Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Kur’an’ı Kendi Tarihinde Okumak, Tefsir Tarihi Araştırmaları, Meal Kültürümüz, Kuran Ve Tefsir kültürümüz, Kıssaların Dili, Tefsirde Ehl-i Sünnet ve Şia Polemikleri, Kur’an’ın Mutezili Yorumu, Kuran-ı Kerim Meali gibi onlarca eser ve yüzlerce bilimsel makaleye imza atmış olsun. Defalarca televizyon ekranlarına çıkıp ülkedeki dini hayatın ve manzaranın içler acısı olduğunu ve bundan dolayı çok dertli, kederli ve muzdarip olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Ebced ve cifir hesabının kullanılmasının küfür olduğunu, bu hesabı eserlerinde kullandığı için merhum Bedizüzzaman’ın “Kur'an'ın onca ayetinin canına okuyan ve bu arada sayısız hesap hatası yaparak hezeyanda bulunan biri”,batınıliğin ta kendisi” ve “safsata” peşinde olduğunu ve bunu olduğu gibi kabul eden milyonlarca takipçi ve müntesiplerinin tipik birer “haşhaşi” olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Kuran-ı Kerim’in yüzlerce ayetinde kendisini Allah diye tesmiye eden kainatın yaratıcı için defaatle ‘Tanrı’ desin ve bununla yetinmeyip bu Tanrının “Tarih İçindeki Davranış Kodları”nın birbiriyle çelişkili, tutarsız olduğunu, tarihe müdahalesinde deneme-yanılma yolunu takip etmiş olduğunu ve bu Tanrı’nın kana susamış, gözü dönmüş, merhameti kalmamış bir kabile tanrısı olduğunu ve üstelik bütün bunları aklamak için yaptığının sade antropolojik bir okumadan ibaret olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

İmanın akli ve rasyonel bir temelinin olmadığını, iman esaslarının hiçbirinin aklen ispat edilebilir,  anlaşılabilir olmadığını, asıl imanın akılsızlıkta ve akıl-dışılıkta olduğunu, Allah’ın bilinebilir değil bilinemez, tanımlanamaz ve kanıtlanamaz olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Kuran-ı Kerimde ve diğer kutsal kitaplarda başta peygamberlere ve bazı Salih kullara nisbet edilen bütün mucizelerin aslında birer mucize değil,  sade birer “doğal olay” olduğunu ve bunun yüzyıllardır yanlışlıkla “mucize” diye isimlendirildiğini söylesin. Ayrıca mezkur kitaplarda geçen peygamber kıssalarının çoğunun gerçekte aslı astarı olmayan birer “mitolojik öykü” ve “efsane” olduğunu dolayısıyla buralarda özgül tarihselliğin izini sürmenin abesle iştigal etmek anlamına geldiğini söylesin…

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Kuran-ı Kerim’in sadece ahkamının değil temel birkaç mesajı dışında tümünün tarihsel olduğunu, tarihte kaldığını, sonraki zamanları bağlamadığını, Peygamberimizin (a.s.v) bütün insanlara değil yalnızca Mekke ve çevresindeki Arapları uyarmak için gönderildiğini ve bunun aksini iddia etmemenin “mahcup evrensellik”, “aldatıcı evrensellik”, “gülünç”, “romantik”, “anakronik”, “gerçeklerle uyuşmadığını”, “hesabının verilmemiş”, “kendi kendini kandırmak” olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Kur’an’a göre kurtuluşun Allah’a ve ahiret gününe inanmak, yararlı işler yapmak üzere 3  şartının olduğunu, aksini söyleyen müfessirlerin ayetlerin yalın anlamlarını içine sindirmediklerini ve bundan dolayı ilgili ayetlere olmadık te’viller ve tahrifler yaptığını ve bu müfessirlerin çoğunun zihin dünyalarının ortaçağ karanlığı ile malul olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Hz. İsa’nın doğumunun bildik anlamda mucize olmadığını, Kur’andaki teosantrik (Allah merkezli) dil dizgesinden ötürü ilgili ayetlerde Hz. İsa’nın varlık kazanma sebepleri gizlenerek sadece sonuç zikredilmiş olduğunu ve bu eksiltili ifadelerin bütün Müslümanlarca apaçık bir “mucize” ye hamledildiğini oysa Hz. İsa’nın da her insan gibi dünyaya geldiğini söylesin.

Bir ilahiyatçı akademisyen düşününüz ki...

Ehl-i Sünnet ve Mutezile başta olmak üzere bütün mezheplerin üzerinde ittifak ettiği vahyin hem mana hem lafız olarak indirilmediğini, sadece mana ile indirildiği ve lafzının da Resulullah'a ait olduğunu söylesin.

Bir İlahiyatçı akademisyen düşününüz ki…

Bütün bu düşüncelerinin en azından “sorunlu, “arızalı” sadece Ehl-i Sünnet’in değil bütün müslümanların inançlarına aykırı olduğunu kendisine nazik, müeddep, haddini bilir, ilmi bir üslupla naçizane hatırlatan bir ilim talebesine ‘tetikçi’, ‘haşhaşi’, ‘bu topraklardaki kişi kültüne güzel bir örneklik’, ‘zır cahil’, ‘cühela’, ‘terbiyesizlik sınırına geldiği’, ‘gözü dönmüş’, ‘afyonlandığı’, ‘belli çevrelerce yönlendirildiği’, ‘ciddiye alınacak bir tarafının olmadığını’ söylesin.Bu ne demektir? Lütfen cevabını siz veren. Adını siz koyun.

(29.10.2014'te yayınladığımız yazıyı bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum