Prof. Dr. Şadi EREN
Aile Hayatında Erkek ve Kadın
Erkek
Erkek, evin reisidir. “Erkekler, kadınlara kavvamdırlar (koruyup kollayıcılarıdırlar).”[1] ayetinde bu manaya dikkat çekilmiştir. İdareciler nasıl raiyyetin işlerini görürlerse, erkekler de aile hayatında kadınlara nisbetle daha geniş yetkilere ve daha büyük sorumluluklara sahiptir.
Erkeğin evin reisi olması, daha önce medeni hukukta yer alırken, bu ibare 1 Ocak 2002’den itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. Bunda dünya çapında hayli etkin olan ve ülkemizi de etkileyen feminizm cereyanları etkili olduğu gibi, kadının iş hayatında eskiye nisbeten çok daha aktif olması da etkili olmuştur.
Her hâl ü kârda erkek ve kadın aile hayatında müşterektirler. Evlilik tek başına iktidar değil, bir koalisyon sistemidir. Bu koalisyonda her birinin kendi yaratılışına uygun vazifeleri bulunmaktadır. Erkek, dinen “mehir” denilen ve örfe göre miktarı değişebilen bir meblağı kadına vermesi gerekir. Ayrıca evin geçimini ve masraflarını sağlamakla da yükümlüdür. Bundan dolayı dünyanın hemen her yerinde kadına nisbetle erkek evin dış işlerini ve ekonomisini yüklenmiş, kadın da daha çok iç işlerini ve gelecek neslin yetişmesini üstlenmiştir.
Kadın
Kadın, tabiatı itibariyle erkekten farklıdır. Mesela, erkekte tedbir daha hâkimken, kadında hissiyat galiptir. Erkek, dışa yönelik iken, kadın içe yöneliktir. Bunun neticesi olarak, erkek dışişlerine bakar, kadın da -Bediüzzaman’ın ifadesiyle- “müdür-ü dâhilîdir”[2] içişlerine nezaret eder. Şüphesiz böyle bir tabiat ve görev farklılığı, aile açısından rahmettir. Çünkü her ikisi de aynı tabiata sahip olsalardı birbirlerinin eksiğini tamamlamaları söz konusu olmayacaktı. Meseleye bu açıdan baktığımızda "kadın mı üstün, yoksa erkek mi?" tartışmasına hiç de lüzum kalmayacaktır. Zira her ikisinin üstünlük sahaları farklıdır. Mesela, kadınlar Bediüzzaman’ın ifadesiyle “şefkat kahramanlarıdır.”[3] Erkeğin bu noktada kadına yetişmesi hayli zordur. Keza, çocuklarla ilgilenme noktasında, kadın daha sabırlı ve daha başarılıdır.
Anne olarak kadın, çocuklarının ilk ve en tesirli öğretmenidir.[4] Gelecek nesil, genelde annelerin terbiyesiyle şekillenir. Çünkü ekseriyetle kadın evde çocuklarıyla beraberdir. Erkek ise dışarıda işiyle meşguldür. Pek çok erkek yorgun-argın evine döndüğünde çocuklarının eğitimine fazla vakit ayıramaz.
Bediüzzaman kadının aile ve toplum içindeki durumuyla ilgili “Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli” başlığı altında şöyle der:
“Mimsiz medeniyet, taife-i nisayı yuvalardan uçurmuş,
Hürmetleri de kırmış, mebzul metaı yapmış.
Şer'-i İslâm onları rahmeten davet eder eski yuvalarına.
Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayat-ı ailede.
Temizlik zînetleri, haşmetleri hüsn-ü hulk, lütf u cemali, ismet.
Hüsn-ü kemali, şefkat; eğlencesi, evlâdı.
Bunca esbab-ı ifsad, demir-sebat kararı lâzımdır tâ dayansın…”[5]
Bediüzzaman, medeniyeti insanlığın ortak bir malı olarak görür.[6] Ancak medeniyet görünümü altında zulümler yapılmasını, sefahete dalınmasını tasvip etmez. Medeniyetin bu yönünden “mimsiz medeniyet” diyerek bahseder. Medeniyet kelimesinin Arapça yazılışı mim harfiyle başlar, bu harf kaldırıldığında geriye “deniyet” kalır. İşte mimsiz medeniyet feminizm gibi akımlarla kadınlar taifesini evlerden çıkarmış, onların hürmetlerini kırmış, fuhuş gibi sektörlerde kullanarak âdeta alınır satılır bir meta haline getirmiştir. İslam Dini Hz. Peygamberin hanımlarının şahsında “Evlerinizde oturun” gibi hükümlerle onları yuvalarına davet etmektedir. Kadının gerçek hürmeti ve rahatı evinde, aile hayatındadır. Kadının zineti temizliği, ihtişamı güzel ahlakı, letafeti masumiyetidir. Güzelliğinin kemali şefkattir. En büyük eğlencesi ise evladıyla meşguliyettir. Ancak dünyada onları bozmaya yönelik bu kadar cereyanlar içinde dayanabilmeleri için demir gibi bir sebat gerekmektedir.
Bediüzzaman’ın “Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli” ifadesi bazıları tarafından abartılı bulunabilir. Buradaki “kadınlar” ifadesi, bağlamından anlaşılacağı üzere her kadını içine alan bir ifade değildir. Bir öğretmen “öğrenciler çalışmıyor” dediğinde “her öğrenci çalışmıyor” manası anlaşılmaz. Bediüzzaman’ın bu çağrısı onları fıtrat ayarlarına davet etmektir, yoksa bir tahkir değildir.
[1] Nisa, 34
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.