Mesut ENDER-ARAŞTIRMALARIN DİLİ

Mesut ENDER-ARAŞTIRMALARIN DİLİ

‘Curiosity’ ve ‘Perseverance’

A+A-

Bu iki kelimenin ne olduğunu tahmin ettiniz mi?

Anlamalarını da verelim: “Merak” ve “Sebat”

Nasıl; bir çağrışım yaptı mı?

Hemen belirteyim; Marsa gönderilen ilk gezgin aracın adı “Curiosity” ydi. İkinci kez giden gezginin adı ise “Perseverance”. Yani, önce “Merak”, sonra “Sebat…”

Mars’a gönderilecek gezginin isim babası ise NASA tarafından düzenlenen “isim bulma kampanyasına” ABD-Virginia eyaletinden katılan 11 yaşındaki Alexander Mather. Bu çocuğa, ödül olarak, Temmuz 2020’de Florida'daki Cape Canaveral Uzay Üssü'nden fırlatılan uzay aracının fırlatılmasını kumanda odasından canlı olarak izletildi. 

Önerilen diğer isimlerin verdiği mesajlar da yabana atılmaz kavramlar: 

Promise (Söz), Endurance (Dayanıklılık), Clarity (Berraklık) Courage (Cesaret), Fortitude (Metanet), Vision (Vizyon), Tenacity (Azim) ve Ingenuity (Ustalık) olduğu ifade edildi.

Bazen aklıma geliyor da merak ediyorum: Mars’a “Sebat” gibi bir aracı “biz” gönderseydik, açılacak isim bulma kampanyasında, bu eğitim sisteminin çarkından geçen yeni yetme veya genç çocuklar, hatta kaşarlanmış yaşlılar bu aracın adını ne koyaralardı?

Evet, tahmin ettiniz! 

***

Perseverance, 17 Temmuz 2020’de Mars’a fırlatılmış ve 18 Mart 2021'de Mars’ta Jezero kraterine inmişti. 

Sözüm NASA, Mars, Kızıl Gezegen gibi bilinen büyük cisimler değil, sözüm Mars’a bir kuş gibi gidip konan uzay aracının adı…

Perseverance… Sebat…

Kardeş Kelimeleri: Azim, Mücadele Ruhu, Ciddiyet, Süreklilik, Tahammül, Israr…

İnsan, önce merakını gidermeye çalışır; bulduktan sonra da onu muhafaza etmeye…

Merak ilmin hocası!

Mars çıplak gözle görünüyor; o kadar yakın ki ellerinize tutabileceğinizi sanıyorsunuz!

İnsanlar bir bütünü göremeyince, parçalarından yola çıkarak tamamını merak ediyorlar.

Tam görünmeyenler ve tam görünenler merak edilmezler; ancak delillerden hareketle varlık amacı öğrenilebilir.

“Merak”la Mars’a konan insan türü, orada sebat etmeye çalışacak; belki de başka gezegenlere de konmayı planlayacak.

Neden merak ettiğimiz konusundaki kapsamlı bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz: https://www.risalehaber.com/nicin-merak-ederiz-merak-duygusu-nasil-yonetilir-22742yy.htm

Sebatsız Bir Çağda Yaşıyoruz.

Çabucak vazgeçişler, ciddiyetle başlayıp ciddiyetsiz terk edişler çağında yaşıyoruz.

Oynak, kaygan ve istikrarsız bir çağ; helaket ve felaketin belki de bir sebebi “sebatsızlık”…

Akşam beğendiğinden sabah vazgeçen insancıklar çağı; maymun beyinli hale gelmiş genç kuşaklar.

Sevgisi inandırmıyor; nefreti de yapmacık…

Menfaat üzerine kurgulanmış ilişkiler, tebessümün arkasında saklanmış kin ve nefret arka planında yapay kartondan hayatlar, bir kibrit alevinde yok olmaya hazır.

O yüzden daldan dala atlıyorlar; tatmin duyguları kaybolmuş, mutsuz ve umutsuz bir kuşak var kucağımızda...

Bunu bir erdem sayan gençler, sonuçta hüsranı yaşıyorlar.

Oysa kaybedenler vazgeçenlerdir. 

Onun için asla vazgeçme!

Sebat et!

Bir dakika inada değmeyen bir şeye bir sene inat edeceğine, hakta sebat et.

Sana verilen inat böyle lüzumsuz ve geçici durumlarda kullanman için değil, ebedi hayata dair amellerin olacak uhrevi işlerde “hakiki inat et!” (Dokuzuncu Mektup)

Yani sabırla sebat et. 

Bir de adı ne olursa olsun, kutsal bir davan varsa hiç vazgeçme. O davalar, bugünlere asla vaz geçmeyen, gerçek sebatkarlar sayesinde erişti.

Doğruluktan ve haktan vazgeçenler doğruluğa ve hakka ihanet etmiş sayılır.

Kâinattaki Sünnetullahın kuralı budur: “Sebat edeneler kazanacak”

Müsbet hareket edenler kazanacak.

Sebatkar olmak, ayağı sabit basmak Kur’nın bize öğrettiği bir duadır.

Nasıl yardımseverlik ihtiyaç sahipleriyle birlikte olduğumuzda görünür oluyorsa, sebatkarlık da sebat etmeyi gerektirecek zamanlarda kendini görünür yapacaktır.

Zor şartlarda, şartların şiddetlendiği zamanda sebat etmek…

Bilal-ı Habeşi’nin “Allah Bir!” inlemeleriyle işkencelere tahammül ettiği an gibi.

Ebu Cehil tarafından işkenceyle öldürülen Ammar bir Yasir’in annesi ve babası gibi. 

Bir sahabe mesleğidir sebat etmek; bir peygamber hasleti…

Davasına sahip çıkmak, tavizsiz bir çizgide en zor şartlarda da olsa vazgeçmemek.

Sebat ihlaslı olmaktır. Sebat ihlasın göstergesidir; şerde dahi olsa netice verir.

“Sebat”ın kardeş ve akraba kavramları da ne hoş: Sabır, Azim, Metanet, Ciddiyet, Süreklilik, Kararlılık, Tahammül, Israr…

Bediüzzaman bizi sebatkar olmaya davet ediyor

Dehşetli ve oynak bir zamanda ve zeminde tutunuyoruz.

Dini dünyaya satan ve satmayı da öğreten habis bir ruh geziniyor toplumda.

Dayanması zor bir fırtına; önüne kattığını uçuruyor.

Bediüzzaman buna karşı “kuvvetli bir metanet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat” içinde olmayı öneriyor; sebat olmazsa azim kırılır, gevşeklik ve tembellik baş gösterir. (Emirdağ lahikası, 21. Mektup)

Beyin “Sebat Et!” Diyor

Zor zamanın insanlarına tahammül gücü veren ve karşı mücadeleye azimle girişen insanlara, diğerlerinin aşılmaz bulabileceği zor durumlara dayanma gücünü veren nedir? 

Tabii ki, metanet içinde hakta sebat etmektir.

Savunulabilir bir konuda sebat etmemiz konusunda beynimiz de “sebat et” mesajları veriyor.

Neuron Dergisinde yayınlanan bir araştırma, bazı ilgi çekici içgörüler sağlıyor.

Araştırmacılar, sebat eden insanların beyninin farklı çalıştığını söylüyorlar. Özellikle beyinde, “ciddi zorluklar karşısında kararlı olmaktan sorumlu” olabilecek bir merkezi bölgeyi belirlediler. 

Bir kişinin zor zamanlardaki tavrı olan sebat; sabır, tahammül gibi, engelleri aşma isteği, yani “azim” beynin merkezine yakın bir nöron ağından kaynaklandığını söylüyor.

Tahammül ağının, beynin ön kısmının (frontal lob) derinliklerinde, sağ ve sol yarım kürelerin buluşma noktasına (corpus collosum) yakın bir yerde bulunuyor. Duygu, acı ve karar vermede – özellikle hedefe yönelik kararlarda – geniş çapta yer aldığı bilinen anterior midcingulate korteks adı verilen bir bölgede yer alır, ancak nasıl çalıştığına dair ayrıntılar belirsizliğini korumaktadır.

Stanford Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, beynin bu bölgesinin, ciddi sorunlara rağmen bir hedefe doğru çabalamak anlamına gelen, bir kişinin "sebat etme istekliliği" olarak adlandırdıkları şeyde önemli bir rol oynadığını buldular. 

Araştırmacılar, beyindeki kan akışını ve aktivitesini ortaya çıkaran, işleyen manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanarak hastaların beyinlerini taradı. Anterior midcingulate korteksi beynin diğer bölgelerine bağlayan bir ağ içinde beyin aktivitesinin arttığını buldular, bu da bu bölgenin bu tür duyguların kökü olabileceğini düşündürdü.

Araştırmacılar “azmin sinirbilimi” adını verdikleri bu bulguları www.psychologytoday.com/ sitesinde yayınladılar.

Azmin, Çabanın Ve Sebatkâr Olmanın Sinirbilimi

Sebat etmek ve azmetmek, mücadeleye dayalı mesleklerde, sporda veya zorlu hayat kaygısında, kazananları kaybedenlerden ayırır. 

Bir futbol maçında oyunu erkenden bırakan takımlar gol yağmuruna tutulurken, maça son saniyeye kadar asılan takım oyuncuları, bunun ödülünü son saniyede de alabilir.

100 metrelik hız koşusunda farklar saliselerle ölçülüyor.

Gerçek hayatta zorluklara alışmamış insanların bir zorlukla karşılaşması durumunda pes ettikleri; hatta en kolay çözümü olan işlerde bile battıklarına şahit olmuşsunuzdur.

Peki siz, zorluklara ve aksiliklere rağmen sebat eden biri misiniz, yoksa bir zorluk veya sıkıntıyla karşılaştığınızda havlu atıp vazgeçmeye meyilli misiniz? 

Bazı insanların bir görevi tamamlamaya devam etmelerini sağlayan, diğerlerini ise alışkanlıkla boşa çıkaran ve takip etmeyen nedir?

Buna verilecek en güzel cevap Dopamin ve dopamini ortaya çıkaran metamet ve sebat duygularıdır.

Dopamin, insanları, azimle ve sebatla hedefe ulaşmak için motive eden yakıttır. 

Düşünce yapınızı, tutum ve davranışlarınızı değiştirerek dopamin üretiminizi artırma gücünüz vardır. Bilim adamları, "ödül molekülü" olarak da bilinen daha yüksek dopamin seviyelerini, “azim” gibi yaşam boyu alışkanlıklar oluşturmakla bağlantılı olarak tanımladılar.

Bu çerçevede aşağıdaki tavsiyeleri dikkatinize sunarım

Motivasyona önem verin.

Bir işteki başarı, o işi yapmanın kendinizi iyi hissettirmesiyle ilişkilidir. Motivasyon biyolojik seviyede sadece dopamin elde etmektir. Amacınıza ulaşmada sizi harekete geçirir. Günlük hayatta bir görevi tamamladığınızda, aslında kendinize bir "iyi hisset" dopamin iğnesi yapmış oluyorsunuz. 

Vakti gelen ibadeti yapmadan önce çekilen sancılarla ve nefisle yapılan kavgalar sonunda yapılan ibadetten sonra elde edilen manevi haz dopamin üretimini hızlandırır. Böylece, dopamin artışı ve olumlu davranışlar döngüsü kurularak, birbirini tevlid eden sonuçlar ortaya çıkar. 

Zevkleriniz iradeye üstün geliyorsa, bunu manevi hazlara çevirin.

Haz çağında yaşıyoruz. Dünyevi hazlar kabir kapısına kadar olsa da insanlar bunun farkında olmayabilir veya unutabilir. Peki manevi hazlar? Manevi pratiklerimiz, ibadet ve dualar ve diğer ibadetlerimizden aldığımız hazzı neden hedeflemeyelim.

Bir hedefe ulaşmak için gösterilecek azim ve sebat gibi müsbet tutumlar, çoğu insan için acı ve ıstırap vericidir. Hatta azim ve sebat etmek nefse ağır gelir ve çoğu insan bunun sonunu getiremez. 

Onun için Bediüzzaman “günah işleme psikolojisinde” ele aldığı konu olan günahları işlemenin altında yatan saikin “hazır lezzete meftun (eğilimli) olmamızı” gösterir.

Sebat etmeyi angarya olarak görmeyi bırakın. Bu bir angarya değil, mutlu olmanızın önünü açan, geçici ancak lüzumsuz haz veren etkilerden korunmak için bir zırhtır.

Doğru çerçevelendiğinde, azim ve sebat etmek bir müddet sonra haz veren konumdan çıkar, “sorumluluk” haline gelir.

Sebatkar insanlar kendilerini mesul görürler. Her sorumluluk bir çobanlıktır ve sebat etmenin hazzı sonuçta o sorumluluğun verdiği acının, bireysellikten çıkıp toplumsal sorumluluğu üstlenmesine neden olur ki, bu da peygamberlerin ve vazifeli insanların hisleridir.

Sebat ve azim, kararlılık ve tutarlı olmak üst düzey insani erdemlerin başında gelir. Peygamberlerin ve kendini topluma karşı sorumlu hissedenlerin duygularıdır. Buna karşı şeytanın veya dessas insanların karşı hücumunda bozmak istedikleri ilk denge noktası sebattır. Sebatı bozmak, fütur vermek, tembellikle nefsinden başka bir şeyi düşünemez hale getirmek.

Bediüzzaman Onuncu. Lem’adaki şefkat tokatlarının temel sebebinin “sebat”ın bozulması olduğunu, şefkat tokadı gibi uyarıların kişiyi yeninden sebat etmeye dönmeyi sağlamak için yapıldığını söyler.

Tekasül, tembellik ve vazife ihmali saikasıyla hizmetin muattal bırakılması, kişiyi ve etki alanındaki diğer insanları sorumlu kılar. “Farz-ı ayn” olan vazifeler asla devredilemez. “Farz-ı kifaye” ile sorumluluğu üstlenmek ulvi bir duygudur. Ancak özellikle “tembellik ve tenperverlik” tutumları dopamin azalmasına sebep olduğu için, uyuşukluk, miskinlik gibi davranışlara müncer olacaktır. Kısa vadede mutluluk ve haz veren her türlü davranış, baştan çıkarıcıdır; çünkü kolaydır ve çaba gerektirmez. Zamanla, tembellikle gurur, kibir ve kendini beğenmişlik alışkanlığı, üretilen dopamininizi tüketir ve tatminsiz ve depresif hale gelebilirsiniz. 

İman/İnanç dopamin üretir

Boston'daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi'nde "Plasebo Studies and Therapeutic Encounter" direktörü Ted Kaptuchuk, New Yorker'da yayınlanan bir makalesinde, inancın tıbbi gücünden bahsediyor. Bir hasta, bir plasebo ilacının gerçek şey olduğuna inanırsa, vücudun bu kimyasalı ve ardından iyileşme tepkisini üretmesini tetikleyebileceğini söylüyor.

Kaptuchuk'a göre, nörogörüntüleme, Parkinson hastalığı olan ve plasebo verilen - ancak bunun semptomlarına yardımcı olacak bir ilaç olduğu söylenen - dopamin seviyelerinde bir artış sağlayabileceğine dair örnekler ortaya çıkardı. 

Bu gibi bulgular, bir inanç sistemi ve etkinlik beklentisi oluşturmanın beyin kimyanızda değişikliklere neden olabileceğini doğruladı.

Metodik olun; çalışmalarınız için son tarihler belirleyin 

Daha fazla dopamin üretmek için “son tarih” belirleyerek, hedefleri zamanında tamamlama alışkanlığı edinin. Kendi kendine empoze edilen son teslim tarihlerini içeren günlük bir program oluşturun ve buna bağlı kalın! 

Fert olarak yarı yolda kalmamak için bir arkadaş grubu veya akran baskısı kullanın. Benzer hedeflere sahip, kafa dengi bir arkadaşınızla ortak karalar alın ve birbirinizi denetleyin. 

Metodik olun ve işleri son dakikaya bırakmayın. 

Kendi tezahürat ekibiniz olun: "Evet! Ben yaptım!" demeyi öğrenin.

Hayatınızda çabaladığınız hedeflerin %99'unu başarıp başarmadığınız kimsenin umurunda değildir. Siz de kendi tezahürat ekibinizi kurun. Öz değer duygularınızı başkalarının övgü ve sövgülerine dayandırmayın. Bunu yapmak dopamin salınımını ve başarı hissini kontrol odağınızın dışına çıkarır. Bu, kendinizi karamsar hissetmenize neden olabilir.

Burada Rıza-yı İlahi önemli bir beklentidir. Dünyevi beklentiler kişiyi hüsrana uğratabilir ve bu dopamin salgısını düşürür. Çalışma azmi ve şevki alt üst olur. O halde alınması gereken tutum şudur:

Yaptığın her şeyde kendi parkurunda koş. Kimseyle yarışmak zorunda değilsin. Hedefleriniz olsun. Hedeflerinize ulaştığınızda yeni bir hedef belirleyin ve ona doğru ilerleyin. Hedefe ulaşma çabanızı yarı yolda bırakmayın. Bitirmek için bir hedefe doğru ilerlemeyi alışkanlık haline getirin. Ve başardığınızda, sessizce veya nefesinizin derinliğinde kendinizi tebrik edin ve "Elhamdülillah!” demeyi alışkanlık haline getirin. 

Burada, kendini tebrik etmek ego ya da kibirle ilgili değildir; ödül devrenizi kullanmak ve dopamin boru hattınıza dokunmakla ilgilidir. Yaptığınız şeyin önemli olmadığını hissettiğinizde, duyduğunuz umutsuzluk, alaycılık veya acı çekmek insanı sarsar. Özgüven eksikliği verir. Bu özgüven eksikliği biyolojik bir gerçeklik ve aşağı doğru bir sarmal oluşturur. Çözüm ise, çaba ve gayretle, metanet ve sebatla çalışmaktır.

Risale-i Nur En büyük dopamin imalathanesidir.

“Risale-i Nur, kendi sadık ve sebatkâr şakirtlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şakirtlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli iman-ı tahkikîyi on beş haftada ve bazılara on beş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmi bin zât tecrübeleriyle şehadet ederler.” (Emirdağ Lahikası, 21. Mektup)

İman-ı tahkikinin verdiği zevk ve şevk dopamin salgısının hızlanmasına hizmet etmektedir.

Curiosity, Perservernce, Merak, Sebat…

Aziz, gayretli, sebatkar, fedakar, cefakar kardeşlerim…

Sebat ve müsbet hareket içindeki hizmetiniz size kafidir.

Sakın, vazgeçmekle, hırsla, tatminsizlikle müspetten vazgeçmeyin. 

Menfi harekete girmeyin.

Azminiz ve sebatkârlığınız hücumlara karşı zayıf kaldığında Rabbimizin öğrettiği şu dualara sığının: 

“Ey Rabbimiz üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sabit kıl. Kâfirlerden meydana gelen topluluğa karşı bize yardım et.” (Bakara-250)

“Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır.

Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma!

Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma!

Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!” (Amin) (Bakara-286)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum