MİSAFİR KALEM
Lezzetin İsrafı
Fatih Kandaz
İnsan ekseriyetle israf denildiğinde yalnız nimetin zayi olmasını hatırlar. Hâlbuki dikkat edilirse israfın yalnız maddî bir ciheti yoktur. Nimetin israfı olduğu gibi, nimetten alınacak hikmetli lezzetin de israfı vardır.
Cenâb-ı Hak, nimetleri yalnız mideyi doldursun diye yaratmamıştır. Her nimet, arkasında Mün'im-i Hakikî'yi tanıtan bir mektup, bir ihsan ve bir davettir. O nimetten alınan helâl lezzet ise şükrün mayası hükmündedir. Çünkü insan, tattığı nisbette nimetin kıymetini hisseder; hissettikçe hamdi artar; hamdi arttıkça nimetin hakikî sahibini daha ziyade tanır. Risale-i Nur'da şükrün, nimeti Mün'im hesabına bilmek ve o nimeti O'nun namına sarf etmek olduğu nazara verilir.
Meselâ sıcak içildiğinde lezzeti kemalinde hissedilen bir çayı düşünelim. Eğer insan onu lüzumsuz yere bekletir, en güzel hâlini kaçırır ve sonra isteksizce içerse, elbette çay yine nimettir; fakat nimetin ifade ettiği lezzet tam yaşanmadığı için şükür de aynı canlılıkta hissedilmeyebilir. Burada kaybolan yalnız hararet değildir; nimetin insanda uyandıracağı hamd ve minnet duygusunun bir kısmı da zayi olmuştur.
Elbette bu söz, nefsin her arzusunu tatmin etmek mânâsına gelmez. Helâl dairesinde, iktisat ve kanaat içinde yaşanan lezzet makbuldür. Yoksa lezzeti gaye edinmek değil, lezzeti şükre vesile bilmektir. Çünkü lezzet maksut değil, marifet ve şükre hizmet eden bir vasıtadır. İnsan lezzette takılıp kalırsa nimeti unutur; nimeti Mün'im'e bağlarsa lezzet ibadete inkılâp eder.
Bu cihetten bakıldığında israfın başka bir vechi daha görünür: Nimeti çöpe atmak bir israftır; fakat nimeti hikmetine uygun kullanmayıp, ondan doğacak şükrü eksiltmek de mânevî bir israf sayılabilir. Çünkü her nimet, kendine mahsus bir vakitte ve en münasip surette insana bir hamd dersi vermektedir.
Tasavvuf büyüklerinden Abdülkadir Geylânî Hazretleri'ne nispet edilen bazı menkıbelerde de lezzetin inkâr edilmediği, bilakis helâl dairesindeki lezzetin şükre vesile kılındığı anlatılır. Bu rivayetlerin asıl vermek istediği ders; lezzeti nefsin hesabına değil, Mün'im'in ihsanını daha ziyade takdir etmek hesabına değerlendirmektir. Bu husus, menkıbe olarak nakledilir; Risale-i Nur'da bu örneğe dair doğrudan bir atıf bulunduğu bu kaynaklarda görülmemektedir.
Velhasıl; iktisat yalnız nimeti korumak değildir. Nimetin hakkını vermektir. Şükür yalnız "Elhamdülillah" demek değildir; nimeti en güzel surette, helâl dairesinde, hikmetine muvafık kullanmaktır. Böyle olunca hem nimet zayi olmaz hem de lezzet, şükre inkılâp ederek ebedî meyveler verir.
Zira ehlince kullanılmayan her şey israfa gider. Muhatabını bulmayan her hakikat nasıl zayi olursa, hikmetine uygun istimal edilmeyen her nimet de eksik değerlendirilmiş olur. İnsan, nimeti nefsi hesabına değil, Mün'im-i Hakikî hesabına kullandığı ölçüde hem lezzeti muhafaza eder hem de şükrünü ziyadeleştirir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.