İnsan, Sabrın Sermayesi ve Zaferidir

Hayat; sabırla test edilen, sabırla imbiklenen, sabırla mayalanan, sabırla büyüyen, sabırla anlamlanan ve sabırla kendi doğal, gerçek ve sürdürülebilir dengesini kuran bir süreçtir. Bazen helazonik bir hareketlilik içinde yükselip alçalır; bazen de hüzünle sevinci, geceyle gündüzü, yazla kışı, sefa ile cefayı, varlık ile yokluğu, kavuşmakla kaybetmeyi aynı potada buluşturur.

Hayat bize her an şunu anlatır: Zıtlıklar, yalnızca çatışmanın değil; sınanmanın, olgunlaşmanın, kıyasın, değerin ve hakiki kavuşmanın da zeminidir.

Biz ise bazen hızlı akan suyun son anda kenardan taşarak sürüklediği bir sap gibi, bir çubuk gibi, bir çöp gibi akışa kapılırız. O anda ne direnecek gücümüz kalır ne de akışı durdurabilecek bir kudretimiz.

Bazen de rüzgârın toprağın üzerinde savurduğu küçücük bir çekirdek oluruz. Fakat o çekirdek, kendisine ev sahipliği yapacak ana toprağı bulduğunda, kendi içinde sakladığı tohumlama potansiyeliyle filizlenir; bir ağaca, bir gölgeye, bir meyveye dönüşen uzun bir hikâyeye başlar.

Bazen düz yolda düşünemediğimizi tırmanışta düşünürüz.

Bazen sabrın eşiğini koruyamayız. Zorlanırız, hastalanırız, kaybederiz, azalırız, daralırız, yanarız, üzülürüz, başaramayız; hatta hayatı ve onun tamamlayıcı gerekliliklerini sürdüremeyeceğimize inanırız.

Fakat tam da bütün bu duraklarda bizi diri tutacak olan; şevktir, moladır, motivasyondur, kararlı bir iradedir. Rotasında yürüyen hedef insanıdır. Neden yürüdüğüne, neden direndiğine, neden sabrettiğine inanmış bir iradedir.

Umudunu asla kaybetmeyen; kalbinin sevgi tarlasında yeniden tohumlar eken, şefkat denizinde her damlaya bir ruh üfleyen, kalbini daraltmayan, zihnini açık tutan, aklını doğru çalıştıran ve duygularını kararlılığın ve sermayesinin coşkusu hâline getiren insandır.

Hüznünü melodileştiren, varlığını taçlandıran, zihnini bereketlendiren, aklını fonksiyonel hâle getiren, duygularına aidiyet ve anlam yükleyen, ufka bakan; meraklarını amacına uygun hâle getirerek hayallerini hedefleriyle taçlandıran insandır.

Sabırla, sükûnetle, dua ile, tevazu ile kendini inşa eden; Rabbine sığınan, varlığını emanet sayan, alanın ve sürecin sorumluluklarını yüklenerek sadece işçi kalmayı bilen, sadece işini yapan, sadece işlenmenin bir parçası olmayı kabul eden insandır.

Bütün bunları yaparken öncesine ve sonrasına değil; beklentilere değil; yalnızca vazifesine odaklanan, "anda olma" bilincini hayata taşıyan, görevini iyi yapan, iyi düşünen ve iyi anlayan insan...

İşte hayatı nitelikli kılan da budur.

Hayata nitelik katmak; müspet yarışın içinde yürümeye devam etmektir.

Bazen dağın eteğinde bir tırmanıştır bu.
Bazen denizde karşı sahile odaklanmış kulaçlardır.
Bazen rıhtımda beklemektir.
Bazen yolda tekeri patlayan araçtan inip yürümektir.
Bazen dağın zirvesindeki karda üşümektir.
Bazen sıcağın içinde terleyip gölgelenmektir.
Bazen de kalbin kabına sığmayacak kadar genişleyip yeryüzünü misafir edecek kadar büyümesidir.
Bazen gökyüzünü kendi varlığında iskân etmektir.
Bazen de küçücük bir noktada kaybolurken dikkatin ürettiği dakik yeni dakikalarla bambaşka bir farkındalığa uyanmaktır.

İşte o zaman hayat; değişken, dinamik, sevmekle kızmanın, olmakla olmamanın, yürümekle durmanın, düşünmekle eylemin, planla pratiğin, fikirle zikrin birbirine sarıldığı, ayrıldığı, yüzleştiği, dokunduğu ve yol yürürken birbirini yeniden inşa ettiği büyük bir ritme dönüşür.

Biz de o ritmin içindeyiz.
Bakışındayız.
Durağındayız.
Molasındayız.
Hareketindeyiz.
Yoğunluğundayız.
Hızındayız.

İşte hayat...
İşte sabır...
İşte yol...

İşte yolun dramları, öyküleri, belirsizlikleri ve her belirsizliğin içinden doğan yeni başlangıçlar...

Hayatın rakseden gölgelerinde duvara yansıyan sahici sinemanın seyircisi miyiz?

Yoksa duvarlarla çevrili, gök çatısına bakan bir odağın boyutsuz algısında mı yaşıyoruz?
Yoksa...
Yoksa...
Yoksa bütün bunlar bir gidişin hazırlığı mı?
Bir ayrılışın bilinmezliği mi?
Her an nefes nefese kaldığımız, nefes verdiğimiz ve bir gün nefessiz kalacağımız hakikatin sessiz provası mı?
Nefesimizin nefsimizle birlikte tamamlandığı, sözün ve sesin bittiği; fakat bambaşka bir başlangıcın başladığı büyük kayıt mı?

Belki de söz biter.
Öz, kendini transfer eder.
Hayat bu dünyada sona erer.
Vücut biter.
Fakat vücudun barınağı ruh yoluna devam eder.
Yeni bir adreste...
Ebediyet limanında...
Yeni bir başlangıçta bizi bekler.
Biz de onunla yeniden vücut buluruz.
Diriliriz.
Toprağımızdan çıkarız.
Berzahımızdan ikinci baharımıza, dirilişimize, haşrin sabahına uyanırız.

Bu uyanış; dünyanın yarım kalan uyanışının, uykusunun, hafızasının ve kaydının kendi bilançosuyla yeni bir değerlendirmeye kavuşmasıdır.

Herkes kendi terazisiyle, kendi kantarıyla büyük tartıya girer.

Yeni bir değer ortaya çıkar.
Yeni bir kıymet belirir.
Ödül ve ceza tecelli eder.
İyiyle kötü, cennetle cehennem kendi adreslerinde yeni yolcuların bekler.
Oradaki lezzet de acı da numune olmaktan çıkar; aslî hakikatiyle yaşanır.
Ruh yoluna devam eder.
Bizi bıraktığı yerden yeniden yanına alır.
Bekleyişin sonsuz umuduyla...
Umudun sonsuzluğa miras kalan varlığıyla...
Hayat devam ediyor.
Devam ediyor.

Ya Bâkî, Ente'l-Bâkî...
Sadece Sen Bâkîsin.
Bâkî olan Sensin.

Bekânın gölgesinde fanilerin bekaya âşık yansımaları ve tezahürleriyle dünyanın yeni bir dünyası, kalbin yeni bir aynası, lezzetin bambaşka bir hazzı doğar.

Orada her şey engelsizdir.
Sebepsizdir.
Dolaysızdır.
İstenildiğinde olur.
Oldurulur.
İşte o dünya...
Ahiret...
Bekā yurdu...
Ebediyet limanı...
Sonsuzluk ülkesi...

Hayallerimizin, aklımızın, düşlerimizin, tanımlarımızın ve betimlemelerimizin rıhtımından demir alarak karşı sahile geçtiği yerdir.
Orada bizi; ne hatıralarda yaşanmış, ne hafızalarda kaydedilmiş, ne hayallerde tasarlanmış, ne de mutluluk tariflerinde anlatılmış yepyeni bir hakikat beklemektedir.

Adına cennet dedikleri...
Belki de cennet ötesi diye hissedilen...
Bütün tasavvurlarımızı aşan büyük hakikat...
İşte biz o yolculuğun içindeyiz.
Bir gidişin...
Bir arayışın...
Bir kavuşmanın...
Ve sonsuzluğa doğru yürüyen insanın yolculuğunun içindeyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.