız. Bu sefer, yukarı ve aşağının nisbî oluşuyla da bunu anlatıyor. Dünya yuvarlak olduğu için, bize nispeten aşağı olan bir şey, Amerika kıtasına göre yukarı oluyor. Yani yukarı ve aşağı, "Sath-ı arzda olanlara göre, vaziyeti değişir." Senin bulunduğun yer, başka bir yere göre mutlaka aşağıdır. Ve bu yüzden yeryüzündeki demir, sana inmiştir.
Mevzunun devamında başka izahlar da var. Fakat biz bu yazıda, yine aynı kitabın 41. sayfasında yer verilen Zümer Sûresinin "Sizin için sağmal hayvanlardan (erkek ve dişi) sekiz eş, ni'met olarak indirdi. Sizi analarının karnında üç karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmaktadır." mealindeki 6.âyetini biraz anlatmak istiyorum.
Bu âyette "enzelna" (indirdik) yerine, "enzele" (indirdi) kelimesi var. Üstad ise, bunu, "Niçin âyette "Ve halaka leküm" (Sizin için yarattı.) denilmiyor "Ve enzele leküm" (Sizin için indirdi." deniliyor?" şeklinde sual formatına getiriyor.
Evet, dişi ve erkek sekiz eş olarak yaratılan (deve, koyun, inek, öküz, manda vs.) sağmal hayvanlar için, aslında "Ve halaka leküm" kullanılması gerekiyor. Ama âyette "Ve enzele leküm" buyuruluyor. Niçin?
"Çünkü o mübârek hayvanlar, bütün cihetleriyle (saç,et, yün,gübre, süt, deri,kemik vesaire) bütün beşere nimet olduğundan.... Çendan cismânî maddeleri yerde halk olunuyor. Fakat nimetiyet sıfatı ve rahmâniyet mânâsı, maddesine tamamıyla galebe ettiğinden, "enzele" (indirdi) tâbiriyle, doğrudan doğruya bu mübârek hayvanları, hazine-i rahmetinin birer hediyesi olarak, Halık-ı Rahim yüksek mertebe-i rahmetinden ve mânevî, âli cennetinden yeryüzüne indirmiş. Koca manda ve öküz ve deve gibi büyük mahlûkât, gayet derecede musahhar, mutî; hatta zayıf bir çocuğa da yularını verip itaat etmek mânâsını ifade için "ve enzele" tâbiriyle, güya bu mübârek hayvanlar, dünya hayvanları değil ki içinde (yılan, akrep, kurt gibi) tevahhuş bulunsun. Belki cennetin hayvanları gibi menfaattar, zararsızdırlar. Yukarıdan, yani rahmet hazinesinden indirilmiştir."
Bazen, Kur'an'ın bir harfi; bir hazine-i mâneviyenin anahtarı olduğu gibi; bu "enzelna" "enzele" tâbirleri de tefsirlerde böyle uzun izahlara medar olmuş. Üstad da tefsirlerin bu uzun izahlarını, yeni ve daha özgün ifadelerle bu asrın nazarına sunuyor.
Bu fakir, Birinci Söz'e çok yönleriyle "İslâmiyet'in özeti" derim. Birinci Söz'de de "bütün mevcudatın hâl diliyle" Bismillah'ı nasıl dediklerinin izahında hiçbir yönlerinin israf olmadığı bu cennet hayvanları için, hem "mübârek" hem de "süt seçmesi" tâbirlerini kullanıyor. Bu mübarek hayvanların içinde büyümüş bir köy çocuğu olarak, bunun yakînen şahidiyiz. Gübrelerinden tut, tırnaklarına kadar hiçbir şeylerinin israf olmadığı bu hayvanlar, sanki yeryüzüne cennetten indirilmiş mahlûklar. Yani Kur'an'ın "enzele" ifadesinin tam masadakları
Bu hayvanlarda ayrıca 30.Lem'a Hakem ismi bahsinde geçen "İsm-i Hakîmin muktezasıyla her şeyde en hafif sureti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faydalı şekli ehemniyetle takip ettiği..." cümlesindeki mânânın da tam tezahür ettiği görülüyor.
Evet dostlar, tüm mühendisleri toplasan; bize bir koyun, öküz, deve veya manda projesi geliştiriniz, desen; acaba mevcut hayvanlardan daha mükemmelini yapılabilirler mi? Öyle ya bir hayvana bir hammadde veriyor, sekiz mamül maddenin yanında bir de kendisini alıyorsun. Böyle bir fabrika İlâhî üretimden başka olabilir mi?
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.