Dr. Bilal TANRIVERDİ

Dr. Bilal TANRIVERDİ

Bir Suç, Kaç Kişiyi Suçlu Yapar?

Risale-i Nur Perspektifinden Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği

“Bizim düşmanlarımıza bir tek borcumuz vardır: Adalet.”

Bu tarihi söz, Bosna-Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı, bilge lider Aliya İzzetbegović'e aittir.

Kendisi, en zorlu savaş ve zulüm dönemlerinde bile intikam peşinde koşmamış, halkına ve askerlerine her zaman adaleti ve insan onurunu korumayı öğütlemiştir.

***

Bir kişi suç işler.

Peki bu suç kaç kişiyi suçlu hâle getirir?

Ailesini mi? Kardeşini mi? Arkadaşını mı? Aynı kurumda çalışanları mı? Aynı topluluğa mensup olanları mı? Aynı düşünceyi paylaşanları mı?

Hukukun cevabı açıktır: Ceza sorumluluğu ilişkiden değil, fiilden doğar.

Bir insanın kimlerle görüştüğü, kimin yakını olduğu veya hangi çevrede bulunduğu somut olayın değerlendirilmesinde anlam taşıyabilir; fakat başkasının işlediği bir suçun sorumluluğu bunların hiçbirinden dolayı kendiliğinden başka bir insana geçmez.

Çünkü hukukta suçun bir faili vardır.

Ve sorumluluk, failden başlayarak ancak kişinin kendi fiili ve suça kendi katkısı ölçüsünde genişleyebilir.

Hukukun Cevabı: Fiil Kiminse Sorumluluk Onundur

1982 Anayasası'nın 38. maddesi kısa fakat son derece güçlü bir hüküm taşır: “Ceza sorumluluğu şahsîdir.”

Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesi ise aynı ilkeyi daha açık hâle getirir: “Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Hukuk dilinde buna ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi denir.

Hakemli akademik çalışmalarda da ilke; suçun bağımsız olarak veya iştirak yoluyla işlenmesine katkısı bulunmayan kişinin cezalandırılamaması, herkesin kendi fiilinden sorumlu olması biçiminde açıklanmaktadır.

Buradaki önemli ayrıntı şudur:

Şahsilik ilkesi, “Bir suçu yalnızca onu doğrudan gerçekleştiren kişi işleyebilir.” demek değildir. Suça azmettiren veya yardım eden kişi de şartları oluşmuşsa sorumlu tutulabilir. Fakat bunun sebebi başkasının suçundan sorumlu olması değil, suça kendi iradesi ve kendi fiiliyle katılmasıdır.

Dolayısıyla hukukta belirleyici soru şudur: “Kiminle bağlantılı?” değil, “Ne yaptı?”

Bu ayrım ortadan kalktığında ceza sorumluluğu şahsî olmaktan çıkar, kolektif sorumluluğa dönüşür.

Nitekim hukuk tarihinde bunun ağır örnekleri vardır.
Eski hukuk düzenlerinde failin ailesinin veya kabilesinin de cezalandırıldığı, yalnız bir topluluğa mensup olmanın cezalandırılmak için yeterli görülebildiği dönemler yaşanmıştır.

İslâm hukuku ise kolektif ceza sorumluluğunu esas olmaktan çıkarıp şahsî sorumluluğu temel ilke hâline getirmiştir.

Kur'ân'ın Ölçüsü: Yük Başkasına Taşınmaz

Ceza sorumluluğunun şahsiliği, Kur'ân'da son derece açık bir esasa dayanır:

“Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.”

Bu hüküm En'âm, İsrâ, Fâtır, Zümer ve Necm sûrelerinde farklı bağlamlarda tekrar edilir.

Tekrarın kendisi de önemlidir: İnsanın yaptığı tercih, kazandığı sevap veya işlediği günah öncelikle kendisine aittir.

Fâtır Sûresi'nin 18. âyetinde ölçü daha da çarpıcı hâle gelir. Yükü ağır gelen kişi en yakınına çağrıda bulunsa bile onun yükünden bir şey taşınmayacağı bildirilir.

Yakınlık bile sorumluluğu nakletmez.

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) uygulamalarında da aynı esas görülür.

İslâm ceza hukuku üzerine yapılan akademik incelemeler, kişinin babasının veya kardeşinin fiilinden sorumlu tutulamayacağını ifade eden hadisleri şahsilik ilkesinin açık örnekleri arasında göstermektedir.

Bu noktada hukuk ile Kur'ânî ölçü aynı yerde buluşmaktadır: Suç bulaşıcı değildir.

Bir insanın fiili, akrabalık veya aidiyet yoluyla başka bir insana geçmez.

Risale-i Nur bu ilkeyi yalnız hukukî bir kural olarak bırakmaz; onu adalet-i mahzanın temel ölçülerinden biri hâline getirir.

Bediüzzaman, Kur'ân'ın “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” hükmünü açıklarken şu net ifadeyi kullanır:

“Birisinin hatasıyla, başkası veya akrabası hatakâr olmaz; cezaya müstehak olmaz.”

Ardından sınırı daha da belirginleştirir: “Bir masumun hakkı, yüz cani için feda edilmez.”

Bu yaklaşım, adalet-i mahzanın ferdin hakkına verdiği değeri göstermektedir.

Mesele yalnız çoğunluk karşısında azınlığın korunması değildir. Mesele, bir tek masumun dahi başkasının suçu sebebiyle hukuk dışına çıkarılamamasıdır.

Yirmi İkinci Mektup'taki meşhur gemi örneği tam da bunu anlatır. Bediüzzaman, bir gemide dokuz masum ile bir suçlu bulunsa geminin batırılamayacağını söyledikten sonra ölçüyü daha da ileri taşır:

“Hattâ bir tek masum, dokuz cani olsa yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.”

Rakam değişse de ilke değişmez.

Dokuz masum için bir suçlu feda edilmez.

Dokuz suçlu için de bir masum feda edilemez.

Çünkü adalet aritmetik değildir.

Adalet, hakkın sahibini ayırabilme kabiliyetidir.

Aidiyet, Sorumluluğun Yerine Geçemez

Bugün şahsilik ilkesinin en önemli sınavlarından biri de aidiyet ile fiilin birbirine karıştırılmasıdır.

Bir insanın yakını suç işlemiş olabilir.

Birlikte çalıştığı kişi suç işlemiş olabilir.

Bulunduğu kurumda, mensup olduğu toplulukta veya sosyal çevrede başkaları hukuka aykırı fiiller gerçekleştirmiş olabilir.

Bunların hiçbiri tek başına o insanın ceza sorumluluğunu ortaya çıkarmaz.

Aynı soyadı taşımak fiil değildir.

Birini tanımak fiil değildir.

Bir çevrede bulunmak, başkasının gerçekleştirdiği fiilin otomatik olarak ortağı olmak anlamına gelmez.

Ceza hukukunun görevi, ilişkilerden hareketle toplu suçluluk üretmek değil; her kişi bakımından fiili, kastı, kusuru ve varsa suça iştirakini ayrı ayrı ortaya koymaktır.

Bediüzzaman'ın “Tarafgirlik hissiyle, bir caninin hatasıyla, değil yalnız akrabasına, belki taraftarlarına dahi adavet eder” tespiti bu açıdan dikkat çekicidir. Buradaki sorun yalnız ceza vermek değildir. Başkasının fiilini kişiye taşıyan toplumsal öfke de aynı kolektif sorumluluk mantığından beslenir.

Hukuk, tam da bu noktada öfke ile sorumluluk arasına sınır koymalıdır.

Suçun Şahsiliğinden Suçun Münferitliğine

Risale-i Nur'daki yaklaşımın daha ince bir yönü daha vardır.

Bediüzzaman şahsilik ilkesini yalnız bir insanın suçunun ailesine veya çevresine taşınmaması şeklinde ele almaz. Bir insanın kötü bir sıfatının, onun bütün şahsiyetini mahkûm etmesine de karşı çıkar.

Yirmi İkinci Mektup'taki gemi temsili bu defa insanın kendi şahsiyetine uygulanır: Bir insanda hoşumuza gitmeyen bir kötü sıfat bulunması, onun diğer masum ve güzel sıfatlarını yok saymayı haklı kılmaz.

Risale-i Nur Enstitüsü'nün hukuk incelemesinde bu yaklaşım “suçun münferitliği” şeklinde ifade edilir: Nasıl bir aile ferdinin suçu diğer fertlere sirayet etmiyorsa, bir kişideki suçlu veya kötü bir sıfat da onun diğer masum sıfatlarına sirayet ettirilmemelidir.

Bu ölçü ceza hukukunun sınırlarını aşarak toplumsal hayatın tamamına uzanır.

İnsan fiiliyle değerlendirilmelidir.

Fiil ise deliliyle.

Öfkeyle değil.

Aidiyetle değil.

Başkasının hatasıyla hiç değil.

Adalet, Faili Bulurken Masumu Ayırabilmektir

Suçun şahsiliği yalnız teknik bir ceza hukuku kuralı değildir.

Masumiyetin korunması için kurulmuş temel bir hukuk güvencesidir.

Suç işleyen kişi elbette fiilinin hukukî sonucuyla karşılaşmalıdır. Adalet suçun cezasız bırakılması değildir.

Fakat adalet, suçluyu ararken suçsuzlar üretmek de değildir.

Kur'ân'ın “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” hükmü, modern hukukun “Ceza sorumluluğu şahsîdir” ilkesi ve Risale-i Nur'un “Bir masumun hakkı, yüz cani için feda edilmez” ölçüsü aynı noktaya işaret etmektedir:

Sorumluluk ferdîdir; masumiyet başkasının fiiliyle ortadan kalkmaz.

Bir hukuk düzeninin gücü yalnız suçluyu bulabilmesinde değildir.

Asıl güç, suçluyu bulurken onun annesini, babasını, çocuğunu, arkadaşını, komşusunu, mensup olduğu çevredeki masumları ve nihayet suçla ilgisi bulunmayan herkesi ondan ayırabilmesidir.

Çünkü bir suç, kaç kişi tarafından işlenmişse o kadar fail doğurur; kaç kişiyle ilişki kurulabiliyorsa o kadar suçlu doğurmaz.

Suçun akrabası olmaz; faili olur.

Adalet ise faili bulduğu yerde durmayı bilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.