Prof. Dr. Şadi EREN

Prof. Dr. Şadi EREN

Tesadüf mü Tevafuk mu?

Şu âlemde tesadüfe tesadüf edilemez. Kâinat, Allah'ın kudret kalemiyle yazdığı muhteşem bir kitaptır. Bu kitap, baştan sona hikmetlerle doludur. Hiçbir yerinde bir abes, bir fazlalık söz konusu değildir. Kur'an buna şöyle dikkat çeker:

"Çevir gözünü, bir bak! Herhangi bir kusur bulabilir misin? Sonra bir daha, bir daha çevir. Göz, bitkin bir hâlde zelil olarak sana dönecektir."[1]

Bu gerçeğin en güzel bir misali, insan vücududur. İnsan vücudunda, görevi olmayan hiçbir uzuv yoktur. Sadece karaciğer, dört yüzden fazla görevi başarıyla yürütmektedir.

Kâinatta meydana gelen olaylar, tamamen Allah'ın kudreti ve tasarrufu iledir. Mesela, biz yağmurun yağdığını görürüz. Gerçekte ise, yağmur yağdırılır. Rüzgârlar rastgele değil, Allah'ın emrine göre eserler. Hiçbir olayda tesadüf yoktur. "Tesadüf, ancak cehlimizi örten bir perdedir."[2] Bizim tesadüf olarak gördüklerimiz, hakikatte Allah'ın tasarrufudur.[3] Mesela, siz evinizde otururken, birden içinize dışarıya çıkıp dolaşma hissi doğsa ve çıktığınızda yıllardır görmediğiniz bir dostunuzla karşılaşsanız, bu bir tesadüf, bir rastlantı değil; tevafuktur, ilâhî bir tasarruftur.

Bediüzzaman'ın şu tesbiti son derece dikkat çekicidir:

"Çok âdî (sıradan) perdeler içinde mühim işaretler verilir, ehli anlar."[4]

Trafik işaretlerinden haberi olmayan birisi, polisin el kol hareketlerine bir anlam veremez. Yoldaki işaretleri de sadece seyreder. Fakat bilen birisi, o hareketlerden ve işaretlerden, sözlü birer ifade gibi mana çıkarır, istifade eder.

Bediüzzaman'ın naklettiği şu olaylar, buna birer örnek olabilir:

"Araba ile gezmeye çıkmıştım. Birden Kur'an'ın methine mazhar olan Hüdhüd-ü Süleymanî kuşu bir müjde vermek istiyor gibi, on beş dakika kadar yolumuzu takiben sağa ve sola ve yola konup, uçup yine gelip; hiç bu acib tarzı görmediğimiz surette, kanaatim geldi ki, yarın beni mesrur edecek bir haber alacağım."[5]

Gerçekten de diğer gün, hayli müjdeli haberler, mektuplar alır.

"Dün birdenbire bir serçe kuşu pencereye geldi, vurdu. Biz, uçurmak için işaret ettik, gitmedi. Mecbur oldum Ceylan'a dedim: Pencereyi aç, o ne diyecek?

Girdi, durdu, ta sabaha kadar. Sonra odayı ona bıraktık. Yatak odama geldim. Bu sabah çıktım, kapıyı açtım. Yarım dakikada döndüm. Gülerek dedim: Bu misafir niçin geldi?

Tam bir saat bana baktı, uçmadı, ürkmedi. Ben de okuyordum. Ekmek bıraktım, yemedi. Yine kapıyı açtım, çıktım. Yarım dakikada geldim, o misafir kayboldu.

Sonra, bana hizmet eden çocuk geldi, dedi: Ben bu gece gördüm ki, Hafız Ali'nin kardeşi yanımıza gelmiş.

Ben de dedim: Hafız Ali ve Hüsrev gibi bir kardeşimiz buraya gelecek.

Aynı günde, iki saat sonra çocuk geldi, dedi: Hafız Mustafa geldi. Hem Risale-i Nur'un serbestiyetinin müjdesini, hem mahkemedeki kitaplarımı da kısmen getirdi. Hem serçe kuşunun ve senin hem kuddüs kuşunun tabirini isbat etti."[6]

Bediüzzaman, eserlerinde kuşların birer müjdeci olarak geldiğine başka örnekler de verir.

Kuşların İslâmî hizmetlerde ve insanların halleriyle alakadar olması, ilk bakışta uzak bir ihtimal olarak görülür. Böyle bir mana, alışmadığımız, duymadığımız, belki de ihtimal bile vermediğimiz bir şey olabilir. Hâlbuki Kur'anda Kâbe’yi tahribe gelen Ebrehe ve ordusuna sürü halinde gelen kuşların musallat kılındığı, bu kimselerin bu kuşların attığı özel minik bombalarla “yenilmiş bir ekin tarlası” haline getirildiği anlatılır.[7] Ayrıca Hüdhüd isimli kuşun Hz. Süleyman’la konuşması, ona uzak diyarlardan haberler getirmesi hikâye edilir.[8]

Tesadüfe tesadüf edilmeyen bu âlemde, elbette kâinat kitabının olayları ve meseleleri birbiriyle münasebettardır. İnsanların yaptığı canavar kuşlar, büyük zulümlere, tahriplere vesile olurken, insanlığın dünya ve ahiret mutluluğu için çalışan kişilere kuşların bu tarz ilgi duyması, gaybî müjdelerin habercisi gibi gelmeleri hiç de akıldan uzak değildir. Manasız bir hayal olamaz.

Bediüzzaman, Kur'an tefsiri olan Risale-i Nur eserlerini 1927-1950 yılları arasında telif etmiştir. Dine şiddetli hücumların olduğu, hatta Kur'an okutmanın yasak olduğu o istibdat döneminde, bu eserler binlerce nüsha olarak elle çoğaltılmıştır. Eserlerin elle yazıldığı o günlerde, "Allah, Hz. Muhammed, Kur'an..." gibi lafızlarda dikkat çekecek bir şekilde tevafuk olduğu görülmüştür. Bediüzzaman, bunu şöyle değerlendirir:

"Tevafukta bir inayet-i hassa ve iltifat-ı Rahmanî tezahürü var."[9]

Yani, aynı kelimelerin alt alta gelmesi veya manidar nakışlar meydana getirmesinde, Cenab-ı Hakk'ın hususî inayeti ve rahmetinin tezahürü vardır.

Bu tarz tevafuklardaki gaybî müdahaleyi şöyle anlatır:

"Mesela, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa hiç şüphe kalır mı ki, elimden çıktıktan sonra gaybî bir el müdahale edip sıralamasın. İşte, hurufat ve kelimat (harfler ve kelimeler) o maddelerdir, ağzımız o avuçtur.”[10]

Bu tarz tevafuklar, her şeyde bir kasıt ve iradenin cilvesi bulunduğunu, tesadüf olmadığını gösterir:

"Hiçbir şey daire-i ilim ve kudretinden hariç olmadığı gibi, daire-i irade ve meşietinden dahi hariç değildir."[11]

Gözleri görmeyen birisi için renkler gaybtır. Duymayan birisi için sesler gaybtır. Ledünnî sırlardan nasibini almayanların dünyasında da böyle ince manaların yeri yoktur. Onların hali, okumasını bilmeyen birisinin kitabı seyretmesine veya bir sağırın orkestra ekibini izlemesine benzer.

[1] Mülk, 3-4

[2] Nursî, Sözler, s. 677

[3] Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, IV, 2802

[4] Nursî, Barla Lahikası, s. 313

[5] Nursî, Emirdağ Lahikası I, s. 177

[6] Nursî, Emirdağ Lahikası I, s. 46

[7] Bkz. Fil suresi

[8] Neml, 20-26

[9] Nursî, Kastamonu Lahikası, s. 65

[10] Nursî, Barla Lahikası, s. 65

[11] Nursî, Kastamonu Lahikası, s. 65

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.