Kızıl Îcâz Dersleri-4

Rahmân’dan Rahîm’e: Tenbih, İmtinan, Tedellî ve Terakkî

Kızıl Îcâz derslerimizin üçüncüsünde اللّٰه — Allah Lafza-i Celâli üzerinde durmuş; bir tek “Allah” lafzının Zât-ı Akdes’e mutabakatla, bütün kemâl sıfatlarına ise iltizamla delâlet ettiğini görmüştük.

Şimdi Besmele’nin son iki ism-i şerifine geliyoruz:

الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Kızıl Îcâz’da bu iki ism-i şerifin sıralanışı üzerinde dururken çok kısa fakat oldukça yoğun şu haşiyeyi kaydeder:

هٰذَا مَقَامُ التَّنْبِيهِ لَا الِامْتِنَانِ، فَتَكُونُ صَنْعَةُ التَّدَلِّي فِي التَّعْدِيدِ امْتِنَانًا صَنْعَةَ التَّرَقِّي تَنْبِيهًا

Burada meselenin anlaşılması dört kelimeye bağlıdır:

Tenbih. İmtinan. Tedellî. Terakkî.

Bu dört kavramı anlayınca, Besmele’deki الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ tertibinin arkasındaki çok ince belâgat ve tefekkür dersi de görünmeye başlıyor. Kızıl Îcâz’ın mevcut neşrinde Üstad’ın bu kısa kaydı yer almakta; Molla Abdülmecid Nursî de hemen altında meseleyi “Rahmân’ın büyük, Rahîm’in küçük nimetlere işareti” çerçevesinde açıklamaktadır.

Tenbih: Bildiğimizi söylemek değil, görmediğimizi fark ettirmek

Tenbih — التنبيه, uyandırmak, dikkat çekmek, gafletten çıkarmak demektir.

Fakat burada tenbihi yalnız “uyarmak” şeklinde anlarsak mânanın önemli bir kısmını kaybederiz.

Tenbih, muhatabın önünde bulunan fakat onun dikkatinden kaçan bir şeyi görünür hâle getirmektir.

İnsan hayat gibi büyük bir nimeti bilir. Güneşi bilir. Suyu bilir. Gözü, kulağı, aklı bilir.

Fakat hayat denilen büyük nimetin içerisinde çalışan binlerce küçük nimeti çoğu zaman fark etmez.

Meselâ bir lokmayı rahatça yutabilmek…

Bir kelimeyi hatırlayabilmek…

Parmaklarımızın istediğimiz anda hareket etmesi…

Göz kapağımızın farkında olmadan gözü koruması…

Vücudumuzun dengesini kaybetmeden yürüyebilmemiz…

Bunlar hayat nimetine nispetle küçük görünebilir. Fakat birisi aksadığı zaman insan, ne kadar büyük bir nimetten mahrum kaldığını hemen anlar.

Demek tenbih, zaten kendisini gösteren büyük nimeti tekrar göstermekten ziyade, gözden kaçan ince nimete dikkati çevirmektir.

Molla Abdülmecid’in açıklamasındaki en önemli noktalardan biri de budur: Küçük nimetler hakkında gaflet ihtimali daha kuvvetlidir; dolayısıyla tenbihe daha fazla muhtaçtırlar.

İmtinan: “Başa kakmak” değil, nimeti hatırlatmak

İkinci kavramımız:

İmtinan — الامتنان.

Bugünkü Türkçede “minnet etmek” veya “başa kakmak” ifadeleri sebebiyle kelime bazen olumsuz anlaşılabiliyor.

Hâlbuki burada belâgat ıstılahı olarak imtinan, nimet verenin ihsanlarını hatırlatması, verilen nimetleri göstererek in‘âmını bildirmesi demektir.

Yani “Şunları sana verdim, bunlar benim ihsanımdır” mânasının gösterildiği bir makamdır.

Böyle bir makamda nimetler sayılacaksa, küçükten büyüğe yükselmek ifadeyi kuvvetlendirebilir:

Önce küçük bir nimet…

Sonra daha büyüğü…

Sonra daha büyüğü…

Böylece hitap gittikçe yükselir.

İşte burada biraz sonra göreceğimiz terakkî sanatı ortaya çıkar.

Fakat Üstad çok önemli bir ayrım yapıyor:

“Burası imtinan makamı değildir.”

Yani burada asıl gaye nimetlerin büyüklük sırasını göstererek onları saymak değildir.

Asıl gaye: İnsanı, fark etmediği nimete uyandırmaktır.

Bu ayrım, bütün meselenin yönünü değiştiriyor.

Tedellî: Büyükten küçüğe doğru iniş

Üçüncü kavram:

Tedellî — التدلّي.

Kelime olarak aşağı doğru inmek demektir.

Belâgat açısından burada büyükten küçüğe, yüksekten daha aşağıya doğru yapılan sıralamayı ifade ediyor.

Besmele’ye bakalım:

الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Üstad’ın bu bahiste esas aldığı delâlet cihetiyle Rahmân büyük nimetlere, Rahîm ise küçük ve ince nimetlere bakmaktadır. İşârâtü’l-İ‘câz’da aynı mesele açık bir sual hâlinde ele alınır: Rahîm’in Rahmân’dan sonra gelmesi, görünüşte büyükten küçüğe doğru bir “san‘atü’t-tedellî” oluşturmuyor mu?

İlk bakışta gerçekten öyle:

Büyük → küçük.

Yani yukarıdan aşağıya.

Fakat burada çok önemli bir noktaya dikkat etmeliyiz:

Üstad “küçük” derken değersiz demiyor.

Küçük ile değersiz aynı şey değildir.

Bir şey hacim itibarıyla küçük olabilir; fakat gördüğü vazife itibarıyla büyük bir neticenin anahtarı olabilir.

İşte İşârâtü’l-İ‘câz’da verilen misaller bunu anlatır.

Göz büyük bir nimettir; fakat onu tamamlayan kaş daha küçük görünür.

At büyük bir varlıktır; fakat onu yönlendiren gem küçüktür.

Kapı büyüktür; anahtar küçüktür.

Fakat anahtar olmayınca büyük kapıdan geçemezsiniz.

Üstad’ın ifadesiyle, büyükten beklenen fayda küçüğe bağlıysa, o küçük şey fonksiyonu itibarıyla “büyük sırasına” geçebilir.

Demek küçüklük başka, kıymetsizlik başkadır.

Bu, yalnız belâgat dersi değil; aynı zamanda nimetleri değerlendirme ölçüsüdür.

Terakkî: Aşağıdan yukarıya çıkmak

Dördüncü kavram:

Terakkî — الترقي.

Yükselmek, derece derece yukarı çıkmak demektir.

Belâgatta bir sözü daha kuvvetli, daha önemli veya maksada daha uygun bir noktaya doğru ilerleterek sıralamaktır.

Normal şartlarda şöyle düşünebiliriz:

küçük → büyük → daha büyük.

Bu, terakkîdir.

Fakat Kızıl Îcâz burada çok daha ince bir şey öğretiyor:

Terakkî her zaman cismen veya miktarca büyük olana doğru gitmek değildir.

Asıl ölçü bazen makamın maksadıdır.

İşte Kızıl Îcâz’ın bu dersinin düğüm noktası burasıdır.

Rahmân’dan Rahîm’e geçildiğinde nimet bakımından görünüşte büyükten küçüğe gidiliyor. Bu açıdan bakılırsa tedellî vardır.

Fakat hitabın maksadı:

“İnsanın gaflet ettiği nimeti ona fark ettirmek” olunca durum değişiyor.

Çünkü büyük nimeti insan zaten daha kolay fark eder.

Küçük nimet ise daha gizlidir.

Gizli olan daha fazla tenbihe muhtaçtır.

Öyleyse dikkat bakımından:

Büyük nimetten küçük ve gizli nimete geçiş, gerileme değil ilerlemedir.

Üstad İşârâtü’l-İ‘câz’da bunu çok açık biçimde ortaya koyar: Başka bir makamda tedellî sayılabilecek sıralama, küçük ve gizli nimetlere dikkat çekmenin daha gerekli olduğu tenbih makamında terakkîye dönüşür.

İşte dört kavram arasındaki münasebet şimdi ortaya çıkıyor.

Aynı sıralama nasıl hem tedellî hem terakkî olabilir?

Belki dersimizin en önemli sorusu budur.

Bir şey nasıl hem iniş hem yükseliş olabilir?

Cevap:

Bakılan ölçü değiştiği için.

Nimetlerin zahirî büyüklüğüne bakarsanız:

Rahmân → Rahîm
büyük → küçük

Bu tedellîdir.

Fakat insanın dikkat ihtiyacına bakarsanız:

zahir ve kolay fark edilen → gizli ve zor fark edilen

Bu ise terakkîdir.

Çünkü ikinci noktada zihnin daha derine inmesi gerekiyor.

Böylece Kızıl Îcâz bize çok kıymetli bir muhakeme kaidesi daha öğretiyor:

Bir cümlenin değerini yalnız kelimelerin sırasına bakarak hükme bağlama; önce konuşmanın makamını ve maksadını tespit et.

Aynı tertip başka bir makamda başka, burada başka hüküm alabilir.

Bu, mantıkla belâgatın birleştiği yerdir.

İşârâtü’l-İ‘câz, Kızıl Îcâz’ı nasıl açıyor?

Burada çalışma metodumuz açısından çok önemli bir misalle karşı karşıyayız.

Kızıl Îcâz’da Üstad meseleyi birkaç kelimeyle söylüyor:

هٰذَا مَقَامُ التَّنْبِيهِ لَا الِامْتِنَانِ

“Burası tenbih makamıdır, imtinan makamı değildir.”

Molla Abdülmecid bunu şerh ediyor.

Fakat İşârâtü’l-İ‘câz’a geçtiğimizde aynı çekirdeğin genişlediğini görüyoruz.

Üstad orada üç noktayı beraber gösteriyor:

Küçük nimet büyük nimeti tamamlayabilir; büyük nimetten faydalanmak küçük nimete bağlı olabilir; ayrıca küçük ve gizli nimetler gaflete daha açık olduğundan tenbihe daha fazla muhtaçtır.

Daha sonraki Kızıl Îcâz ta‘likat geleneğinde de bu irtibat görülmüş; Molla Musa Celâlî’nin ta‘likatı üzerine yapılan akademik incelemede, bu haşiyeyi açıklarken İşârâtü’l-İ‘câz’daki paralel izahın nakledildiği gösterilmiştir.

Demek Kızıl Îcâz’ı anlamanın yollarından biri de Üstad’ın başka eserlerinde aynı düşünce çekirdeğinin nasıl açıldığını takip etmektir.

Şükürde yeni bir mertebe: Nimetin içindeki nimeti görmek

Şimdi meseleyi hayata taşıyalım.

Sabah uyandık.

“Allah’a şükür, hayattayım.”

Bu doğru bir şükürdür.

Fakat Kızıl Îcâz’ın dördüncü dersi bizi biraz daha ileri götürüyor:

Hayat nimetine teşekkür ettin; peki hayatın içindeki nimetleri gördün mü?

Rahat nefes alabiliyor musun?

Bir bardak suyu yutabiliyor musun?

Ayağa kalktığında dengen korunuyor mu?

Elindeki bardağı düşürmeden tutabiliyor musun?

Bir dostunun sözünü anlayabiliyor musun?

Gece uyuyabiliyor musun?

Kalbin, sen emretmeden atmaya devam ediyor mu?

İşte büyük nimetlerin içerisinde böyle binlerce küçük nimet saklıdır.

İnsan çoğu zaman bunların isimlerini bile bilmez.

Fakat biri aksadığı anda hayatımızdaki yerini fark ederiz.

Bu sebeple dördüncü dersimizin günlük hayata bakan tarafını şöyle ifade edebiliriz:

Şükürde terakkî, yalnız daha büyük nimetleri saymak değil; daha gizli nimetleri fark etmeye başlamaktır.

Bu mânanın Şükür Risalesi’yle de güçlü bir irtibatı vardır. Bediüzzaman, şükrü hilkatin mühim neticelerinden biri olarak anlatır; ayrıca nimeti doğrudan Mün‘im-i Hakikî’den bilmenin tevhidi kuvvetlendirdiğini ifade eder.

DÖRDÜNCÜ DERSİN ÖZÜ

Şimdi dört kavramı tek bir çerçevede birleştirebiliriz:

İmtinan, verilen nimetleri gösterir.

Tenbih, fark edilmeyen nimeti gösterir.

Tedellî, görünüşte büyükten küçüğe iner.

Terakkî, maksat bakımından daha gerekli ve daha derin olana yükselir.

İşte:

الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

tertibinde görünüşte büyük nimetten küçüğe doğru bir iniş olsa da, insanın gafletinin daha kuvvetli olduğu ince ve gizli nimetlere dikkat çekildiği için bu iniş tenbih makamında bir yükselişe dönüşmektedir.

Belki Kızıl Îcâz’ın bugünkü dersini bir cümleyle şöyle hatırımızda tutabiliriz:

Büyük nimeti görmek şükürdür; büyük nimetin içindeki küçük nimetleri görebilmek ise şükürde derinleşmektir.

Ve Üstad’ın Kızıl Îcâz’ı yazmaktaki maksadına yeniden dönüyoruz:

Zihni yalnız görmeye değil, dikkatli görmeye;

yalnız düşünmeye değil, derin düşünmeye alıştırmak.

Bazen bu derinlik, kâinatın en büyük şeylerine bakmakla değil;

her gün elimizin altında bulunan, fakat gafletimizin örttüğü küçücük bir nimeti ilk defa gerçekten fark etmekle başlar.

وَاللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.