Zeki KAMİLZÂDE
Celal Karatüre Mario Jardel'i yenebilir mi?
Daha eskilerde Tanju Çolak abimiz de vardı ama-fakat onu gençler hiç hatırlamaz. (Ben bile zor hatırlıyorum yahu.) O yüzden Mario Jardel'den yürüyeceğiz. (Gerçi ben onu da zor hatırlıyorum ya neyse.) Efendim, futbol âleminde, 'golcü' tâbir edilen kişizâdeler vardır. Bu kişizâdelerin alamet-i farikaları son vuruş yetenekleridir. Yani, top rakip ceza sahası içinde ayaklarına düşerse, önlerinde de bir boşluk görürlerse, eyvah eyvah, kaleye golü yazarlar. Bu işi de gayet iyi yaparlar. İsabet yüzdeleri yüksektir. Fakat, gelgelim, bu özellikleri dışında pek bir hâsiyetleri de yoktur. Yani ne sahada çok koşarlar. Ne fazla fazla çalım atarlar. Ne de geriye dönüp defans yaparlar. Yok. Hayır. Iıı-ııh! Cııık! Bunlardan hiçbirini itinayla yapmazlar.
Sadece pozisyon alıp topun ayaklarına, kafalarına, artık nerelerine denk gelirse, gelmesini beklerler. O yüzden bu futbolcu tipine lügatte 'hazır golcü' de denilmiştir. Modern futbolda pek yerleri yoktur artık. Zira artık herkesin herşeyi az-çok becermesi gerekir. Koşmayana kimse ekmek vermez. 'Sen çalış ben yiyeyim'le profesyonellik olmaz. Ancak alt liglerde hâlâ ekmek yedikleri vâkidir. Her neyse... Uzattık. Bu futbol bahsini aslında şöyle bir konuda bize rehberlik etmesi için açtık:
Hayal bu ya! Yahut öcülü bir kara-ütopya! Türkiye'de rejimin Galatasaraylılar tarafından kurulduğunu kurguluyoruz. Galatasaraylılar, her nasıl başarmışlarsa, hep beraber düşman işgalinden kurtardığımız bu ülkenin yönetimine kurulmuşlar. Sonra o dönemki baş golcüleri Mario Jardel'i de 'ulu golcü' saymışlar. Tıpkı George Orwell'ın 1984'ündeki gibi yurdun her yerine heykellerini kondurmuşlar. Resimlerini asmışlar. Tâ anaokullarından sâbî sübyana Big Brother sevgisini aşılıyorlar. Dağlara-taşlara, cik cik öten kuşlara, duvarlara-binalara sözlerini asıyorlar. (Hayalimizdeki Mario Jardel elbette Portekizce değil Türkçe konuşuyor.) Vatan bu şekilde bir Galatasaray hegemonyası altında yönetilip gidiyor. Derken 'çok takımlı lige' geçiliyor. Ve Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor vs. gibi çokları futbollarını gösteriyorlar. Aaaaa! Maşaallah. Seçimleri de kazanıyorlar. Şampiyonluğa geliyorlar. Zaten seçim olduğu sürece Galatasaray başa geçemiyor. Ancak federasyon gücüyle iktidarı elde edebiliyor. Böyle zor kuvveti elinde bulunmadığı zaman sahada nal topluyor. Tribünler maziyi asla unutmuyor.
Unutmuyor ama Galatasaray da hepten dersini çalışmamış değil. Evet. Tıpkı yine Orwell'ın kara-ütopyası 1984'te anlatıldığı gibi bir 'Gerçek Bakanlığı' kuruyorlar. Kurmuşlar yani. En başta kurmuşlar. Sonra bu 'Gerçek Bakanlığı' eliyle bütün tarihi silbaştan yeniden yazıp-oynamışlar. Ohh! Herşeyi yeniden kurmuşlar. Yeni yazılan tarihe göre bu ülkede hiçbir zaman Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler vs. diye takımlar varolmamış. Iıı-ıııh! Hiçbirinin taraftarlığı hiçbir zaman yaşanmamış.
Aksine sadece bir takım var: Galatasaray. Ve bir taraftar grubu var: Galatasaraylılar. Ve bir tane ulu golcü var: Mario Jardel. Sonra bu ideolojiyi Milli Eğitim marifetiyle bütün Türkiye'ye de belletiyorlar. Öyle-böyle, bir şekilde, başka türlüsünü hatırlayanları da yaftalayıp, mümkünse vücudunu tribünlerden kaldırıyorlar. Onlara 'gerici/yobaz' diyorlar. 'İrticacı' gibi bir anlamda herhalde. Uzun yıllar boyunca da bu 'beyin yıkama faaliyeti' yürütülüp gidiyor. Çocuklar iyiden iyiye Türkiye'yi Mario Jardel'in kurtardığına inanıyor. Ondan büyük golcünün dünyaya gelmediğini savunuyor. Hatta bir tanrı, yarı-tanrı, peygamber, artık hangisi tutarsa, misyonunu Jardel'e biçiyorlar. Onun takımı olarak da, elbette, Galatasaray takımların en büyüğü. Yalnız şöyle komik birşey var burada: 'Çok takımlı siyaset' başlayıp 'şikesiz müsabakalar' düzenlendikten sonra başa geçen Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor gibi takımlar da, liderlikleri boyunca, mezkûr söyleme harfiyyen uyuyorlar.
"Olmaz öyle saçma şey!" diyorsunuz öyle değil mi? Evet. Bence de "Olmaz öyle saçma şey!" N'ayır-N'olamaz. Zaten tahayyülden ibaret birşey olduğunu en başında söyledik. Aynen. Bu ülkede ne Galatasaraylılar Türkiye'ye böyle cumburlop çökmüşlerdir ne de Jardel böyle bir iddiada bulunmuştur. Ancak temsilî hikayemizdeki sembolleri, tıpkı Orwell'ın 1984'te yaptığı gibi, bazı hakikatlerin kavranmasına aracı kılarsak, ne bileyim, eskaza bazılarının yerlerini gerçekleriyle değiştirirsek mesela, zaten tecrübe ettiğimiz birşey(ler)e ulaşacağız sanki. Veyahut 'Yalnız bana öyle geliyor' diyeyim. Mesela: Şu her yere heykellerini, büstlerini, resimlerini asma meselesi... Hani gözümün nuru Bediüzzaman'ın bir güzel örneklendirmesi vardır. Bir bağda çalışan birçok işçi... Ve kapakta bekleyen tek bir kişi... Hatırladınız değil mi? "Sadece suyu doğru zamanda açmak-kapatmakla bütün mahsûl onun olur mu?" diye sorduruyor. Hatırlamayanlar için yerinden bir iktibasta bulunalım:
"Meselâ, şahane bir bağ var ki, nihayetsiz meyvedar ve çiçektar masnular, içinde bulunuyorlar. Ona nezaret etmek için pekçok hademeler tayin edilmiş. Bir hizmetkârın vazifesi dahi, yalnız o bağa yayılacak ve içilecek suyun mecrâsındaki deliğin kapağını açmaktır. Ve şu hizmetkârsa tenbellik etti, deliğin kapağını açmadı. O bağın tekemmülüne halel geldi veyahut kurudu. O vakit, Hâlıkın san'at-ı Rabbâniyesinden ve sultanın nezaret-i şahanesinden ve ziya ve hava ve toprağın hizmet-i bendegânesinden başka, bütün hademelerin o sersemden şekvâya hakları vardır. Zira hizmetlerini akim bıraktı veya zarar verdi. (...) Kusur sahibiyse diyemez ki: 'Ben bir âdi adamım; ehemmiyetsiz ihmalimden şiddete müstehak değilim.' Çünkü, tek adem, hadsiz ademleri intaç eder. Fakat vücut kendine göre semere verir. Çünkü birşeyin vücudu bütün şerâit ve esbabın vücuduna mütevakkıf olduğu halde, o şeyin ademi ve intıfâsı, tek şartın intıfâsıyla ve tek bir cüz'ün ademiyle, netice itibarıyla mün'adim olur. Bundandır ki, 'tahrip, tamirden pek çok defa eshel olduğu' bir düstur-u müteârife hükmüne geçmiştir."
İşte bizim Jardel'in işi de biraz buna benziyor. O sadece uygun pozisyonda topun gelmesini bekliyor. (Beklemiş.) Geri kalan işi takım arkadaşları hallediliyorlar. (Halletmişler.) Basıyorlar. Paslaşıyorlar. Savunuyorlar. Golleri engelliyorlar... Gerekirse canlarını veriyorlar. Kurşun atıyorlar. Kurşun yiyorlar. Yavrularının örtüsünü mermilerin üzerine seriyorlar. Jardel ise bütün bu mesainin sonucu olarak top ayağına geldiğinde 'zaten yapması gereken vazife'yi yapıyor. Golü atıyor. Ancak lig bittiğinde Galatasaraylılar şöyle demesinler mi: "Şampiyonluğu Mario Jardel kazandı!" Hatta ekliyorlar: "Mario Jardel olmasaydı baban kimdir bilmezdin." Bir de işi iyice zıvanadan çıkarıyorlar: "Ulu golcü Jardel olmasaydı adın 'Yorgo' olurdu." Halbuki, ne gariptir, en ziyade Mario Jardelcilik yapanların çocukları 'Yorgo' oluyor. Ortalık gavurcuk isminden geçilmiyor.
İmdi muhterem kârîlerim bir düşünün: Bu şekilde hazır golcü övgüsü sürdüğü sürece Türkiye liginden bir hayır gelir mi? O ligden gerçekten 'futbolcu gibi futbolcu' yetişir mi? Herkes bu yanlış övgü yüzünden 'hazır yiyici' olmaya özenmez mi? Fakat, işte, Türkiye'de senelerdir bu yapılıyor! Başa hangi parti geçerse geçsin. Hiiiiiç-biiiiir-şeeeey değişmiyor. Devletin cümle kurumlarında 'vaktiyle doğru yerde pozisyon almaktan başka hünerleri olmayan' bir zümrenin propagandası, hem de iştiyakla, sürdürülüyor. Okullarda 'ulu golcüleri' anlatılıyor. Heykelleri, büstleri, resimleri bütün meydanları dolduruyor.
Heyhat! 'Öz liginde kendi sözünün de bir kıymet-i harbiyesi olsun' diye düşünen takımların liderliğinde böyle şeyler yaşanabilir mi? Beşiktaş olsa, Fenerbahçe olsa, Trabzonspor olsa vs. böyle bir mantıksızlığa müsaade eder mi? Asla! Asla etmez. Sözde 'tarafsızlık' sayılan 'laik duruş'larından dolayı okullardaki Ramazan etkinliklerine bile kin kusanların, kendi ideolojilerini, dolayısıyla sahte dinlerini-itikatlarını-tarihlerini, tribünlere aşılamaları uygun görülebilir mi? Elbette görülmez.
Lakin Türkiye'de senelerdir görülüyor. Son seçimde %52 ile paçayı zor kurtarmış AK Parti dahi hâlâ CHP rejiminin eğitim doktrinleri üzerine küçük dokunuşlar yaparak zafer kazanacağını sanıyor. Yahu, bebekliğinden beri kendi elinle Mario Jardelci olarak yetiştirdiğin genç, dönüp bir daha sana neden oy versin? Neden Beşiktaşlı, Fenerbahçeli vs. olsun? Mario Jardel'in oynadığı takım var ya. Gider onun takımına oy verir. Kurucusu olduğu parti dururken, o kadar da sevgisine rağmen, dönüp neden seni desteklesin? Senin kodlarına göre şekillenmedi ki! Sen kodlarını anlatabilseydin elbette seçimini başka türlü yapabilirdi. Fakat, maalesef, Türkiye'de sağ futbol takımları Osmanlı bakiyesini yemekten başka üretemediler.
"Kâbe'de hacılar 'Hû!' der Allah!" ile teselli bulmaya çalışıyoruz şimdilerde. Ne yazık. Ne kadar acı. Ne kadar saçma. Yılın bilmem kaç günü sabah akşam "Anıtkabir'de baylar 'Bu!' der Atam!" dedirttikten sonra bir ilahî ile tekrar zaferi kendi hanemize yazdıracağımızı sanıyoruz. Hakikatle yüzleşelim abilerim/ablalarım: Sosyolojiyi elde edebilecek hamlelerde sâbık rejimin çok gerisindeyiz. Bir kere onlar kadar cüretkâr değiliz. Sebatkâr değiliz. İhlaslı değiliz. Tenceremiz kaynadığı sürece "Benden sonrası tufan!" diyoruz. Allah'sa ikbali geleceğine bakacak tenceresinden başka penceresi de olanlara verecektir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.