Mustafa ÖZCAN
Cennet hullesi içinde Seyyid Kutup
Çağımızın en tartışılan isimlerinin başında hilafsız Seyyid Kutup gelir. Tartışma konusu olması kötü biri olmasından değil aksine çok iyi olmasından ileri gelir. Onun çağa açık serazat tefsiri kimi gelenekçiler arasında bölünme ve tartışma konusu olmuştur. İnsan bilmediğinin düşmanı olduğundan yeni fikirlere genelde açık değildir. Çağlara açılan Kur’an-ı Kerim’i asra göre tefsir etmiş ve ismini de Fizilalil Kur’an/Kur’an Gölgesinde koymuştur. Yine Selefilerle Sufiler ve diğer akımlar arasında çekişme ve tartışma konusu olmuştur. Nasirüddin Elbani gibi kimi Selefi hocalar onu vahdet-i vucutçu bir sufi saymışlardır. “Pîr-i Herat” lakabıyla anılan Hace Abdullah Ensari etrafında şekillenen Hanbeli tasavvufuna açık olduğu da söylenir. Açıktan öyle bir iddiası olmadığından Sufiler de onu benimsememiş ve kendilerine mal etmemişlerdir. Fizilal, klasik tefsirlerden değildir. Edebi kişiliği ve bağımsız ve bağlantısız kimliği elbette farklı bir tefsirin husulüne imkan vermiştir. Kendisi de bağlayıcı olmadığını düşündüğü tefsir notları yazmıştır. Bir yönüyle Kur’an etrafında biriken asırların tozlarını silmiş ve takipçilerine berrak bakış açısı kazandırmıştır. Masumiyet karinesine sahip olmadığının bilincindedir. Binaenaleyh bunu yaparken kimi hükümlerinde asimetrik yanlışlara da düşmüş de olabilir. Ama içtihat hatalarında me’curdur. Zaten kendisi de ismet karinesi iddia etmiyor. Mevrus ve mer’i ve alışılmış anlayışlar yerine yeni bir bakış açısı getirmektedir. Keskin bakış açısı veya virajları kimi geleneksel bakış açısına saplanmış kesimlerde reaksiyonlara neden olmuştur. Halis Çelebi gibiler ise tefsirde çok mükerrer yön olduğu kanaatini izhar etmişlerdir.
Mükerrer yorumlar veya ibareler kusur değildir. Belki bazen usanç ve melel verebilir. Buna mukabil Seyyid Kutup asırlara kapalı kalan birçok gerçeğin üzerine örtülü toprağı eşelemiştir. Yazarken tecerrüt etmiştir. Zira hapishane ortamında yanında kaynak eserler bunmamaktadır. Hatta bazen yazacak kağıt bile bulamaz. Bu yönüyle Bediüzzaman'la inziva atmosferini paylaşır. Bakıp da görmediklerimizi açığa çıkarmıştır. Bediüzzaman ve Seyyid Kutup inşacı isimlerdir. Hala da Seyyid Kutup’la uğraşanlar çok. Bu bir saplantı halidir. Bir zamanlar Sakarya yıllarında bazı ehli tarikatın Kutup isminden dolayı onun kutup olup olmadığını tartıştıklarına muttali olmuştum. Halbuki Kutup burada bir tasavvufi makama karşılık gelmiyor sadece künyeleri veya aile isimleri öyle. O aklı ve bakış açısını hapisten ve esaretten kurtarmıştır. Skolastik zihniyeti aşmıştır. Elbette bu onun hatadan Müberra olduğunu göstermez. Hazreti Havva’nın Hazreti Adem’in eğe kemiğinden yaratıldığını reddetmesi kimi ehli ilimce eleştiriye tabi tutulmuştur. Kendisinden hatasız olduğuna dair bir görüş aktarılmamıştır.
Ahmed Ramazan Canbek isimli eserin yazarı İhsan Kasım Salihi bir defasında Seyyid Kutup’u rüyasında görür. Müjdeli bir rüyadır. Bir kanaat vermesi açısından aktarılmasında fayda gördüm. Rüyalar delil değildir ama kanaat verir. Rüyasında Erbilli tarikat Şeyhi Muhyiddin ile birlikte Seyyid Kutup’u görüyor. Her ikisini de cennette görüyor. İki taraflarında, başlarında altın taçlar olan huriler dizilidir. Mavi uzun fistanları dikkat çekmektedir. ‘Öyle güzellerdi ki, haftalarca o güzelliğin etkisinde kaldım. Sonra bu rüyayı Süleyman Kabili Efendi’ye anlattım.’ “Bu Şeyh Muhyiddin kim?’ diye sordum, dedi ki:” O, Erbil’de Nevruz bayramı aleyhinde ilk fetva veren zattır, Nevruz’u Mecusi adeti sayıp reddetmiştir.” Kısaca la kılıcıyla tağutları ve putları yere sermişlerdir. En zor iş, kökleşmiş yanlış kanaatleri yıkabilmek ve zalim sultan karşısında doğruyu söyleyebilmektir. Şeyh Muhyiddin ile Seyyid Kutup bunları yapmışlardır. Elbette cennette hulleler içinde dolaşmaları hakları olsa gerek…
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.