Risale-i Nur’da Sünnet-i Seniyye ve Muhabbetullah İlişkisi-2

Esmaü’l-Hüsna’dan Vedûd ismi, hem seven hem sevilen anlamına gelir. Üstad “her cemal ve kemal sahibi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister” sırrıyla yaratılışın temelini açar. 32. Söz’ün 3. Mevkıfında Cemîl ismi, Vedûd ve Rahîm isimlerini içerir, der. Mesnevi-i Nuriyede ise, kemal sıfatı, cemal ve celal sıfatlarını içerir, der. Yani Kâmil ismi, Cemîl ve Celîl isimlerinin toplamıdır, der. Bu manada bakılırsa Allahü Teâla kâinatı 2 gaye için yarattı diyebiliyoruz:

  1. Ubudiyet: Bu kısma “Rahîm” ismi bakıyor. Ubudiyet ile kullar varlık kazanırlar. Hiçlikten kurtulup ruhlarını açabilme fırsatı elde ederler. Bu Allah’ın kullarına şefkati ve özel rahmetidir.
  2. Hilâfet: Bu kısma “Vedud” ismi bakıyor. Hilafet ile kullar cemal ve kemale erişirler. Evliyalar, cemal aynası; asfiyalar, kemal aynası bir seviyeye erişirler. Bir kul açısından en üst seviye, Allah’a ayna haline gelmektir. Yani Onun cemal ve kemalini gösteren, her haliyle Yaratanını tanıttıran ve sevdiren bir hal kazanmaktır. Bu ise, daima Onu zikreden bir dil, daima Ona şükreden bir kalb ve daima Onu fikreden bir akıl ile olur. Hilafet 2 seviyedir:
  1. Cemal Hilafeti: Kişisel hayatında hilafeti başaran kişi, bakıldığında Allah’ın cemalini insanlara yansıtan bir seviye kazanır. Kalb, hak aşkı ile dolu olduğu ve yüzü Allah’a odaklı olduğu gibi, kullara karşı da sonsuz şefkat ve rahmet doludur. Örnek Yusuf (AS)…
  2. Kemal Hilafeti: Eğer devlet başkanı gibi bir seviye elde eder de Allah’ın kanunlarını devletinin ruhu ve ana programı yaparak, İlahî celal ve ihtişamı gösteren bir devlet kurarsa o zaman o kişi Allah’ın kemalini hayatında sergiler. Cenab-ı Hakk’ın hakkı olan, İlâhî emirleri ve yasakları insanlık dünyası ve yeryüzünde uyguladığı gibi, halkın hakları olan meseleleri de hassas şekilde uygular. Zulüm ve haksızlıkları, başka ülkede dahi olsa durdurur. Bu konuda misal: Süleyman (AS), Zülkarneyn (AS), Davud (AS), Efendimiz (ASM) ve 4 Halifeyi verebiliriz.

İnsanın İlahî cemal ve kemale ayna haline gelmesi, Allah katında sevilir bir seviyeye çıkması demektir. Bunu elde etmenin yolunu ise Kur’an, model şahsiyet olarak Peygamber Efendimiz (ASM) üzerinde gösteriyor. Her peygamber kendi ümmetinin model şahsiyetiydi. Fakat bunlar arasında her cihetçe ve bütün ümmetlere hitap edecek derecede model seviyeye çıkanlar Efendimiz (ASM) ve Hz. İbrahim’dir (AS). Kur’an her iki peygamberi model olarak sunar.[1]

Üstad âyetin tefsiri olarak işin temeline iniyor. İnsan neyi sever, insan fıtratında ne kadar muhabbet potansiyeli var, muhabbeti cezbeden şeylerin sınıfları, İlahi sıfatlarla bunların ilişkileri, Peygamber Efendimiz’in (ASM) burada üstlendiği rol modellik nasıl, sorularını 3 nokta halinde gösterir.

Külliyatta Üstad anlatacağı mesele, çok zâhir ise, “nokta” olarak onu isimlendirir; eğer mesele ince ve dikkat istiyorsa “nükte” olarak onu nitelendirir. Tabir caizse noktalar, hakikatlerden bahseder. Nükteler ise, sırlardan… Mesela 23. Söz 5 Nokta ve 5 Nükte’den oluşur. Burada Üstad meseleler gözle göründüğü için 3 Nokta ile meseleyi izah edecek:]

Bu makamda “Üç Nokta” isbat edilse, mezkûr hakîkat tamamiyle tezahür eder.

Birinci Nokta: Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü: Fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır. Cemâl ve Kemâl ve ihsan derecatına göre, o muhabbet tezâyüd eder. Aşkın en münteha derecesine kadar gider.

[Muhabbet sebebi olan şeyler 3 tane olarak burada vurgulanıyor: Cemal, Kemal ve İhsan… Kalb, cemal-i bâkinin aşığıdır. Akıl, kemal-i sermedînin hayranıdır. Nefis ise, rahmet-i daimenin müteşekkiridir.[2] Rahmet ise, ihsan ederek kendini gösterir. İnsan akıl, kalb ve nefisten oluştuğu ve akıl ile Kemal, kalb ile Cemal, nefis ile ihsan bağı bu şekilde olduğundan Üstad, insan, kâinatın Halıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır, diye haklı olarak söylüyor. Bir zâtta bulunan bu özellikler sonsuz derecelere varırsa, ona karşı muhabbet de o nisbette sonsuzlaşır.

Dikkat edilirse Üstad cemal-muhabbet, kemal-perestiş, ihsan-sevmek bağı kurmuş. İlginç olan şu ki muhabbet, Arapça; perestiş, Farsça; sevmek ise, Türkçe… Sanki Araplar, cemalden anlar; Farslar, kemalden anlar; Türkler ise, ihsandan diye bir işaret veriyor. Yani kendi ırkına göre gidebileceğin yol budur diye Üstad ince bir meseleye de dokunduruyor. Ben, ırk olarak Türk olduğum için ihsanı, çok seviyorum. Allah nimet verdikçe, Ona karşı sevgim daha da artıyor.

Muhabbet, habbe ile aynı köktendir. Kalbinde, bir aşk sarmaşığının çekirdeğini taşımak demektir. Muhabbet çekirdeği cemal tecellileri ile büyürse, o kişinin kalbinde Kemale karşı bir aşk sarmaşığı büyür. Aşk, Arapça’da sarmaşık demek… Perestiş, tapar derecede sevmek demektir. Perestişin en ileri boyutu Allah’ın bendesi, kapısının ayrılmaz kulu olmaktır. Sevmek ise, öz Türkçe’de ev kelimesi gibi insanın sığınması anlamındadır. İnsan sevdiğine sığınır. Bu manada muhtaç olan kişi de cömert birinin ihsanına sığınır. İhsan gördükçe, Ona sığınması daha da artar. Bu manada ihsan sarayına sığınan bir fakîr, sevgisi ve şükrü ile Allah’ın ihsanının mükemmelliğini ve sonrasında zatının kemalini elde edebilecek boyuta kadar ilerler.

Aşkın en münteha derecesi, cezbe ve incizap halidir. Yani kişinin iradesinin devre dışı kalması seviyesidir. Yani Allah’ta fani olma, Onunla bâki olmaktır.]

Devam edecek

[1] Mümtehinne suresi, 4. Âyet Hz. İbrahim’i (AS); Ahzab suresi, 21. Âyet ise Hz. Peygamber’in “üsve-i hasene” olduğunu vurgular.

[2] Lem’alar, 30. Lem’a, 6. Nükte, İsm-i Kayyum Bahsi, 5. Şua, 3. Vazife.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.