Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Anne, Baba ve Evlat Hakkı

Allah Kur’an’ın birçok yerinde (وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا) buyurarak anne-babaya iyilik yapılmasını emrediyor. Ebeveyne iyilik yapmakla ilgili bu ifade Kur’an’da altı yerde geçer. [1] Bu ayetler, anne-babaya iyilikte bulunmak ve onların meşru emirlerine itaat etmek konusunda açık birer emirdir. Allah Taala Ankebût, Lokman ve Ahkaf Surelerinde[2] anne-babaya itaati, (وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ) “Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını emrettik” şeklinde vasiyet/emir ifadesiyle zikretmiştir. Dikkat çekici olan Lokman Suresindeki ayet şöyle:

Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu ağır acılara katlanarak karnında taşıdı ve onun sütten kesilmesi iki yılda gerçekleşti. Şu halde ey insan, bana ve anne-babana şükret. Ama sonunda dönüş yalnız banadır. Eğer hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara asla itaat etme. Yine onlara şu dünyada iyi davran ve yüzünü bana çevirenlerin yoluna tabi ol.”[3]

Lokman’daki bu ayete dikkatle bakıldığı zaman, hamilelikteki süresinin sıkıntılı safhaları, emzirme ve büyütme süresinin uzunluğu dile getirilerek anne hakkının babadan daha fazla olduğu ve anne-babaya itaatin, meşru emirlerle sınırlı olduğu detaylı olarak anlatılmıştır.

Anne hakkının babadan daha fazla olduğu konusunda çok sayıda hadis de vardır. Ebû Hüreyre’den rivayet edilen hadis şöyledir:) “Bir adam Resûlüllah’ın (s) yanına gelmiş ve: “Ya Resûlellah, öncelikle kendisine iyilik yapmam gereken kişi kimdir?” diye sormuş. Resûlüllah (s), “Annendir” buyurmuştur. Adam, “Sonra kimdir” demiş. Resûlüllah (s), “Annendir” buyurmuş. Adam 3. Kez, “Sonra kimdir” diye sormuş, Resûlüllah (s), “Annendir” buyurmuştur. Adam, 4. Kez, “Sonra kimdir” diye sorunca Resûlüllah (s), “Babandır; sonra en yakınlarından başlayarak diğer akrabalarındır” buyurmuştur.[4]

Bu hadis, anne hakkının babanınkinden üç kat daha fazla olduğu konusunda çok dikkat çekicidir. Her şeyden önce anne çocuğunu dokuz ay karnında taşımıştır. Doğuma yakın zamanlarda çocuğun anneye verdiği eziyet çekilmez hale gelmektedir. Çocuk doğarken büyük tehlikelere maruz kalmıştır. Doğduktan sonra anne her konuda çocuğunu nefsine tercih etmektedir. Kendisi aç olduğu halde öncelikle çocuğunu doyurmaya çalışır. Anne, çocuğunun hastalanmasıyla hastalanır, onun sevinçli halleriyle sevinir. İki yıl boyunca çocuğu kucağından ayırmaz. İşte annenin evladı için çektiği bu sıkıntılar onun hakkının babanınkine göre üç kat daha fazla olduğunu açıkça göstermektedir.

Çocukların Ebeveyn Üzerindeki Hakları

Peki, çocukların ebeveyn üzerinde hakları yok mu? Allah hiçbir ayette, hatta hiçbir semavî fermanda anne-babaya “Evlatlarınıza karşı iyi davranın” şeklinde bir emir vermemiştir. Aslında buna gerek de yoktur. Çünkü Allah Taala’nın ebeveynin kalbine yerleştirmiş olduğu şefkat zaten evlatlarına karşı merhametli davranmalarını zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla, evlatlara yönelik olarak anne-babaya, “evlatlarınıza iyilik yapın” şeklinde emirlerin verilmesine ihtiyaç da yoktur. Ama buna rağmen Kur’an’da, “Sadece bana itaat edin ve anne- babaya iyilik yapın” şeklinde emirlerin yer alması, evlatların ebeveynlerine karşı ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya olduklarını göstermektedir. Böylece, anne-babaya iyilikte bulunmak evlatlar için bir imtihan vesilesi kılınmıştır.

Diğer taraftan ebeveynin hukukuna riayet, toplumsal barışın oluşmasına da ciddi katkılar yapmaktadır. Çünkü akrabalar arasında sıla-i rahim ilişkileri güçlü olduğu sürece toplum güçlü ve dinamik olur. Aksi takdirde toplum dinamikliğini önemli ölçüde kaybeder.

Ayrıca genelde zulme ve eziyete maruz kalan çocuklar değil daha çok anne-babalardır. Günümüzde anne-babaya itaat azaldığı, hatta bazı yerlerde tamamen kaybolduğu için, özel yaşlı bakım evlerinin yanı sıra devlet de yaşlı bakım evlerinin sayısını arttırmak zorunda kalmıştır. Bundan 50 yıl önce yaşlı bakım evleri, tamamen yalnız kalmış, ya da kimsesi olmayan anne-babaları barındırmaktaydı. Üstelik bu evler ülkenin büyük şehirlerinde vardı. Küçük şehirlerde ve kasabalarda yaşlı evleri hemen hemen hiç yoktu. Günümüzde ise neredeyse yaşlı bakım evi olmayan hiçbir şehir kalmamıştır. Ne acıdır ki buralara, daha çok çocukları tarafından terk edilen anne-babalar barınmaktadır.

Çocuklar Arasında Adil Davranmak

Daha önce ifade ettiğimiz gibi, Kur’an’da evlatların hakkıyla ilgili doğrudan bir emir olmasa da Şer-i Şerîf, birçok ayet ve hadise dayanarak anne-babaya da bazı görevler yüklemiştir. Çocuğu doğduğunda kulaklarına ezan-kamet okumak, ona güzel bir isim vermek, akıl-baliğ oluncaya kadar onu koruma altına almak, reşit olduktan sonra da, mali imkânı varsa onu evlendirmek ve çocuklar arasında adil davranmak… Bütün bunlar ebeveynin görevleridir. Bunların içinde en önemli olanı da çocuklar arasında adil davranmaktır.

Kur’an’da “Adil davranın, Adaletle hükmedin” mealinde birçok ayet vardır. (وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى) “Bir şey söyleyeceğiniz zaman, en yakınlarınızın aleyhinde bile olsa adâleti gözetip doğruyu söyleyin.” ayeti ile (اِعْدِلُواهُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى) “Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur.” ayeti, elinde yetki bulunduran herkesi sorumluluk altına almıştır. Devlet başkanı ülke vatandaşları arasında adalet sağlanması için çaba sarf etmelidir. Aile reisi çocukları arasında adaletle hükmetmelidir. Öğretmen, sınıftaki çocuklar arasında adil davranmalıdır vs. Elinde yetki bulunan herkes, maiyetindeki insanlara adil davranmak zorundadır.

Baba da evlatları arasında adil davranmalıdır. Mal taksiminde erkekleri kayırarak onlara fazladan mal vermek, kızlara ya hiç vermemek ya da bir bilezikle gönlünü almaya çalışmak adalete aykırı bir tutumdur; yani zulümdür. Kızlar haklarını helal etseler bile, bunun hesabı kabirde de mizan-i haşirde sorulacaktır. Baba, erkeklerin kız kardeşlerine haksızlık yapmaları ihtimaline binaen sağlığında, Şeriatın emrettiği gibi erkeklere iki, kızlara onun yarısını vermek zorundadır.

Erkek kardeşler, kız kardeşlerine babalarından kalan miras hakkını vermedikleri takdirde çok büyük bir zulüm işlemiş olurlar. Onlara birer bilezik vererek kız kardeşlerinin gönüllerini almak hiçbir mana ifade etmez ve kızlar haklarını helal etmiş sayılmazlar. Onlar helal etseler de, Allah onların haklarını sorar. Öyle ise yapacakları tek şey vardır: Kız kardeşlerini çağırıp onların haklarını verecekler. Haklarını alan kızlar, kendi paylarına düşen mallarında, istedikleri gibi tasarruf etmekte serbesttirler.

[1] Bakara, 2/83; Nisa, 4/36; En’am, 6/151; İsra, 17/23.; Ankebût, 29/8. ; Lokmân, 31/14.

[2] Bkz. Ankebût, 29: 8; Lokmân, 31: 14; Ahkâf, 46: 15.

[3] Lokmân, 31/14-15.

[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II: 402.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.