Mesut ENDER-ARAŞTIRMALARIN DİLİ

Mesut ENDER-ARAŞTIRMALARIN DİLİ

Niçin merak ederiz? Merak duygusu nasıl yönetilir?

A+A-

Okuma Süresi: 10 Dakika

Her şey “meraklı” bir adamın “meraklı” bir yolculuğuyla başladı. Zaten her yolculuk gibi o yolculuk da bir merakla başlamıştı; bilinenden bilinmeyene, basitten karmaşığa, kolaydan zora doğru bir yolculuktu. Yokluk karanlığından varlık aydınlığına giden bu uzun yolculukta “Farkeden” adam insan olmuş; hem bir “Meraklı bir yolcuya” hem “Meraklı bir misafire” dönüşmüştü bu yolculukta.

İşte o Âdem “Merak” yüzünden yasak meyveyi yemişti. İlahi buyruğu dinlemeyip de “başka” bir sesi dinleyip “Yersem ne olur acaba?” diye düşünmüş olmalı. Zaten “Yersem ne olur?” düşüncesi, insanları helâkete götüren “Lüzumsuz bir merak” (Kastamonu Lahikası, Mektup No:29) değil mi?

Yoksa Hz. Havva’nın “Amaaan canım bir ısırıkla ne olur?” demesiyle, merakı tahrik mi edildi; bilmiyorum!

Düşünebiliyor musunuz; Biz Âdemoğlu, yanlış kullanılmış da olsa, bir “meraklı” iradenin meyveleriyiz.

Merak işte!

Demek ki, Âdem’in “meraklı” bir elma ısırığı, bu muhteşem ve gizemli yolculuğu başlattı.

Demek ki, bir meyve ısırığı ile insan, Rabbinin izniyle meleklerden farklılaşıp, yeknesaklıktan çıkıp, sınırsız (insani ve ruhani) makamları kat' ederken maddi-manevi kabiliyetlerinin çağlayacağı bir yolculuğa çıkabilir. (Mektubat, Onİkinci Mektup, Birinci Sualiniz)

“Bir ısırıkta batma!”

İnsanın bu ontolojik hikâyesinin iç yüzünü anlamak istersen Mektubat,  Onikinci Mektuptaki üç muazzam sorulara ve cevaplara bakman gerekecek.

Şu “ısırık” olayı; insan türünü yaratılışının gereği olan “malûm günahla” Cennetten ihraç ettirdi. Bu ihraç insanda varoluşsal sorgulamaların kapısını açtı. Sanki Âdem, yasak meyvenin değil, insan türünün beynini ısırmıştı:

“Neden?”

“Niçin?”

“Nasıl?”

“Nerede?”

“Kim?”

O ısırılmış meyvenin tadı, şu kainat sarayında insanı, hayretler içinde bırakan muazzam bir tasarımın en önemli figürü yaptı.

“Bu kâinat nedir?”

“Ne zaman yaratıldı?”

“Niçin yaratıldı?”

“Nasıl yaratıldı?”

“Kim Yarattı?

İnsan, dünya ve kâinat ortamında “Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyah” (Âyetü'l-Kübrâ, Giriş) olarak “müşahedatı”yla kainata bir anlam vermeye, düşünceleriyle anlamlandırmaya çalıştı.

Çünkü insan “çok cahil” yaratıldı. Bu cehalettir ki, bilme ve öğrenme merakını doğurdu. Âdem “Bu nedir?” diye sordu. Rabbi ona “eşyanın isimlerini” ve “eşyada tecelli eden kendi isimlerini” öğretti.

Bir yandan peygamberler, diğer yandan felsefe (Bilim) “insanı” yani kendimizi tanımlamaya çalıştılar. Ortak noktaları “Kendini tanı, kendini bil!” şeklinde özetlendi.

Şu kadar fark oluştu ki, orta çağ Hıristiyanlığının safsatalı iticiliği ile Nübüvvet yolundan sapan bilim, tüm alanlarda “Nasıl?” “Ne zaman?” “Nerede?” gibi soruların cevaplarıyla meşgulken, unuttuğu bir şey vardı: “Kim?” ve “Niçin?” sorularından kaçtı; hem de yaralı bir halde kaçtı; ama kafası oldukça karışıktı:

“Bu kâinatı KİM yarattı?”

“Bu kâinat NİÇİN yaratıldı?”

Bu iki sorunun cevabının verilememesi, insanın beynindeki beklentiyi belirleyen Merak duygusunun boşa çıkmasıyla dopamin salgılanamaması sonucu insanın hüsrana düşmesine yol açtı.

Bu travma süreci hala devam ediyor.

İnsan, merakının cevabını alıncaya kadar da sormaya devam edecek. Çünkü sağ ve sol beyin loplarıyla yaşamaya mecbur olan insanın mutluluğu merakını giderilmesindedir.

Oysa çözüm kolay; insanın merakını giderecek çok kolay iki kelime var:

Bir: Beni “Allah yarattı!” (Kim?)

İki: Beni “İki dünya hayatında mutlu olmam; geldiğimiz yere mutlu bir şekilde dönebilmem için yarattı!”(Niçin?)

Bu iki soruya cevap verilememesinden doğan bunalımı açıklayamamanın verdiği sıkıntılar 20. yüzyılda yeni bir bilimi, hem de insanı boşlukta bırakan, insanı tanıma modeli olarak Psikolojiyi doğurdu. Şimdilik psikoloji ile idare ediyoruz!

Merak Nedir? Nasıl Oluşur?

Merak sorularla görünür olur. Sormak düşünmektir; düşünmekse deşmek… (Lemaat)

Tarih boyunca, en meşhur merak mottosu “Merak ilmin hocasıdır.” oldu.

İnsanın ontolojik kadim üç özelliği dünya hayatının üç zembereği oldu:

İhtiyaç, Merak ve Sıkıntı…

İhtiyaç san'ata ve merak ilme ve sıkıntı vesait-i sefahete hocalık edip tâlime başladı”lar. (Sünuhat)

Merak, “Hayret” duygusuyla ilişkilidir.

Meraklı, merakını doğru yönlendirirse ona ilim olarak döner.

Söz gelimi, “Merak beyinde nasıl işliyor?” konusunu merak eden kişi bundan merakın gereği olan taakkul, tasdik ve izan boyutuna taşırsa, bu merak onda “Marifetullaha” dönüşür. Aksi takdirde lüzumsuz merak ile öğrendiği bilgi onu korkutabilir. Özellikle Allah’ın varlığı konusunda “hayret” etmek “şirk ve küfür”, O’nun yaratmasıyla ilgili Esma-i Hüsnayı anlamak ise mârifetullahtır. (TDV Ansiklopedisi)

Bilim, soruların cevaplarından oluşur. Sorular merakın göstergeleri, araştırmanın ön şartıdır. Muhakeme tüm alanlarda kullanılabilir insani bir düşünme aracıdır.

Merakın kaynağı tahayyüldür. “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.” diyen Einsetin şu anamı sözünü de söylemişti: “Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.” da demişti.

Önce tahayyül gelir. İnsan muhayyilesi hayatta kalabilmek için aklı ve kalbi işlettiren bir kontak anahtarı gibidir.

Önce “tahayyül” ve “tasavvur” gelir. Meraklı bir hayal gücü, yeni şeyler üretmeye, moda tabirle “inovasyona” sürükleyen yolun başıdır.

Tahayyül” ve “tasavvur” merak ettiklerimizi soyut olarak algılar. Arkasından “taakkul”, merak yoluyla elde edilen fikirlerin planlanması; zihinsel prototipinin ortaya konulmasını işler. Peşinden “tasdik” ve “iz’ an” ile ileri sürülen prototipin ete kemiğe bürünmesi ve denenmesi görünür. “İltizam” aşamasında model gerçekleşmiş, inovasyon süreci tamamlanmıştır. “İtikad” düzeyi ise ürünün markalaşma, satış ve pazarlama sürecini temsil eder.

Merak kelimesi bir hassasiyet, bir incelik çağrısıdır.

Arapçada “rḳḳ” kökünden gelen riḳḳat  رقّة  (Rikkat) "incelme, incelik ve duyarlık gösterme" sözcüğünden alıntıdır. Raḳḳa رقّ  kelimesi ise "inceldi, incelik ve duyarlık gösterdi" fiilinin masdarı oluyor. Kamus-u Türki’de de “Bir şeyi bilme ve öğrenme isteği" olarak tanımlanmıştır.

İngilizcede “merak” kelimesi yaygın olarak “Curiosity” kel,mesi ile karşılanır. Hani, Marsı keşfetmesi için tasarlanıp gönderilen ve mars yüzeyinde araştırma yapan robot arabanın (Mars Curiosity Rover) adı. (Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Curiosity_(rover)

Ancak dikkatinizi bir noktaya çekmek isterim.

Curiosity” kelimesi ortaçağ İngilizcesinde olumsuz anlamlar yüklenmişken, Rönesans ve Reform hareketlerinden sonra, özellikle gelişmiş İslam, Doğu ve Asya medeniyetinden getirilen buluşlar ve malzemeler 17.yy’da “Curio” kavramıyla adlandırılmış; bu kelimeden “enteresan eşyalar” anlamına gelen “Curiosity” türetilmiştir. (https://www.etymonline.com/search?q=Curiosity) Yani, Marsa bir şeyler aramaya giden aracın adını Curiosity koyan Batı, bunu ortaçağda Doğuda da “Curio” adıyla denemişti.

Ne hafıza değil mi?

Demek ki, yüzyıldır hayran kaldığımız Batı medeniyetindeki pek çok enteresan eşyalar, bilimsel buluşlar, keşifler ve icatlar, o çok merak edilen Doğu medeniyetinden örnekleme ile ödünç alınmış veya aşırılmış ya da geliştirilmiştir.

Toplumumuz yüzyıldır “Hayal” gücünü küçümseye küçümseye üretemeyen ama hızlı tüketen bir topluma dönüştü. Çünkü hayalleri olanları aşağıladık, kötüledik, “Hayalperest” diye damgaladık.

Kaba toplumlarda, halkına kaba davranan ülkelerde; kabalık, kalabalık ve kabadayılık hüküm sürdüğü için merak, doğru adresi bulamaz.

Merak edenleri dokuz köyden kovarlar.

Merak, insanın öğrenmesini sağlayan “en uygun uyarılma” düzeyidir.

Tahayyül ve tasavvur beynin öğrenmedeki ilk iki basamağıdır. Çünkü beyin her zaman en uygun uyarılma düzeyinde olmak ister. Bu düzeyin altına düşünce, beyin merak üretir ve yeni şeylere yönelir. Böylece kişi en uygun uyarılma düzeyine ulaşır.

Ancak, bunun devamı var.

Beyin, merak sonrasında ulaşılan noktayı ödül olarak algılar, yeni bilgiler öğrenmeye çalışmak beynimizdeki nöronlara dopamin salgılanmasına neden olur ki, dopamin, kişiye, o anda merakını gidermekten dolayı haz verir. Kendini iyi hissetmesini sağlar.

Şimdi moda bir kavram olan “Yenilikçilik” (İnovasyon) açısından düşünün:

Merakla, anne/baba/öğretmen olarak size hayalinde merak ettiği bir soruyu soran çocuğunuza “Sus!” dediğinizde (daha kötüleri hayalini yıkacak sözler sarf ettiğinizde) işlediğiniz cinayeti tahmin edebiliyor musunuz? Beynin mahrum kaldığı haz nedeniyle çocuğun dünyasında nasıl da tahribat yaptığını hayal edebilir misiniz?

Merak edenleri ise ezdik; “Takma kafana” dedik.

Sonra kıymeti bilinip projelere isim bile oldu: “Kafana Tak!”

Hayal etmenin bile hapis cezasıyla muamele gördüğü bir ülkede merak gelişir mi?

Fen bilimlerinde öğrencileri meraka teşvik eden eğitim sistemi, sosyal bilimlerde merakı bastırıp ezberle işi götürmeye çalışıyorsa orada toplum gelişir mi?

Merak edenleri dokuz köyden kovanları gördükçe yeni bir şeyler yapma isteği kalır mı? Yenilenemeyen bir toplumun geleceği olur mu? Sürekli kendini tekrarlayan, tutucu ve gerici resmi ideolojiyle yenilikçilik mümkün mü?

Hayalimizde çoğalttığımız seçenekler içinden aklımızı kullanarak en doğru, en kestirme, en sağlıklı, en az tehlikeli ve en optimal olanı taakkul ederek seçeriz.

Seçmek, merakın uygulama alanıdır. Seçmede kurgulanan hesaplama özgür iradeyi gerekli kılar.

Merak etmek, iradesi özgür insanların işidir.  Her türlü baskıcı, zorbacı ve tahakkümcü anlayış iradeyi köleleştirir. Köleleşen irade merakın çerçevesine girmekten uzaklaşacağı zamaniçinde yok olur gider. Tam burada; toplum “milli ve manevi günlerde” kendini ve ideolojik sloganlarını tekrarlar durur.

Oysa merak ederek aldığımız karşılık muhakeme ile doğrulanabilir olmalıydı. Muhakeme, zihindeki aşamalardan taakkul, tasdik ve iz’anın bileşimidir. (Lemeat)

Muhakemesiz soru ve uygulanmayan cevaplardan oluşan boş meraklar kavimlerin helakına sebep olmuştur. (Buhârî, İ'tisâm 2; Müslim, Hac 412, Fezâil 130-131)

Michel de Monataigne denemelerinde  “Ne Biliyorum?” diye kendine sorar. Filozofların normal sohbet üslubundan ziyade düşüncelerini soru şeklinde ifade ederek insanların anlamalarını ele alır ve sorgulamanın kutsallığına dikkat çeker.

Monataigne “Öyleyse hikmet, nerden geliyor diye sorar!” der.

Bediüzaman da merak eder ve Monataigne gibi sorar ve cevaplar:

“Evet, benî Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mâzinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrâsında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celb etti. "Şu garip ve acip mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?"

Bu suale, benî Âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâm, nev-i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu… (Fatiha Suresi Tefsiri, 2/24)

“Merak” kelimesi feminen bir kavramdır; insan türünde kadın cinsiyeti erkeklere göre daha meraklıdır.  Bu merakın nedeni hayal gücünün kadınlarda daha gelişkin olmasıdır. “Maskulen” yapılar, icracıdır, uygulamacıdır.

Bu nedenle, erkekler kadınlara göre daha zayıf merak edicilerdir. Kadınlar tahayyül ve tasavvur düzeyinde üstünken, erkekler taakkul düzeyinden hayata bakarlar.

Kadınlar merak duygularını bilime yönlendirselerdi aralarından inanılmaz bilim kadınları çıkardı. Nitekim böyle bilim kadınları oldukça da var.

Merak duygusunu yönetemeyenler zarar verir, zarar görür.

“Hem, meselâ, hırs ve israfta öyle bir cezâ var ki, şekvâlı, meraklı, mânevî ve kalbî bir cezâ insanı sersem eder.”

“İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.

“Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.”

“O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.” (Dokuzuncu Mektup)

Merak ve endişe (-i istikbal arasında) önemli bir ilişki vardır.

Endişe şiddetli meraktır. Merak gelecek zaman duygusunu harekete geçirirken, endişe ise geleceğin belirsizliği üzerine kurulmuştur.

“İşte, insanda binlerle hissiyat var. Her birisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî. Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var. Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.(9. mektup)

Meraka Değmez Şeyler (İlgi Alanı) - Merak Edilmesi Gerekenler (Etki Alanı)

Biliyorum; bu bölüm çok göreceli ve eleştiriye açık konuları ihtiva ediyor. Hem ben bunu yazan olarak, çok da hassas olmayan birinden okumanız biraz yüreğimi burkuyor; ama vasıtanın mahiyetine bakmayın. Burada olanlar tarafımdan (olması gerekenler) olarak idealize edilmiş de olabilir.

Bunları yazdıktan sonra iki sütuna dikkatlice baktığımda kendimin ve bana benzeyenlerin ne kadar kaçak güreştiğimi fark ettim. Çünkü merak etmem gerekenler sütununda muhatap doğrudan benim. Merak etmeye değmez sütunundaki konular ise benim iradem ve fiilimin hiç bir müdahalesi olmayacak konuları içeriyor.

Oysa ben iradem ve fiilimin hiçbir katkısı olmayacak lüzumsuz şeyleri merak ederken, doğrudan başrolünü oynadığım hayat filmimin merak etmem gerekenleri ise hiç de aklıma bile getirmiyorum. İyi mi?

Haydi; siz de bir bakın!

 

Meraka Değmez Şeyler (İlgi Alanı)

Merak Edilmesi Gerekenler (Etki Alanı)

1

İzlediğim dizinin bir sonraki bölümünde acaba ne olacak?

Ailevi sorumluluklarımı yerine getiriyor muyum?

2

Hafta sonu tuttuğum takımın maçı kaç kaç bitecek?

Komşumun sağlık, geçim, ihtiyaçları vb. durumu nasıl?

3

ABD Başkanlık seçimi nasıl sonuçlanacak? Hangisi iyi-kötü?

Sokağımızdaki fakirler kimler?

4

X parti lideri Z parti lideri için ne dedi?

Benim hakkımda Rabbim ne diyecek acaba?

5

İstanbul’da deprem olacak mı?

İstanbul’da depreme karşı hangi maddi-manevi hangi tedbirleri aldım?

6

Kar yağacak mı?

Kar yağarsa mahallemizdeki fakir fukara nasıl ısınacak?

7

Yeni bir dünya savaşı olacak mı?

Eşimle yaptığım kavgadan sonra ondan özür diledim mi?

8

Dolar-Euro kaç TL olacak?

Evimizde iktisat düsturlarına uyuyor muyum?

9

Maaşlara ne kadar zam gelecek?

İsrafımı nasıl önleyebilirim?

10

X kişi X dizisinde filanca ile evlenecek mi? (Benzerlerini çoğaltmak mümkün!)

Amcamın oğlunun düğününe nasıl yarımcı olabilirim?

11

Avrupa ve ABD’de Korona virüsten ölenlerin sayısı ve virüsün yayılma hızı korkutuyor; ne olacak bu dünyanın hali?

Korona Virüs konusunda tedbirlere uyuyor muyum, ne olacak ailemin sağlığı?

12

İnsanlık baştan çıkmış; musibetleri hak etmiyor mu?

İnsanların (Tabi kendimizin) imanla kabre girmesi için neler yapmalıyım?

Bu tabloyu hazırlarken, Bediüzzaman Said Nursi’nin merak edilmesi gerekenler sütununa katkısından hemen bahsedeyim.

Aşağıdaki ifadelere bir bakalım:

“Aziz kardeşlerim, siz kat'î biliniz ki, Risale-i Nur ve şakirtlerinin meşgul oldukları vazife, rû-yi zemindeki bütün muazzam mesâilden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merak âver meselelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütur getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i mâneviyeniz kırılmasın.” (Emirdağ lahikası-I 39. mektup)

Dördüncü Mesele Bağlamında Merak Nasıl Yönetilmelidir?

Meyvenin Dördüncü meselesi, aslında bizim merak duygumuzu nasıl yöneteceğimizi anlatıyor.

Yukarıda kısaca bahsettiğimiz gibi, Bediüzzaman bu risalesinde bizim merak etmemiz gereken konuların ve durumların kendimize ait etki alanımıza girenler olduğunu söylüyor.

Öyle değil mi? İnsan etki alanına giren konuları merak etmeli ve etki alanına giren konulara müdahil olmalıdır. Bu onun sorumluluk alanıdır ve müsbet değişime katkı verebilir.

Ancak “ilgi alanı” çoğu kez bir aldatmacadır. Çünkü burada birinci derece sorumlu değildir. Bu ilgi alanının bazen çekiciliği, cazibesi insanın enerjisini lüzumsuz, boş, boşboğaz işlere ayırması sonucu vazifelerin ihmal edilmesiyle daha büyük sıkıntıların gelmesine sebep olur.

Bediüzzaman “Meyve Risalesi”nin Dördüncü Meselesinde şunları söyler (Özetle)

1- Dünya siyaseti câzibedarlık cihetiyle meraklıları kendiyle meşgul eder. Oysa burada etki alanımıza giren bir iş yok. Zaten geniş dairelerde kişi başına düşen vazife oranı çok ama çok azdır; hatta yoktur. Hal böyle olduğu halde, ilgi alanındaki lüzumsuz şeyleri merak edip ilgilenmek, etki alanındaki büyük vazifelerin ihmal edilmesine sebep olur.

2- Yetki alanına girmeyen siyasi konularla meşgul olmak hizmet-i imaniye konularındaki gayret ve hamiyeti unutturur veya noksan bıraktırır. Daha vahimi, tarafgirlik sebebiyle zalimlerin zulmünü hoş görür ve onların zulmüne ortak olur.

3-"İnsanın fıtratındaki merak nedeniyle ihtiyac-ı mânevî, bir fıtrî durum insaniyet damarıyla geniş siyasi dairelere bakmaya mecburiyet varmış gibi yanıltabilir. Oysa bu hadiseler, beşerin zararlı, şerli, ârızî hadiseleridir.  Bunlarla meşgul olmak savaşan taraflardan birine meyletmek, onların her türlü zulmüne de tarafgirlik hissi verebilir. En azından hoş görür.

4- Merak edilecekse, insanın, çok mu'cizatlı hilkatine merak etmelidir. Mesela her baharda yalnız bir tek arı milletine ve üzüm tâifesine baksan, bu nev-i beşerdeki hâdisâtın yüz defa daha mûcib-i merak ve ruhânî, mânevî zevklere medar hadiseler olduğu görülecektir.

5- İman ve hakikat noktasında, (fıkhi olarak), dünyevi, zulmetli ve şerli hadiseleri merak etmenin büyük zararları var. Özellikle gaflet veren, hakiki dindarın tam siyasetçi olamadığı, hakiki siyasetçilerin de tam dindar olamadığı bir dünyada siyaset, insanı boğdurur, hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturur. Hususan böyle umumî ve mücadele suretindeki hadiseler, kalbi de boğar.

Merak - Beyin - Eğitim: Merak Nasıl Beslenir?

İnsan öğrenmesi merakla başlar.

Her insan öğrenebilir. Merak duygusu olan herkes öğrenebilir. Öğrenmek istiyorsanız merak edin; öğretmek istiyorsanız merak ettirin!

Kalıcı, unutulmayan, ruhumuz gibi bizden ayrılmayan bilgiler yüksek merak düzeyiyle öğrenilmiş bilgi ya da tecrübelerdir.

Okulu yeniden tanımlayalım: Meraklı çocuklar ve merak ettiren öğretmenler yurdu…

Çünkü kalıcı öğrenmenin temelinde merak vardır.

Merak özelliği, bilinmeyeni bilme merakı bize kendini tanıttırmak isteyen Biri tarafından verilmiştir.

İnsanın, kendini, çevresini, tabiatı, kainatı merak etmesi ve bu Merakı vereni bulması için… “İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.” (Mektubat, Dokuzuncu Mektup)

Eğitim her nerede yapılırsa yapılsın; ister yüz yüze, ister online, sonuçta, eğitim öğrencilerde merak duygusunu uyandırmalıdır.

Merakları tatmin olmuş çocuklar mezun etmek değil, daha fazla merakla yüklenmiş şekilde meslek hayatına atılan çocuklar yetiştirmektir.

Kişinin, işinde veya mesleğinde yeniliklere ulaşmak için merak, okulda ve ailede bir davranış ve alışkanlık olarak kazandırılmalıdır.

Öğretmenlik merak uyandırma mesleği olarak algılanmalıdır. Merak eden ve soru soran öğrencilerini susturmak değil, bir teşvik edici müşevvik olan bir öğretmenlik yapmalıdırlar.

Öğretmen kardeşim; dersine başlarken sınıfa sorular sor; merak uyandır. Her çocuğun gözüne bakarak ders konusu hakkında neler bildiklerini öğren; sonra meraklarını harekete geçir.

Unutma ki, merak temelli iyi bir soru, merak ettiren sistematik akıl yürütmenin tetikleyicisidir. Buna eleştirel düşünme becerilerinin bir göstergesi olarak Sokratik sistem deniliyor.

Meraklı öğretmenlere, düşündüren, araştırmaya sevk eden, “Akıl etmez misiniz?” diyen Kur’anî metodun özüne eğilin, diyorum.

Bu metodu sistemleştiren ve sorulardan değil cevaplarından oluşan, soruları sorma kısmını okuyucusunun zihnine bırakan bir yöntem olarak Risale-i Nur metodunu araştırın.

Dante’nin İlahi Komedyesi gibi, Risale-i Nur da Bediüzzaman’ın kendi meraklarının peşinden gitmesinin eseridir. Bediüzzaman, “Kainattan Hâlikını soran bir seyyahın” ta kendisidir.

Eğitimin temel çıktısı “merak eden” öğrenciler yetiştirmektir.

Hatta okullar giriş kapılarına, öğrencilerin amaç edinmesi için motto olarak “Bu okuldan merak eden öğrenciler mezun olur!” diye yazın.

Ya da okulunuzu “Meraklı öğrenciler yetiştiren bir okuluz” diye tanımlayın.

Öğretmenlere bunu uygularken şunu tavsiye ederim:

Her konunun sonunda, ünite izleme testi yapın. Bu sınavda 3-5 soruyu şu şekilde bir A4 kağıdına yazın:

  • “……………………. konusunda, şimdi merak etmeye başladım ki: ………………”
  • “…………………….. konusunda, şimdi bende şöyle bir araştırma isteği doğdu ki……………………..”

Şunu unutmayalım: Ancak, öğretmenin/anne-babanın çocuğa sorduğu iyi sorular, çocukta da kendi “iyi sorularını” sorma becerilerini kazandırır.

Merak edenler, merak ettirirler.  İsterseniz deneyin: Şehrin göbeğine gelin ve yüksek bir binaya veya büyük bir ağacın zirvesine bakarak, beden dilinizle tuhaf sesler verin. Bir müddet sonra yanınızdan geçen insanlardan sizin baktığınız yöne doğru bakarak bir şeyler görme isteği gösterecek insanlar yaklaşacak ve sizinle birlikte bakacaklardır. Kısa zaman sonra bir küme haline geldiğinizi göreceksiniz.

Sevgili öğretmenim, sevgili ebeveynler; meraklı olun; daha fazla merak ettirecek konularla meşgul ol. Boş ve faydasız merak uyandıran günlük hayatın, TV dizilerinin veya siyasi ve güncel olayların seline kendinizi kaptırmayın.

Merak, öğrenme ve okul bağlamında yapılmış beyin araştırmalarından eğitimcilere birkaç tüyo vermek isterim:

https://www.kqed.org’da yayınlanan bir araştırmaya göre, Kaliforniya, Davis'teki Oliver Wendell Holmes Ortaokulunda fen dersi veren Blackwell isimli öğretmen, bir “gün batımı” videosu izlettikten sonra 8. sınıf çocuklarına bu video hakkında düşünmelerini ve merak edip sorgulamalarını istiyor.

Video izledikten sonra, öğretmen Blackwell öğrencilere “Peki ne hareket ediyor ve neden?” diye soruyor.  Öğrenciler birçok fikir söylüyorlar. Bazıları güneşin hareket ettiğini düşünüyordu, bazıları ise gün batımının dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinin sonucu olduğunu söylüyorlar.

Blackwell, “Merak gerçekten insanlarda çok yoğun ve çok temel dürtülerden biridir. Eğitimi bu davranışa dayandırmalıyız.” diye tavsiye ediyor.

Sorular soran ve ardından cevapları araştıran öğrenciler, “Öğrenmemizin merkezinde orantılı olarak merak var.” diyorlar.

Blackwell, diğer birçok öğretmen gibi, çocukların meraklı olduklarında, dersle meşgul olma ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu söylüyor.

Merak Ettiğimizde Beynimize ne oluyor?

Neuron dergisinin Ekim sayısında yayınlanan bir araştırmaya göre https://www.cell.com/neuron/fulltext/S0896-6273(14)00804-6 , merak ettiğimizde beynin kimyasının değiştiğini ve bilgiyi daha iyi öğrenmemize ve saklamamıza yardımcı olduğunu öne sürüyor. Özetle;

  • İnsanlar merak ettikleri bilgileri öğrenmede daha iyiler
  • Meraklı durumlar öğrenilen bilgiler asla unutulmuyor.
  • Kulaklarımızın hemen üzerinde bulunan ve beynin haz bölgesi olan Nucleus Accumbens orta beyindeki merak veya beklenti aktivitesiyle ilişkilidir. Yani merak ettiğinizde haz bölgesi harekete geçiyor ve dopamin salgılıyor. Tam burada öğrenilenler artık unutulmaz oluyor.

Kaliforniya Üniversitesinden araştırmacı Charan Ranganath, 19 denek gönüllüsü üzerinde yaptığı araştırmada sorduğu farklı sorulara ve aldığı cevaplar üzerinden MRI makinesi kullanarak beyin aktivitelerini inceledi.

Daha sonra, araştırmacılar soruları ve cevaplarını gözden geçirdi. Katılımcıların merakı artınca beyinlerinin zevk ve ödülü düzenleyen kısımları aydınlandı. Meraklı zihinler ayrıca anıların yaratılmasında rol alan hipokampusta artan aktivite de gösterdi.

Ranganath, "Beyinde, insanları dışarı çıkıp doğası gereği ödüllendirici şeyler almaları için harekete geçiren bu temel devre var" diye açıklıyor. Para veya şeker aldığımızda bu devre yanar. Merak ettiğimizde de yanar.

Devre etkinleştirildiğinde, beynimiz dopamin adı verilen ve bize yüksek istek veren bir kimyasal salgılar. "Dopamin, öğrenmede yer alan hücreler arasındaki bağlantıları güçlendirmede de rol oynuyor gibi görünüyor."

Araştırmanın bulduğu sonuç şudur: Merak, sıkıcı şeyleri öğrenmemize yardımcı oluyor.

Araştırmacılar, meraklı beyinlerin sadece konu hakkında değil, aynı zamanda diğer şeyleri de - hatta rastlantısal, sıkıcı bilgiler - öğrenmede daha iyi olduğunu öğrenince şaşırdılar.

Arlington'daki Texas Üniversitesi Güneybatı Zihin, Beyin ve Eğitim Merkezi'nde yardımcı doçent olan Evie Malaia ,  “Merak, öğretmenlerin sınıfta kendi yararlarına kullanabilecekleri bir fenomendir” diyor.

Bir çocuk astronot olmak istediğini söylediğinde, bu hedefi çarpım tablosunu öğrenmeye nasıl ilişkilendirirsiniz?

Bu işi öğrencilere bırakın. Onlar temelde sürücü koltuğuna oturup, bilgiyi kendileri inşa ederlerse, bir şey keşfederlerse kendilerini özellikle daha iyi hissederler.

Malaia, “Öğretmenlerden bu tür teknikleri yıllardır kullananlar var; bilim de bunu destekliyor. Merak gerçekten insanlarda çok yoğun ve çok temel dürtülerden biridir. Eğitimi bu davranışa dayandırmalıyız.” diyor.

California'daki fen bilgisi öğretmeni Blackwell, öğrencilerinin bilimdeki gizemli bilinmeyenleri keşfetmeyi sevdiğini söylüyor: Bir araba çarptığında ne olur? Neden bir araba diğerinden daha fazla yamulur? Neden bazı insanlar annelerinden çok teyzelerine benziyor? Gökkuşakları nasıl çalışır?”

"Çocuklarıma aptalca sorular olmadığını söylüyorum," diyor Blackwell. "Bu bilimdir: Sorular sormak ve cevap aramak işimiz" diye ekliyor.

Özetle: Tutkulu bir meraklı olun.

Meraklı olun,  sağlıklı kalın. Önem verdiğimiz, merak ettiğimiz, duyguları harekete geçiren tüm olumlu-olumsuz etkenler, sizi geliştirir. Merak duygunuzu iyi yönetirseniz, orta beyniniz harekete geçer ve kortekste güçlü sinaptik bağlar oluşumuna yol açar.

Bu bağlar sizin belki de “amel defteriniz”dir. Sizin beyninize, her hücresi amel defterinizin bir sayfası olacak 100 milyar civarında beyin hücresi takan Zât,  bizden ne ister, onu merak et! Nöronlarınızı azami ölçüde ve azami sayıda hayırlı ve güzel amellerle doldurun.  Ne kadar çok nurani bilgilerle doldurursanız, cennette o kadar güzel seyirler yapar, aldığınız lezzet tarif edilemez. Nöronlara yazmaya devam edin. Dünya ve ahirette işinize yarayacak, Allah ve Resulünün razı olacağı türden, meraklı bir yolcunun günlüğüne (amel defteri) yazdığı gibi yazın.

Tüm duygularınızı harekete geçiren merak duygunuzun sunduğu fırsatları, nöron defteri kapanmadan önce iyi yönetin.

…Ve o meraklı adamın soyundan gelenler olarak merakınızın götürdüğü yere gidin…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum