Muhammed Numan ÖZEL
Çocuğa Hakikat Aynasından Bakış
Bir çocuğun gülüşü, bazen bir medeniyetin en derin hakikatlerini anlatır. Sessiz, masum ve fıtrî… İşte tam bu noktada Said Nursî’nin çocuklara bakışı, sadece bir eğitim öğretim meselesi değil; insanın varlıkla, kaderle ve ebediyetle kurduğu ilişkinin bir aynası hâline gelir.
Çocukların varlığı Kur’an-ı Hakîm’de ebeveynler için ilâhî bir “sınama vesilesi”[1] sayıldığından, onların terbiye ve eğitimlerine "bir imtihan" ciddiyetiyle bakmak ve onları yaşadığımız çağın zararlı ve tehlikeli alışkanlıklarına karşı korumak, neslin güvenliği açısından da önemli bir sorumluluktur
Risale-i Nur’un sayfa ve satırları arasında çocuk, modern dünyanın çoğu zaman indirgediği gibi “geleceğin iş gücü” değil; aksine, bugünün kalbini, yarının ebedî saadetini ve toplumsal vicdanını taşıyan bir emanettir.
Bu bakış açısı, insanın sahiplik, idealistlik şuurunu kıvamında tutar. Çünkü çocuk, anne-babanın “malı” değil; bir emanettir. Hem şahsi hem de toplumsal olarak.
“Çocuk, bir Hâlık-ı Rahîm'in mahluku, memlukü, abdi ve bütün heyetiyle onun masnu'u ve ona ait olarak ebeveyninin bir arkadaşı idi ki; muvakkaten ebeveyninin nezaretine verilmiş.”[2]
Bu hakikat, Kur’ân’daki şu ayetle de örtüşür:
“Mallarınız ve evlatlarınız ancak bir imtihandır…”[3]
Burada çocuk, sadece sevilen bir varlık değil; aynı zamanda insanın sorumluluğunu belirleyen bir imtihan unsurudur. İnsan kendini çocukta inşa eder. Her çocuk o ailenin ruhunu, edebini, ahlâkını ve ciddiyetini gösteren bir tablodur.
Ancak Bediüzzaman’ın yaklaşımı sadece metafizik tesellilerle sınırlı değildir. Lâhikalar’da karşımıza çıkan daha toplumsal ve pratik dil, meselenin diğer yüzünü açar. Bir toplum çocuklarını ihmal ederse, aslında kendi geleceğini ihmal etmiş olur.
Bu hakikat, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) şu hadisiyle de teyit edilir:
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.”[4]
Yani çocuk terbiyesi, sadece şahsi bir mesele değil; toplumsal bir sorumluluktur. Önce aile sonra da toplum, neslin maddî bakımdan korunması kadar, mânevî bakımdan da muhafazasına özen göstermeliyiz. Bu nedenle çocuklarımıza karşı "ilgili" ve "sorumlu" olmanın yanı sıra, onları "tanıyıp anlamak" ve sağlıklı, tutarlı ilişkilerin yaşandığı bir "çevre oluşturmak" gerekmektedir. Evlâtlarımıza bir birey olarak "saygı duymak", onların kendi saygınlıklarını kazanmalarına da önemli katkı sağlayacaktır. Gittiğimiz sohbet ortamlarına onları götürmek ve orada onlara uygun programlar varsa onlara katılımı sağlamak da hem kişisel gelişimi hem de şahsiyet oluşumuna ciddi manada değer katacaktır.
Risale-i Nur’un eğitim anlayışı, dikkat çekici bir denge kurar. Bir tarafta sebepler dünyası vardır: anne-babanın sorumluluğu, eğitimin gerekliliği gibi lakin bu ehemmiyetli konuya dair Risalelerden ciddi manada derli toplu çalışma yapan pek görmedim.
Nitekim “İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.”[5]
Bu ifade, modern pedagojinin “ilk öğretmen annedir” ilkesini asırlar öncesinden dile getirir. Diğer tarafta ise neticenin Allah’a ait olduğu gerçeği vardır.
Kur’ân bu dengeyi şöyle ifade eder:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”[6]
Hani derler ya tembel çocuk yoktur tembel ve ilgisiz anne-baba vardır. İşte tam da burası o nokta.
Yani insan çalışır, gayret eder; fakat neticeyi yaratan Allah’tır. Bu, Risale’nin tevekkül anlayışıyla tam bir uyum içindedir.
Öte yandan, Risale’de çocuğun psikolojik dünyasına dair incelikli tespitler de yer alır:
“Deli adama ‘iyisin’ denilse iyileşmesi… iyi adama ‘fenasın’ denilse fenalaşması nadirdir.”[7]
Bu cümle, bugün psikolojide “etiketleme etkisi” olarak bilinen gerçeğin veciz bir ifadesidir. Peygamber Efendimiz’in çocuklara olan yaklaşımı da bu şefkat merkezli eğitimi destekler:
“Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın.” [8]
Çocuğun hayata hazırlanması, ihtiyaç duyduğu insanî ve ahlâkî erdemleri kazanması, dinî ve sosyal yükümlülüklerini öğrenmesi ve ileride onları yaşaması, ancak anne babanın bu yönde harcayacağı çaba ile mümkündür.
Belki de en çarpıcı nokta, çocuk sevgisinin bile yönünün belirleyici olmasıdır. Risale’de şefkat, Allah’a yönlendirilirse insanı yükselten bir kuvvet hâline gelir:
“Şefkat, çabuk Cenab-ı Hakk’a vusule vesile olur.”[9]
Bu, sevgiyi dünyevî bir bağ olmaktan çıkarıp, manevî bir köprüye dönüştürür.
“Hevesli akılsız çocuklar..”[10]
Tabirine de dikkat çekmek istiyorum. Çocukta akıldan ziyade heves ve arzular hâkimdir. Çocuk âdetâ mücessem bir nefs-i emmaredir. Bu sebeple bunun farkında olup ona göre konuşmak ve ilgilenmek gerekir. Böylece “Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Mûsâ’ları safına alacaksın.”[11] Eğer çocuk Musaları safına almazsan onlarda Firavun mizacı hâkim olup toplumun başına eşkıya olacaklar.
Sonuç olarak Risale-i Nur’da çocuk, bir pedagojik nesne değil; varoluşun, hilkâtin merkezinde yer alan bir hakikattir.
Onu anlamak, sadece eğitim yöntemlerini değil; hayatı, ölümü ve ebediyeti yeniden anlamlandırmayı gerektirir. Belki de bu yüzden, bir çocuğun sessiz bakışında hem dünyanın faniliği hem de ebediyetin müjdesi birlikte saklıdır.
Bu manada yazılarım devam edecek inşaallah.
Ne mutlu nesfini ve nesli ıslah edebilebe ve bu gayede olana.
Selâm ve duâ ile.
[1] Tegabun, (64/15)
[2] Mektûbat - 79
[3] Enfâl, 8:28)»
[4] Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27
[5] Lem’alar (200)
[6] Necm, 53:39)
[7] Mektûbat (474)
[8] İbn Mâce, Edeb (3)
[9] Mektûbat (79)
[10] Emirdağ Lâhikası-1 (199)
[11] Bir Dâvâ Adamından Notlar (53)
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.