Yaşamak için yemek ya da yemek için yaşamak

Uzun ve sağlıklı yaşamanın formülü az yemekte. Günde 2500 yerine 1900 kalori alan kişilerin sağlıklı ve uzun yaşadığı belirlendi. Profesör Edward Weiss tarafından yapılan araştırmada 2500-3000 kalori yerine günde 1500-1900 kalori arasında alan insanların kalp hastalığı, diyabet ve kanser riskini önemli oranda düşürdüğünü, 4.5-5 yıl uzun yaşama şansını yakaladığını tespit etti. Uzmanlara göre bunun sebebi, daha az ya da düşük kalorili beslenildiğinde vücutta hücrelerin bozulmasına yol açan serbest radikallerin de daha az üretilmesi. Aynı zamanda tiroid hormonu salgısı da bu durumda azalıyor ve bu da dokuların yaşlanmasını yavaşlatıyor.” (Vatan, 14.12.2008)

Yukarıdaki bilgiler, günümüz uzmanlarına ait sözler.
Şimdi sıkı durun.
Hayâlen yaklaşık 1000 (bin) yıl öncesine gidiyoruz ve İbni Sina’ya kulak veriyoruz:

“İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir. Yani, vücuda en muzır, dört beş saat fasıla vermeden yemek yemek, veyahut telezzüz (lezzet almak) için mütenevvî (çeşit çeşit) yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.”1

Evet, yaklaşık bin yıl önce söylenen bu sözleri, bugün uzmanlar da teyid ediyor.

Ama daha çarpıcısı ve mânidar olanı; İbni Sina’dan da asırlar önce, Peygamber Efendimiz’di (asm) bu gerçeğe dikkat çeken:

“Âdemoğluna belini doğrultacak kadar yemek yeterlidir. Eğer yemek istiyorsa midesini üçe ayırsın. Bir kısmını yemekle, bir kısmını da suyla doldursun. Üçte birini de boş bıraksın.”2

Peygamber Efendimizin (asm), yeme içme noktasındaki tavsiyeleri hep “az yemek” yönündeydi.

Evet, kendisine vahyolunandan başka birşey söylemeyen o ümmî Resûl’e (asm), tüm zamanlara ışık tutacak gerçekleri söyleten ise, şüphesiz Rabb-i Rahîmimizdir.

O (cc), Kur’ân’ında şöyle buyuruyor: “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.”3

Aslında İbn-i Sina’ya o sözleri söyleten de bu âyet-i kerimeden aldığı ilham idi.4

Her sahada olduğu gibi yeme içmede de israftan kaçınmalı, ‘az yemeli’, yani iktisatla hareket etmeliydi. Sağlıklı yaşamanın şartı buydu.

Bugün bilim, Kur’ân’ın bu hükmünü teyid ediyor. “Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı aklîye (aklî delillere) istinat eden ve bütün hükümlerini akla tespit ettiren Kur’ân hükmedecek”5 gerçeğini böylelikle daha iyi idrak ediyoruz.

***

Ve işte Asr-ı Saadet’ten, gerek günümüz uzmanlarını, gerekse ‘az yeme’ tavsiyesiyle tıbbı iki satırda özetleyen İbn-i Sina’yı teyid eden ibret verici bir örnek:

Medine’ye Müslümanları tedavi etmek maksadıyla gelen İranlı bir doktor, kendisine müracaat eden hasta olmayınca birgün Allah Resûlü’ne (asm) sorar:

“Şu kadar zamandır, hastalarınızı tedâvî maksadıyla Medine’de bulunuyorum. Ancak bugüne kadar hastalığından şikâyetle tedaviye başvuran olmadı. Bunun sebebi nedir?”

Allah Resûlü (asm) şöyle buyurur:

“Buranın sâkinleri, karınları acıkmadıkça yemek yemezler. Yedikleri zaman da iştahları olduğu halde doymadan sofradan kalkarlar, bu yüzden de hasta olmazlar.”

Bunun üzerine hekim:

“İşte bu, sıhhatli bulunmanın esâsıdır. Burası da benim yerim değilmiş” der ve memleketine döner.

İşte, pek çok hastalığın şifası...

Diyetisyenlerin ve tüketim kültürünün tuzağına düşerek önce aşırı kilo alıp sonra da onu vermek için denenmedik yol bırakmayanların kulakları çınlasın!

***

Sünnet-i seniyye, gerçekten de her sahada model.

Bu gerçek bugün uzmanlarca da teyid edilmiş durumda.

“Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mesele yoktur ki, müteaddit hikmetleri bulunmasın.”6

Sünnet-i seniyyeyi hayatına rehber, hatta mesleğinin birinci esası kılan Bediüzzaman’ın yeme-içme alışkanlığı da bizler için oldukça ibret vericidir. Bu gerçek, onun tarihçe-i hayatına önsöz yazan Ali Ulvi Kurucu’nun kalemine şöyle yansımıştır:

“Üstad gibi, istiğna husûsunda peygamberleri kendine örnek kabul eden bir mücahidin iktisatçılığı, kendiliğinden husûle gelecek kadar tabiî bir haslet halini alır. Ve artık ona, günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfî gelebilir. Zîra bu büyük insan, büyük ve munsif Fransız şairi Lamartin’in dediği gibi, ‘Yemek için yaşamıyor, belki yaşamak için yiyor.’”7

Tüketim kültürününü etkisiyle adeta ‘yemek için yaşama’ noktasına gelmiş olan insanlık, bugün bu hayat tarzının ceremesini, yakalandığı amansız hastalıklarla çekiyor.

Bu tablo da gösteriyor ki, insanlık, her geçen gün ilmen de teyid edilen İslâmın hakikatlerine muhtaç.
Dipnotlar:
1- Lem’alar, 19. Lem’a’nın sonu 2- Camiü’s-Sağir, s. 136 3- A’râf Sûresi, 7:31. 4- Lem’alar, 19. Lem’a’nın sonu 5- Hutbe-i Şamiye, s. 33 6- Lem’alar, 11. Lem’a, 8. Nükte 7- Tarihçe-i Hayat, s. 16

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.