Fatma Mebrure ŞENLER

Fatma Mebrure ŞENLER

Dünü ve bugünü ile ramazan

Ramazan gufran ayı mağfiret ayı, rahmet tecellilerinin sağanak sağanak kulların üzerine yağdığı ay. Açlığı susuzluğu kendi nefsinde hissedenlerin fakirlere yoksullara hasta, dul ve yetimlere daha merhametli davrandığı günler. Fani nimetlerin bir gün insanın elinden alınabileceğini de gösteren oruç ibadeti aslında bir sabır imtihanı. O yüzden Ramazan’ın bir ismi de şehr-i sabır yani, sabır ayıdır. Ramazan’ın kelime manası “yanmak”, bu ayda oruç tutulup tövbe edenlerin günahları yanıyor. Günahlar erirken kişi ruhen de yükseliyor. Sabır ve iradesini kullanamaya alışan insan bir ahlak güzelliğine erişiyor. Kendi arzusu ile sırf; Allah rızası için bütün nimetlerden uzaklaşan insan nefsi ile çetin bir mücadele içindedir. Sabır ve sebatını irade ve azmini kullanan insan elbet mükafatı da görecektir. Nitekim şair bunu şöyle anlatıyor: “Ramazan gele açıla cennet kapısı”

Ramazan dini hayatın sadece ferdi olarak değil toplum olarak da yaşandığı bir ay olduğu için tesiri bütün toplumda görülmektedir. Mukabeleler, teravihler, iftarlar, fitre ve zekât vermeler insanları birbirleri ile daha çok kaynaştırır. Oruçlu orucunun sevabını kaybetmemek için “ Ben oruçluyum” der ve münakaşayı terk eder. Gıybet etmez, kalp, kırmaz, hak yemez. Nitekim istatistikler Ramazan ayından suç oranlarının azaldığını göstermektedir.

On bir ay daha çok madde ile uğraşan insan Ramazan’ın gelmesi ile kendisini bir mana iklimi içinde bulur. Erdiği ruhi huzur etrafında da yansır. Onu bakışlarını daha çok düşünmeye sevk eder. Bu ayın gelmesi ile yardımlaşmalar gözle görülür şekilde artmaktadır. Herkes bir pide bile olsa oruçlu kardeşine bir şeyler ikram etmeye çabalar. İftar vakti oruçlunun sevinç zamanıdır. Bu sevinç fırsatını kaçıranlarda etrafa sinen ruhani havadan etkilenir. Nitekim rahmetli Yahya Kemal bunu mısralarında itiraf etmiş. Şair Üsküdar’da Ramazan şiirinin son mısralarında duygularını şu şekilde anlatıyor.

Top gürleyip oruç bozulan lahzadan beli

Bir nurlu neşe kapladı kerpiçten evleri

Ya rab nasıl ferahlı bu alem nasıl temiz

Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı

Bir tek düşünce oldu teselli bu derdime

Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime

Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür

Mademki böyle duygularım kaldı çok şükür

İstanbul’un der Saadet olduğu günlerde Ramazan büyük hazırlıklarla karşılanırdı. Saraydan en fakir eve Şeyhülislamdan kadı efendiye kadar herkes mutlu bir telaş içinde olurdu. Minarelerde mahyalar sokak aralarında doluşan davulcular. Ve onların okudukları değişik manilerle evlere neşe dolardı.

Alem bu gece nur oldu

Kalbimize sürür doldu

Ey benim ağam, efendim

Kalkın vakt-i sahur oldu

Ramazan davulcusunun bu manisinin duyulması ile ahşap evlerin kafeslerinden ışıklar sızmaya başlar. Yer sofralarındaki kalaylı bakır sininin etrafına ev halkı dizilir. Hoşaflar, söğüşler, börek ve pilavlardan oluşan sahur yemekleri yenilirdi. Bazen bu sahur yemeğinden davulcu ve elinde feneri  ile dolaşan bekçi baba da hissesini alırdı.

Yeni cami direk ister

Söylemeye yürek ister, benim karnım toktur ama

Arkadaşım börek ister

Diye mâni okuyan bu davulcu elbet ikramsız bırakılmazdı. Paketlenmiş sahur yemekleri kapı aralığından uzatılırdı. Ramazan’ın sonuna doğru bahşişi atılırdı

Davulum ince telli

Arkadaşım ince belli, bahşişimi çok isterim

Küçük hanım nazik elli

Önceden hazırlanan çil çil paralar bir mintan veya mendile ile birlikte davulcuya hediye edilirdi.

Osmanlı saray geleneğinde padişahlar Kadir gecesini Ayasofya camisinde ihya ederlerdi. Büyük alaylarla meşalelerle fenerler ve kandillerle donatılan yollardan geçen padişah ve harem arabalarını halkın izledikleri kaynaklarda anlatılmaktadır.

Sarayda Ramazan’da “huzur dersleri” yapılırdı. Büyük alimlerin iştiraki ile padişahın huzurunda sualli cevaplı yapılan bu toplantılarda ayet ve hadisler açıklanır tam bir ilmi hava taşıyan toplantıya padişahın işareti le son verililirdi. Dua edildikten sonra gelenler hakk-ı huzur denilen hediyelerle taltif edilirdi. Ramazan’ın 20den donra Beyazıt Yangın kulesinde, Kule iftarları verilirdi. Zengin konaklarından sini sini yemekler kuleye giderdi. Gelenler ışıklandırılmış minareleri mahyaları yüksekten seyir ederek iftar ederlerdi.

Devir değişti. Ama Ramazan yine sevinçle karşılanıyor, ruhlara huzur veriyor, dostlukları pekiştiriyor, ilahi feyzin coşturduğu bu günlerin bereketinden pek çok kişi istifadeye çalışıyor. Her ne kadar eski Ramazanlar gibi olmasa da günümüzün Ramazanları çok bereketli, feyizli, nurlu, heyecanlı, bereketli ve istifadeli geçiyor. Pidesi, hurması, şerbeti, güllacı ve harika yemekleri ile geliyor Ramazan. İftarı, sahuru, teravihi, mukabelesi, zekatı, fitresi, fakirlere şefkati ile geliyor Ramazan. Manevi iklimi, itikafı, kötü huylarımızı, gizli şirklerimizi, gıybeti, günahlarımızı bırakmak için geliyor Ramazan. Peygamber Efendimizin ahlakı ile ahlaklanmak için bir fırsattır ramazan. Hepimize nurlu, ruhumuzun manevi alemlerde gezdiği, bırakamadığımız günahları bırakmak için gelsin Ramazan. Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum