Birinci Söz – Birinci Lem'a Münasebeti

Birinci Söz'ün anahtarı “Bismillah”, Birinci Lem'a'nın anahtarı ise Hz. Yunus Aleyhisselâm'ın “Lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke innî kuntu mine'z-zâlimîn” münâcatıdır. Aralarındaki münasebet, insanın acz ve fakrını bilip kendi nefsine değil Cenâb-ı Hakk'a istinad etmesidir.

1.“Bismillah”tan Münâcata: Acz ve Fakrın Tevhid Şuuruna Dönüşmesi

Birinci Söz'de insan acz ve fakrını bilerek “Bismillah” der; Birinci Lem'a'da aynı hakikat münâcat hâline gelir

Birinci Söz'ün temel dersi, insanın kendi namına değil, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket etmesidir. Çünkü insanın kuvveti mahdud, ihtiyaçları ise nihayetsizdir. Bu hâl, onu acz ve fakrını bilmeye ve Rabbine istinad etmeye sevk eder.

“Bismillah” bu şuurun başlangıç ifadesidir: “Ben kendi kuvvetimle değil, Allah'ın namına ve O'nun ihsan ettiği kuvvetle hareket ediyorum.”

Birinci Lem'a'da ise bu hakikat Hz. Yunus Aleyhisselâm'ın şahsında en şiddetli bir hâlde görünür. Artık zahirî esbab tamamen sukut etmiştir. Balığın karnı, deniz ve gece içinde kalan Hz. Yunus Aleyhisselâm, bütün esbabdan yüzünü çevirerek: Lâ ilâhe illâ ente...” der.

Buradaki münasebet şudur:

Birinci Söz, acz ve fakrın “Bismillah” ile Allah'a istinad etmesini; Birinci Lem'a ise aynı acz ve fakrın münâcat ve iltica sûretinde Cenâb-ı Hakk'a yönelmesini gösterir.

2.“Bismillah” esbabın arkasındaki rahmeti gösterir; “Lâ ilâhe illâ ente” esbabın hakikî müessir olmadığını gösterir.

Birinci Söz'de “Bismillah”ın bütün mevcudat için nasıl bir vird-i zeban olduğu anlatılır. İnsan da Bismillah dediğinde, yaptığı işi kendi namına sahiplenmekten çıkar; Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve kudretine istinad eder.

Birinci Lem'a'da ise mesele daha ileri bir noktada görünür: Hz. Yunus Aleyhisselâm'ın kurtuluşu için görünürde hiçbir sebep kalmamıştır.

Balık …deniz …gece...

Fakat bunların üçü de Allah'ın emri altındadır.

Bu sebeple:

“Lâ ilâhe illâ ente” yalnız “Allah'tan başka ilâh yoktur” demek değildir; Birinci Lem'a'nın bağlamında, bütün esbabın üstünde hükmeden tek bir Rubûbiyet bulunduğunu idrak etmektir.

Dolayısıyla:

Bismillah; Allah'ın namına istinad,

Lâ ilâhe illâ ente; Allah'tan başka hakikî melce ve mâbud olmadığını idrak şeklinde bir münasebet kurulabilir.

3. Birinci Söz'deki “Bismillah”ın arkasındaki acz ve fakr, Birinci Lem'a'da açık bir münâcata dönüşür

Bu iki bahis arasındaki en kuvvetli bağlardan biri acz ve fakrdır.

Birinci Söz'de insanın kendi namına hareket ettiğinde nihayetsiz acz ve fakr içinde olduğu gösterilir. Fakat Allah'ın namına hareket ettiğinde, O'nun rahmet ve kudretine dayanır.

Birinci Lem'a'da Hz. Yunus Aleyhisselâm'ın hâli bunun müşahhas bir misalidir.

Kendi kuvvetinin hiçbir hükmü kalmayınca: “İnnî kuntu mine'z-zâlimîn” diyerek nefsini itham eder.

Burada insanın bütün kuvvetini kendisinden değil, Cenâb-ı Hakk'ın kudretinden bilmesi söz konusudur.

Bu nedenle iki bahis arasında şu derin münasebet kurulabilir:

Birinci Söz'de acz ve fakr bir şuur olarak öğretilir; Birinci Lem'a'da acz ve fakr, münâcat ve iltica ile fiilen yaşatılır.

Bu, iki bahis arasındaki en sağlam münasebetlerden biridir.

4. Birinci Söz “Allah'ın namına yaşama”yı, Birinci Lem'a ise “Allah'a iltica ederek necat bulma”yı ders verir.

Birinci Söz'de “Bismillah” yalnız bir kelime olarak bırakılmaz. İnsan onunla Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ve bütün nimetleri Allah'ın rahmetinden bilir.

Birinci Lem'a'da ise insanın karşılaşabileceği en şiddetli hâllerden biri gösterilir.

Hz. Yunus Aleyhisselâm:

  • denizin,
  • gecenin,
  • balığın

içinde iken bütün cihetlerden kuşatılmıştır.

Tam burada münâcat gelir. Bu nedenle Birinci Söz ile Birinci Lem'a arasındaki hareket şöyle ifade edilebilir:

Bismillah ile başlayan istinad, münâcat ile derinleşir; münâcat ile derinleşen ubûdiyet ise necat ile neticelenir.

5. Her iki bahis de “ene”yi küçültüp “Rubûbiyet”i öne çıkarır

Birinci Söz'de insan:

“Ben yapıyorum.”

iddiasından uzaklaştırılır ve “Allah'ın namına” hareket etmeye yönlendirilir.

Birinci Lem'a'da ise Hz. Yunus Aleyhisselâm:

“İnnî kuntu mine'z-zâlimîn”

diyerek nefsini itham eder.

İki bahiste de ortak olan temel hareket şudur:

  • Nefsi merkeze almak terk edilir.
  • Cenâb-ı Hakk'ın Rubûbiyeti merkeze alınır.

[Fakat burada “ene” kelimesini Birinci Lem'a'nın doğrudan terminolojisiymiş gibi öne çıkarmamak gerekir. Ene'nin müstakil ve kapsamlı tahlili Otuzuncu Söz'ün konusudur. Birinci Lem'a'da ise daha doğrudan ifade nefsin ithamı, acz ve fakrın idraki ve Cenâb-ı Hakk'a ilticadır. Bu ayrım önemlidir.]

Birinci Söz ile Birinci Lem'a'nın esas münasebeti

Birinci Söz, insanın acz ve fakrını bilerek “Bismillah” ile Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket etmesini; Birinci Lem'a ise aynı acz ve fakrın, esbabın sukutu karşısında “Lâ ilâhe illâ ente” münâcatıyla tevhid, tesbih ve ilticaya dönüşmesini ders verir. Biri ubûdiyetin başlangıç şuurunu, diğeri o şuurun en şiddetli bir imtihan hâlindeki tecellisini gösterir.

Ve iki bahsi birbirine bağlayan ana damar şudur:

İnsan kendi namına hareket ederse nihayetsiz acz ve fakr içinde kalır; Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket edip O'na istinad ederse, aczi onun için kuvvet-i mâneviyeye, fakrı ise Rahmet-i İlâhiyeye bir vesile olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.