Abdulkadir CEYLAN

Abdulkadir CEYLAN

Bediüzzaman’ın Horhor Talebesi ve Yeğeni Şehit Ubeyd

Değerli dostlar! Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatındaki en büyük şahsiyetlerden biri, hem yeğeni, hem Horhor medresesinde talebesi, hem de savaşta cihad arkadaşı olan Ubeyd’dir. Bu yazımızda büyük kahraman Ubeyd’i anlatmaya çalışacağız inşaallah.

Ubeyd, Sofi Mirza’nın en büyük çocuğu olan Dürriye Hanım’ın oğludur. Dürriye Hanım 1. Cihan Harbi’nden evvel Nurs deresine düşerek boğulmuştur.1 Mezarı Nurs Köyü’nde olup, hakkında bundan başka bilgimiz yoktur.2 Edebiyatçı Yazar Hüseyin Yılmaz, Dürriye’nin Nurs köyünden Cemşidlerin Mehmet adlı bir gençle evlendiği bilgisini vermektedir.3

Ubeyd’in 1899 yılında doğduğunu söyleyebiliriz. Necmeddin Şahiner, Ubeyd’in dayısı Bediüzzaman’la 1916 yılında Kafkas Cephesinde savaştığında 17 yaşında olduğunu söyler.4 1916 dan 17 yıl geriye gittiğimizde 1899 tarihi olmaktadır.

Ubeyd, annesinin Nurs deresinde boğulmasından sonra dayısı Bediüzzaman Said Nursi’nin himayesine girer. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin gaye-i hayali olarak gördüğü “Medresetü’z-Zehra”nın temeli Van Gölü kenarındaki Edremit’te 10 Teşrin-i evvel 1329 / 23 Ekim 1913’de atıldı. Medrese binası yapılana kadar, Van Kalesi dibinde bulunan Horhor Medresesi bazı tadilattan geçirilerek tedrisata başlandı.”5 Medresetüz-Zehra’nın temelinin atıldığı gün Ubeyd de Van’a Bediüzzaman’ın yanına Horhor Medresesine varır. Bediüzzaman Said Nursi, Ubeyd’in yanına gelmesiyle çifte sevinç yaşar. Çünkü hem açmak için ta İstanbul’a kadar gidip, o uğurda hem tımarhane hem de hapishaneyi mektep etme musibetini yaşadığı Medresetüz Zehra’nın temelini açmayı başarmış, hem de canından çok sevdiği yeğeni Ubeyd ile buluşmuştur.

İslam Yaşar, Ubeyd’in Medresetüz-Zehra’nın temelinin atıldığı gün Horhor’a geldiğini söyleyip Bediüzzaman’ın onu kahraman talebesi Mir Mihé6nin bulunduğu gruba verdiğini belirtip Mir Mihé’ye şunları söylediğini belirtir: “Misafirliği geçinceye kadar çevreyi ve medreseyi tanıt. Sonrada derslere başlayın. Ubeyd bana ablamın yadigârıdır. Onu çok iyi yetiştirelim.”7

Ubeyd’in Horhor Medresesinde okuduğuna şahitlik edenlerden biri de Abdülmecid Nursi’nin talebelerinden olan Şeyh Reşid Güleşer’dir. Güleşer şunları anlatıyor: “Bahtiyarım, çünkü Bediüzzaman Hazretleri ve onun biraderi Abdülmecid Efendi’den ders almış bulunmaktayım. Harb-i Umumiden önce Horhor Medresesinde o günün parasıyla ayda 3 mecidiye (60 kuruş) gümüş para verirlerdi. Bu parayla her talebe rahatlıkla tahsiline devam edebilirdi. Bu medresede hocam Abdülmecid Nursi, şehit Ubeyd (Bediüzzaman’ın yeğeni), Molla Yasin, Molla Küçük Said adıyla büyük zatlar mevcuttu. Fakat bunların en büyük hocası Bediüzzaman Hazretleri idi. Bu medresede 200’e yakın talebe vardı.”8

Bediüzzaman Said Nursi, Horhor Medresesinde talebelerine ders verirken zaman zaman da onlarla Başet Dağına çıkardı. Bediüzzaman Hazretleri’ne mekân ve makam olmuş başı yüce Başet Dağı, Van Gölü havzasında, Van’a bağlı Gürpınar sınırları içinde yer alır. Yüksekliği, 3687 metre olup, ülkemizin de yüksek dağlarından birisidir.9

Molla Hamid Ekinci’nin Abdülmecid Nursi’den aktardığı Başet Dağında Ubeyd ile ilgili hatıra şu şekildedir: “Abdülmecid Ağabeyden yeğeni Ubeyd’le ilgili olanları da ihtiva eden hâtıraları zaman zaman dinlerdim. Harb-i Umumî’yi, Van’ı, Bitlis’i, Arvas’ı, Müküs’ü, Nurs’u, bilhassa Horhor Medresesi’ni, Van Kal’ası’nı, Erek Dağını, Başit başını ve oralarda yaşadıklarını unutamıyordu. Anlattıkça açılır ve neşelenirdi. Ubeyd’i hatırlayınca, gözlerinden tane tane yaşlar akardı. Bu anlattıklarından bir kısmı şunlardır:

“Biz Harb-i Umumî’den önce, Bediüzzaman ile beraber yaz aylarında 3650 metre yüksekliğindeki Başit Dağının (ki Başkale-Gürpınar-Çatak üçgeni içinde kalır ve bizim yaylamız da, köyümüz de oradadır) en yüksek zirvesine çıkar, oralarda 30-40 gün kalırdık. Bizler için çok füyûzatlı olurdu.

“Bu arada çok çay içerdik; şekerimiz biterdi. Seydâ Bediüzzaman, taşlarla bir siperlik mahiyetinde yaptığımız ufak kulübede kalırdı. Ubeyd’i dayısı Üstad Bediüzzaman da çok severdi. Çünkü çok sevimliydi. Daima onun yanına girer çıkardı. Bu vesile ile bizler kendisinden şeker isterdik. Eline bir taş parçası alarak içeriye girer, dayısının arkasında yerde duran torbadan o zamanın meşhur kalıp (kant) şekerini çıkarıp, bir yandan öksürür, bir yandan elindeki taşla şekeri kırardı. Öksürük gürültüsü içinde kırdığı şekerden bize birer parçasını getirir, hep beraber o serin ve yüksek tepelerde çay içerdik. Dayısı Bediüzzaman da onun hareketlerine hep tebessüm ederdi. Bu hâl oralarda kaldığımız müddet içinde hep böyle devam ederdi. Çok zekî ve cevvâl idi.”10

Osmanlı İmparatorluğu 11 Kasım 1914’te İtilaf Devletlerine resmen harp ilan ederek merkezi devletlerin yanında fiilen savaşa katılmıştır.11 Bediüzzaman Said Nursi de bu savaşa başta kardeşi Abdülmecid ve yeğeni Ubeyd olmak üzere talebeleri ve gönüllülerle birlikte Kürt Milis Alayı adı altında Milis Albay rütbesi ile katılmıştır. Bu harpler esnasında Bediüzzaman’ın fedaileri, kanlarıyla zafer destanları yazmışlardır. Yeğeni ve fedakâr bir talebesi olan Ubeyd, bu harpler de şehit düşmüştür.

Abdülmecid Nursi’nin öğrencilerinden Şeyh Reşid Güleşer bu konuda şu bilgileri veriyor: “Harb-i Umumi patlak verince Ermeniler ayaklandılar ve güzel Van’ı ateşe verdiler. Artık iç harb başlamıştı. Kalemi ve defteri bırakan bizler silaha sarıldık. Hocam Abdülmecid Nursi ve Şehid Ubeyd bizlerin başında idiler. Ve ağabeyleri Bediüzzaman gibi harbe iştirak ettiler. O vakit binlerce gönüllü asker vardı. Bunların başkomutanı (Allah gani gani rahmet etsin), o günlerde Molla Said-i Meşhur lakabıyla anılan Bediüzzaman Hazretleri idiler. Hocam Abdülmecid ve yeğeni Ubeyd ile beraber idiler. Hiç birbirlerinden ayrılmazlardı. Edremid ve Gevaş üzerinden Tatvan’a ve oradan da Bitlis’e geçmişler. Sonradan öğrendiğime göre yeğenleri Ubeyd, Bitlis girişinde şehit düşmüş, fakat Abdülmecid Efendinin yara alıp almadığını bilmemekteyim. Elbette böyle bir ana-baba gününde bizler kendimizi tamamen kaybetmiştik. Soğuk vardı, kar vardı, harb de eklenince gerisi malumunuzdur.”12

Ubeyd’in Birinci Dünya Savaşına katıldığına dair bilgi verenlerden biri de İstiklal Harbi gazilerinden Mustafa Kodal’dır. Kodal şunları anlatır: “Van’da Molla Said-i Meşhur Hazretlerini ve Abdülmecid Efendiyi hemen hemen tanımayan yoktu. Herkes onları tanıyor ve biliyordu. Onlar adeta Van’ın güneşleri idiler. Yeğenleri Ubeyd de çok meşhurdu. Ara sıra eski Van’a gittiğimde onlarla görüşürdüm.

Harbi Umumi başladığında Van’da çoluk çocuk herkes silaha sarıldı. İneklerimizi, daha önce satıp silah almıştık. Çünkü Rusların Van’a yaklaştığını duyan Ermeniler, her gece Müslüman mahalle ve köylerine baskınlar yapıyorlardı. Biz de mecburen tedbirler alıyorduk. Artık gece ve gündüzümüz kalmamıştı. İşte bu sıralarda harbin başında Edremit’te ve Gevaş’ta, Vastan’da Abdülmecid Nursi ile Ubeyd’i beraber gördüm. Ruslara karşı birlikte savaştık. En şiddetli savaşlar bilhassa Edremit, Vastan ve Tatvan sırtlarında oldu. Yeğenleri Ubeyd, Bitlis’te şehid düştü. Üstad Bediüzzaman’ın da ayağı kırılmış ve Ruslara esir düşmüştü. Abdülmecid Efendi ise, Ruslar Bitlis’i aldıktan sonra Diyarbakır’a gidiyor. Oradan da (sonradan öğrendiğime göre), Şam’a geçiyor ve bacısı Âlime Hanım’la bir müddet muhacirler mahallesi olan Salahiye Mahallesinde kalıyorlar.”13

Ubeyd’in de içinde yer aldığı fırka ile ilgili olarak Abdülmecid Nursi şunları anlatır: “(Bediüzzaman) Van’dan Erzurum cephesine giden 25 bin mevcutlu fırkaya (kolordu) vaiz tayin edilerek Kafkas Cephesi’ne gitmiştir. Ve fevkalade başarılı hizmetlerde bulunduğuna dair Van Valisi Tahsin Bey’in kendisine verdiği vesikada bilhassa şu cümle kayıtlıdır: ‘Van fırkasının görmüş olduğu hizmet, tamamıyla Said-i Kürdî’nin maddî ve manevî himmetiyle olmuştur.”14

Ubeyd’in şehitliğine şahit olanlardan biri de dayısı Abdülmecid Efendi’dir. Molla Hamid Ekinci Ağabey, Ubeyd’in şehadeti ile ilgili olarak Abdülmecid Nursi’den şunları aktarır: “Ubeyd için, her şeyimi verdim. Hususî meşgul olur, itina ile üzerinde dururdum. Eğer ömrü vefa etseydi, müstesna bir âlim olurdu. Fakat şehit oldu. Ben de beraberinde idim. Alnından vurulmuştu. Tam Bitlis’in girişinde, bir köşe başında kelime-i şehadet getiriyordu. ‘‘Halo (dayı), sen kaç!” diyordu. Ruhunu teslim ettikten sonra, siperi üstüne yıktım. Tüfeğini alarak oradan ayrıldım. Seydâ’yı da kaybetmiştim. Artık Bitlis’in içinde göğüs göğüse mücadele ediyorduk. Bitlis düşünce Diyarbakır’a, oradan da Şam’a gittim. Muhacirler mahallesi denilen Salâhiye Mahallesi’nde kaldım.”15

Ubeyd’in şehit olduğu çatışmayı ders ve cihad arkadaşı Hacı Ali (Aras) Çavuş da şöyle anlatır: “Bir hafta şiddetli müsademeler neticesinde Ruslar Bitlis’e giremeyeceklerini anlayınca, Tatvan yolu üzerindeki Papşin hanını tahliye edip geri çekilmekte iken, tam o sırada Ermenilerin rehberliğiyle, Bitlis'in güneyindeki Güzeldere yolundan Simek nahiyesi üzerinden, Bitlis-Siirt yolunu kesip, Araplar köprüsünü tuttukları görüldü. Gece yarısından sonra, Bitlis'e taarruza geçtiler. Tabiî bu arada Bitlis halkı, çoluk-çocuk herkes kaçıp kurtulmuştu. Askerlerimiz, vali vesaire de kimse kalmamıştı. Bitlis’in içinde sadece Bediüzzaman ve yirmi beş kadar gönüllüsü kalmıştık. İşte o gecenin yarısından sonra, artık Bitlis'in sokaklarında Ruslarla göğüs göğüse, el ele ateş ediyorduk. Arkadaşlarımız dört kişi müstesna hepsi şehid oldular. Üstâd’ın öz yeğeni Ubeyd tam benim yanımda şehid düştü. Hatta Rus askerlerinin tüfeklerinin ağzından çıkan ateşin, Ubeyd'in karnına kadar uzadığını gözümle gördüm. Ubeyd şehid düştüğü an, bana: “Ali koş kemerimdeki altınları ve üzerimdeki elbisemi al, gâvurların eline geçmesin” demişti.

Artık Rus askerleri bizi dar bir çembere almışlardı. Biz dört arkadaş Üstâd’ın arkasından koşuyorduk. Sıra ile bizler, tüfeklere mermi şarjörünü takıp, Üstâd’a veriyor, boş tüfekleri alıyorduk. Üstâd silahı o kadar çevik kullanıyordu ki, sanki otomatiktir. Durmadan Rusların üstüne ateş yağdırıyordu. Bir defasında yine dolu tüfengi kendisine verdiğimizde meğer unutarak emniyette bırakmışız. Silah ateş almayınca, Üstâd o kadar hiddet etti ki; hayatımda ondan öyle bir şetim duymamıştık. Kürtçe “Ji kuna haftey keri ketno!”16 dedi. “Bana bozuk silah veriyorsunuz” diyerek tüfeği bir kayaya çarptı, parçaladı. Biz hemen ikinci dolu bir tüfeği kendisine uzattık. Tam bu sıralarda, Rus askerlerinin içine vurarak, onların dört sıra çemberlerini yardık, şehrin Kızılmescid yakasına geçmek istedik. Önümüze kemer gibi bir duvar geldi. Üstâd o duvardan aşağıya atladı. Meğer karın altında kar ile örtülü büyük bir taş varmış, Üstâd’ın bir ayağı o kaya parçasına değmiş... Bizler de atladık, baktık, Üstâd olduğu yerde oturdu ve: “Arkadaşlar! Kader bizi esir etti. Allahu a'lem bir bacağım kırıldı. Gelin, beni settareli bir yere götürün” buyurdular.”17 On yedi yaşındaki sevgili Ubeyd'in sırtında bayram elbiseleri vardı. Bir dağ heybetinde duran Bitlis Kalesinin altında, bayram elbiseleri içinde ebedî bayramlara doğru kanat açmıştı.18

Ubeyd’in şehit düştüğü çatışma ile ilgili olarak Abdülkadir Badıllı şu bilgileri verir: “Aynı akşam (Cuma gecesi) Bitlis şehri içinde Hazret-i Müellif ile yirmi kadar fedakâr talebesi Ruslarla göğüs göğüse çarpışırlarken; talebelerinden –içlerinde yeğeni “Ubeyd”in de bulunduğu– on altısı şehit düşmüşlerdir. (Rahmetullahi Aleyhim) Hazret-i Üstad Bediüzzaman da gece yarısından sonra omuzundan yaralanmış az sonra da bir bacağı da kırılıvermiştir... Ve iki gün sonra Ruslara esir düşmüştür.”19

Bediüzzaman 19 Şubat 1331, yani Milâdî 3 Mart 1916 tarihinde esir düşer. 3 Mart 1916’da Bitlis’in Rusların eline geçmesinden sonra iki hafta Bitlis’te tutulur, sonrasında esaret yolculuğu başlamış olur.20 Ubeyd, Bediüzzaman’ın esir düşmesinden iki gün önce şehit düştüğüne göre şehadet tarihi 17 Şubat 1331/1 Mart 1916’dır.

Ubeyd’in şehit düştüğü çatışma ile ilgili olarak Tarihçe-i Hayat kitabında şunlar yazılıdır: “Sabahleyin düşmanın bir taburu ile müsademe ederler, arkadaşlarının çoğu şehid olur. Hatta yeğeni ve fedakâr bir talebesi olan Ubeyd dahi kendi bedeline şehid düştükten sonra düşmanın üç sıra askerini yararak geçip, hayatta kalan üç talebesiyle pek acib bir surette su üzerinde bulunan bir sütreye girer. Hem yaralı, hem ayağı kırık bir halde; otuz üç saat su ve çamur içinde kalır.”21

Bediüzzaman Said Nursi, şehitlerin hayatı ile ilgili bilgiler verirken sözü Ubeyd’e getirir ve şöyle der: “Hatta -ben kendim- Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rü'yayı sadıkada, taht-el Arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O, beni ölmüş biliyormuş. Benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor; fakat Rus'un istilasından çekindiği için, yer altında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz'î rü'ya, bazı şerait ve emaratla, geçen hakikata, bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.”22

Bediüzzaman Said Nursi’nin devamlı dualarında zikrettiği kişilerden biri de çok sevdiği yeğeni Ubeyd’dir. Bir mektubunda şöyle der: “Ben şimdiye kadar merhum Molla Abdullah ile beraber Abdurrahman'ı ve Ubeyd'i ekser dualarımda zikrettiğim gibi, merhum Fuad'ı dahi onlar ile beraber her vakit yâd edeceğim, inşâallah.”23

Evet, Bediüzzaman Said Nursi’nin genç yaşta ölümüne şahit olduğu ilk yeğeni Ubeyd’i bu yazımızda anlatmaya çalıştık. Başta Ubeyd olmak üzere bu savaşa katılıp şehit olan tüm şehitlerimize, özellikle bu savaşa gidip geri dönemeyip şehit olan amcalarımıza ve gazi olarak dönen dedem Sofi Ahmed’e binlerle rahmet diliyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun. Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.

Dipnotlar:

1. Mehmet Selim Mardin, Yeni Bilgi ve Belgelerle Bediüzzaman Said Nursi, Foliant Yayınları, İstanbul 2021, sh. 50

2. Mustafa Öztürkçü, Bediüzzaman’ın Bilinmeyen Akrabaları, İzmir 2009, sh. 53

3. Hüseyin Yılmaz, Kutub Yıldızı 1, Hayat Yayınları, İstanbul 2025, sh. 123-126

4. Necmeddin Şahiner, Nurs Yolu, İzmir 2013, sh. 67

5. Prof. Dr. Rahmi Tekin, Van’da Bir Medrese-i Âliyye (Medresetü’z-Zehra) Açma Serüveni. Katre. 01 Aralık 2024;9(18):50-68. doi:10.53427/katre.1565819

6. Bazı yazarlar her ne kadar Mihé’nin adını Demir Mahey yazsalarda bu ifade yanlıştır. Badıllı Ağabey bunu Mir Mahé şeklinde ifade eder. Doğrusu “Mir Mihé” şeklinde olmalıdır. Çünkü Kürtler de Muhammed ismi sevgi nişanesi olarak Mihé şeklinde söylenir. Mir Mihé, Emir Muhammed demektir.

7. İslam Yaşar, Zamanın Sesi, Yeni Asya Neşriyat, 1995, sh. 357

8. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 31

9. Mustafa Öztürkçü, Bediüzzaman ve Başet Dağı, Yeni Asya, 26 Eylül 2020; https://www.yeniasya.com.tr/mustafa-ozturkcu/bediuzzaman-ve-baset-dagi_528702

10. Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, sh. 37-38

11. İsmet Görgülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Harbine Girişi ve Çarpıştığı Cepheler; https://ttk.gov.tr/osmanli-imparatorlugunun-i-dunya-harbine-girisi-ve-carpistigi-cepheler/

12. Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, sh. 32

13. A. g. e, sh. 35

14. İhsan Atasoy, Molla Hamid Ekinci, Nesil Yayınları, İstanbul 2011, sh. 61

15. Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, sh. 37-38

16. Yetmiş Eşeğin kıçından düşmüşler

17. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 1, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 318

18. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 63

19. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Mütercim: Abdülkadir Badıllı, sh. 8

20. Abdülbaki Çimiç, Bediüzzaman nasıl ve ne zaman esir düşer?, Yeni Asya, 03 Ekim 2022; https://www.yeniasya.com.tr/abdulbaki-cimic/bediuzzaman-nasil-ve-ne-zaman-esir-duser_570764

21. Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Envar Neşriyat, sh. 113-114

22. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Envar Neşriyat, sh. 7

23. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Envar Neşriyat, sh. 384

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.