Hülya YAKUT
İyi misin(iz)
Dizi veya filmlerde garibime giden bir replik var: Rol gereği adam kaza yapıyor veya kurşun yiyor veya yüksekten düşüyor gibi gibi.
Etrafındaki veya yakını yerde yatanı sarsa sarsa soruyor: “İyi misin? Nolur gözlerini aç, cevap ver, iyi misin?”
Ya Hû!… Adam can çekişiyor, belkide son saniyeleri. Sen “iyi misin?” diye niye soruyorsun.
Yerde yatan kalkıp; “Heee çok iyiyim ama canım can çekişmek istiyor” dese yeridir yani.
Teşbihte hata olmasın, yok yok isterse olsun…. Hali pür melâlimiz tam da bu…
Doğduğumuz andan itibaren yanlışlarla iç içeyiz. Kan kaybediyoruz.
Terbiye sınırları kalkmış. Edeb yâd ellerde. Vefa sahiden eski bir semt adı olarak kalmış. Nezaket, nezafet, empatiyi ara ki bulasın.
İbadet, uhuvvet, muhabbet, hüsn-ü misal, takva, günahlardan içtinap her biri tek başına birer yazı konusu.
Farz, sünnet, vacip, nafile nedir diye sorsan bilmeyecek milyonlar var.
Zekat, sadaka, infak, teavün, tesanüt dini içerikli kitaplarda öğrenilmeyi, yaşatılmayı bekliyor.
Faiz, kumar, içkiden korkarken, uyuşturucu bataklığı günden güne genişleyip derinleşiyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Egolar savaşı büyük küçük, ebeveyn çocuklar, alim cahil, havas avam, komşu akraba gözetmeksizin tam gaz devam ediyor.
Müslüman ülke olarak, topyekün ama az ama çok kan kaybediyoruz.
Manevi buhranlar geçirmekteyiz. Evlerde, okullarda, iş yerlerinde, kısaca sosyal hayatların her kesimi karma karışık.
Hani demişti ya asrın Kur’an dellalı; “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi?”
Yangın içimizde. Yangın dışımızda. Yangın; bizi ebedi saadete götürecek tüm müsbet yolların başında.
Can çekişiyoruz…
Cılız girişimlerimizle, zayıf mücadeleyle ne kadar başarılı olabiliriz? Bilemiyorum.
Yangına su taşıyan karınca gibiyiz.
Bu nasıl bir taundur ki, dini telkinlerde bulunanlar, onlarca kitap yazanlar dahi, tesettürsüz, boyalı evlatlarının, eşlerinin fotoğraflarını sosyal medyada paylaşıp, altına mutlu-mesut notlar düşüyor.
“Bin meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selamette olsa!” diyen Bediüzzaman’a talebe olanların feryadını duyamıyoruz. Duyuramıyoruz.
“İYİ MİSİN” diye soranların kasdı, cismani iyilikten öteye geçmiyor.
Malımız var mı, ticari kârda mıyız. Çocuklar okuyup makam-mevki-para sahibi oldu mu?
Evimizi yeniledik mi?
Arabamızım modeli değişti mi?
“Bana ızdırab veren yalnız İslâmın mâruz kaldığı (karşılaştığı) tehlikelerdir.” Bediüzzaman Hazretlerinin hayattaki tek derdi bu olduğu gibi derdimiz bu, tasamız bu olmadığı sürece iyi değiliz.
Elbette “Vazifemiz çalışmaktır; netice Allah’a aittir" diyerek sadece tebliğ ve irşad vazifesini yerine getirmeyi, hüsn-ü misal olmayı, en yakınlarımızdan başlayarak herkesin manevi iyiliğine çalışmak için geç kalmadık ama çok kan kaybettik.
Bu yüzden “iyiyim” demek, diyebilmek için önce gözümüzü açıp, ayağa kalkmamız lâzım.
Sahi: İYİ MİSİN(İZ)…
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.