Bahri YAĞMUR
‘Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz’
Eskiden insanlar mizacına, kişiliğine göre; beden ve vücut yapılarına uygun, kendilerine özgü kan düzeyleri seviyelerine, hatta sinir sistemleri icabı ve gereği beslenirlermiş. Bugün bizim pek çoğumuzun yaptığı hataya düşmeden günde üç öğün değil de bazen günde iki, bazen bir öğünle hatta bazen birkaç günde bir yiyerek öğünlerini geçiştirirlermiş. Günde üç öğün yemek yemek, modern dünyanın insanına en büyük dayatmalardan, sağlık handikaplarından biri olsa gerek.
Bunun yanı sıra insanların karakter yapısına ne tür besinlerin, gıdaların, meşrubatın iyi geleceği de tespit edilip bu tür gıdalarla beslenmeleri ve yeme sıklıkları, öğündeki yeme miktarları böylece salık verilir bilhassa devletin üst düzeyindeki insanların bu şekilde kontrollü ve ölçülü beslenmelerine dikkat edilirmiş.
Aynı şey tıptaki tedavi usul ve şekilleri için de geçerliymiş eskiden. Her hastaya her ilaç verilmez ve aynı doz da uygulanmazmış. İbn-i Sina’nın bu konu üzerinde hassasiyetle durduğu, tedavide mizaç farklılıklarını göz önünde tutarak konuya azami dikkat ettiği de söylenir. Talebelerinin fıtri kabiliyetleri ve eğilimleri yönünde eğiten ve onlara şahsiyetlerinin özellikleri çerçevesinde vazifeler veren, talebelerine bu şekilde davranan Bediüzzaman Hazretleri’nin de bahsi geçen konuda ifade ettiği gibi mesela içtiğimiz su, bazılarına vâcip (ilaç); hastanın mizacına göre su şifa ve ilaç hükmündedir. Bazılarına haram (zehir); hastalıklara zararlıdır. Bazılarına mekruh (az zarar); kimi bünyelere az zarar verir. Bazılarına da sünnet (menfaat); yani zararsız, fayda sağlayan durumlarda tavsiye edilir. Bazılarına da mübah (afiyet); yani ne zarar ne menfaat olan hâllerde serbestçe içilir.
Bunun yanı sıra mizaca göre musiki dinlenmesi de bu kategoride yer alabilir ve düşünülebilir. Sanırız musiki makamlarının çeşitliliği ve pek çok rahatsızlığın tedavisinde farklı farklı makamların kullanılması bu sırdan olsa gerek.
Bahsettiğimiz başlıklar büyük ilimlerin kaynaklarını teşkil eden, asırlardır araştırılan ve halen de araştırılmaya devam eden devasa konulardan sadece birkaçı. Benim bu yazımda asıl üzerinde durmak istediğim konu beden ve ruh sağlığımız söz konusu olduğunda nasıl mizaca göre besin, tedavi yöntemleri, musiki çeşitliliği oluyorsa günümüzde fazlasıyla göz ardı edilen, her ne kadar MEB’deki okullarda, programlarda fazlasıyla üzerinde durulması kararlaştırılıp bir türlü hayata geçirilemese de öğretmenlere zoraki ve gönülsüzce hazırlatılan ZİPler (Zenginleştirilmiş Öğretim Programları), BÖPler Bireyselleştirilmiş Öğretim programları) haricindeki “MİZACA GÖRE EĞİTİM PROGRAMI” konusu…
Asırlarca medrese sisteminde kişiye göre müfredatın uygulandığı Selçuklu ve Osmanlı medreselerinde ve pek çok Osmanlı mektebinin girişinde asılı olduğu ifade edilen şu söz oldukça manidardır: "Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz." İlginç değil mi? Günümüzdeki eğitim yaklaşımının pek çok örneğinde görüldüğü üzere balıklara uçmayı, kuşlara yüzmeyi öğretmeye çalışmak ve bu olmaza çaba göstermek bu uğurda çalışmak, didinmek… Aslında asıl olan herkese kendi kabiliyeti doğrultusunda yön ve eğitim vermek… Herkese kapasitesi, ilgi ve algısı ölçüsünde yeterince, kaldırabileceği kadar, liyakatine uygun, geçerliliği ve karşılığı olan bir eğitim anlayışı sunabilmek… Bir söğüt ağacıyla bir ceviz ağacının farkına varıp birinden ancak domates kasası çıkacağını; diğerinden paha biçilmez mobilya aksesuarı yapılabileceğini bilen usta kafalarda; kişide, zamanda, sanatta, beceride, kabiliyette israfa böylesi tahammülsüzlük gerçeğini yerleştirmek…
Ve tüm bunları yazarken kabiliyetleri tespit edilemeden anlamsız, mesnetsiz tercih edilen mesleklere yönlendirilen ve böylece hayata atılan zeki, kabiliyetli ama mutsuz, bedbin, amaçsız, hayattan zevk alamayan sadece “çalışmaya çalışan” yığınlar geliyor aklıma. Einstein’ın da dediği gibi "Aslında herkes dâhidir. Ama siz bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, o balık, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir." Ve atalarımız bu konuda ne güzel söylemiş ve konuyu ne güzel özetlemiş değil mi? “A oğul, kuru ağaçtan düdük olmaz…”
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.