Mehmet Asıf IŞIK
İsrail İnsanlığı Öldürüyor-4
RUHEN HASTA BİR TOPLUM
Yahudiler XX. asrın ilk yıllarından itibaren pek çok ülkeden Filistin topraklarına getirilmeye başladılar. İngilizlerin himayesi altında gemiler dolusu Yahudiler Filistin’e yerleştiriliyor ve gün geçtikçe çoğalıyordu. Bu arada silahlanıyor, nüfusları arttıkça da saldırganlaşıyorlardı. İkinci dünya savaşından sonra Almanya, Avusturya ve Polonya’da Nazi zulmünden kaçan Yahudi mülteciler gemilerle Filistin limanlarına yanaştı. Gemilerde açılan kocaman pankartlarda "Almanlar evlerimizi yok etti, bugün siz umutlarımızı yok etmeyin" yazıyordu. Filistinliler soykırımdan kurtulan çaresiz insanları o gün bağrına bastı; evlerini ve sofralarını açtı. (https://www.instagram.com/reel/DZY4896iSZX/?igsh=MWtrYzBwaXNtNjF0cA%3D%3D)
O gün kendilerine uzatılan o şefkatli eller, bugün bombalarla parçalanıyor. O gün merhametlerine sığınıp canlarını kurtardıkları topraklarda, bugün çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden ölüm kusuyorlar. İyiliğe karşı yapılan bu kanlı ihanet, bu soysuz nankörlük nasıl bir ruh haletinin dışa vurumudur?!
Yahudilerin dinî inancına göre insanlar Yahudiler ve Yahudi olmayanlar olarak iki sınıftır. Yahudi olmayanlar “goyim” diye adlandırılır. Goyim tâbiri Torah (Tevrat)'da, kurumları ve toprakları olan bir millete atıfta bulunmak için kullanılmış. Yahudilere göre Tevrat’tan sonraki en temel dinî metinler bütünü olarak kabul edilen Talmud'da ise “goyim” denilenler Yahudi toplumuna hizmet etmek için yaratılmış alt ırklardır. Tevrat'ta Yahudiler ve Yahudi olmayanlardan 550 defa bahsedilmiş. "Yahudi olmayan kimse" anlamındaki “goyim” kelimesi bugün Türkçe’deki “gâvur” kelimesine benzer, hakaret içeren bir anlamda kullanılır. Yahudilerin dinî kaynaklarına göre kendileri seçkindir. Yahudilere göre “goyim” denen aşağı varlıklar kendileriyle aynı statüde değildir. Bu bakış açısına göre kendileri dışındaki diğer varlıkların herhangi bir hakkından bahsedilemez. Zaten işgal edilmiş Filistin topraklarında yüzyılı aşkın bir zamandan beri bölgede yaşayan insanlara yapılanlar bu hastalıklı anlayışın sonucudur.
İçleri kin ve nefretle doldurularak yetiştirildikleri için cinnet geçirircesine çok tehlikeli bir akıl tutulması yaşayan Yahudiler insanî, ahlâki ve hukukî hiçbir kural tanımayacak hale nasıl getiriliyor? Bu sorunlu anlayış kendi toplumunu aynı hastalıklı zihniyetle yetiştiriyor. İsrail’de bir ilkokulda müfettişler denetlemede, eğitimcilerin sınıftaki 10-12 yaşlarındaki öğrencilere yönelttikleri sorular ve aldıkları cevaplar Yahudi vahşetinin sebebine ışık tutuyor. Eğitimcilerle öğrenciler arasındaki konuşma şöyle devam eder:
“- Kim Süleyman Tapınağı’nın yakın bir zamanda inşa edileceğine inanıyor?” sorusuna, bütün öğrenciler parmak kaldırarak mâbedin inşa edileceğine inandıklarını belirtiyorlar. Hemen ardından,
“- Süleyman Tapınağının olduğu bölgede ne var?” sorusu geliyor. Çocuklar tek bir ağızdan cevap veriyor:
“Mescit… Mescid-i Aksa...”
“- O halde bu mescit ne olacak?”
“Yıkılacak… Çökecek… Kaybolacak…”
“- Hanginiz son zamanlarda bir Arap çocukla karşılaştı?”
Öğrencilerin neredeyse tamamı parmak kaldırınca,
“- Onlarla nerede karşılaştınız?” sorusu geldi. Çocuklar bir ağızdan,
“Tapınağın yanında.” diye cevapladı.
“- Onunla konuştun mu?” sorusuna çocuklardan biri,
“Hayır, o beni itti ve gitti.” diye cevapladı. Öğretmenin,
“- Arap bir çocukla karşılaştığınızda ne oluyor, ne hissediyorsunuz?” diye sorusuna,
“Kızgınlık!..” dedi bazı çocuklar. Birkaçı da, “Onu öldürmek istediğimi hissediyorum!” cevabı verdi on yaşlarındaki çocuklar.
Bu yaştaki çocukların içine kin ve nefret doldurarak eğitiliyorlar!
Daha sonra şu soru soruldu:
“- Dindar olmayan bir Yahudi ile karşılaştığınızda ne hissediyorsunuz?” Çocuklardan biri,
“Ona laik olduğu için acıyorum.” dedi.
“- Niçin acıyorsun ona? Dindar doğmadığı için mi? Bunda problem olan ne?”
“Çünkü doğru yolda değil!” Ve esas soru geldi:
“- On yıl içinde Kudüs nasıl olacak?”
“Tamamı dindar Yahudi. Tamamı Yahudi... Araplar da yaşayacak fakat köle olarak!”
“- Çünkü Mesih gelecek, öyle mi? Çok güzel anladım.”
Öğretmen bir çocuğa dönerek,
“- Sen ne söylüyorsun?” diye sorunca öğrenci,
“Büyük bir savaş çıkacak ve bütün Araplar ölecek, bir kısmı da köle olacak.” diye cevaplayınca denetleyenlerden biri,
“- Çok güzel, bütün bilgileri öğrenmişsiniz. Bu okuldaki başarınız ve eğitiminiz devam etsin.” sözleriyle öğrencileri tebrik ettiler. (https://www.facebook.com/watch/?v=1764674363551637)
Siyonist ideoloji, henüz bülûğ çağına varmamış öğrencileri, kendileriyle aynı yerde, aynı şehirde, aynı mekânda yaşayan ve aslında yaşadıkları yerin gerçek sahibi olan Araplardan nefret ettirilerek, onların bir hakkı olmadığını, insan bile sayılmadıklarını dikte eden bir zihniyetle ve hatta onları öldürmek isteyen hislerini diri tutarak yetiştiriyor. İşte Filistinlilerin karşı karşıya bulundukları en büyük sorun da budur; bir yandan tahrif edilmiş dinî metinlerle zihnen zehirlenmiş, öte yandan eğitim kurumlarında kendilerinden başka toplumlara karşı kin, nefret ve öfkeyle ruhen hastalıklı hale getirilen insanî değerlerden mahrûm bu hırsız ve işgalcilerle yaşamak zorundalar.
Siyonist Yahudiler bugün medyadan finansa, bilim-bilişimden sanayi ve teknolojiye, uluslararası siyasetten istihbarat ve diplomasiye kadar ellerindeki imkânlarla sahip ve/ya etkili oldukları bütün vasıtaları pervasızca kullanıyorlar. Başta ABD olmak üzere, devlet politikalarının oluşturulduğu mercilere sızarak, kâh lobileri devreye sokarak, kâh bir süre önce çocukların cinsel istismara (pedofili) mârûz bırakıldığı, iğrençliğin ve sapkınlığın irtikâp edildiği Epistein Adasında ortaya çıkarılan görüntülerle pek çok siyasetçiye şantaj yapılarak İsrail’e destek verilmesi veya yapacaklarına sessiz kalmasının sağlandığı anlaşıldı. Günah adasında birçok zengin ve siyasetçi şahsiyetlerin utanç verici görüntüleri gerektiği zaman medyaya servis edilerek hizaya getiriliyordu. Siyonist yönetim, ABD’nin yanı sıra Birleşik Krallık ve diğer bazı güçlü Avrupa ülkelerini de arkalarına alarak bazen işbirliği halinde, bazen askerî, siyasî ve ekonomik destekleriyle hak ve hukuk tanımayan, saldırgan, sürekli olarak ve buldukları her fırsatı değerlendirerek yayılmacı politikalarını sürdürmekteler.
İsrail’in bunca vahşetinin amacı bir kanser hücresi gibi yerleştiği topraklardaki politikası üç aşamadan oluşuyor; toprağı ele geçirmek, halkı yerinden etmek ve Filistinli nüfusun yerine Yahudileri yerleştirerek tamamen Yahudileştirmek. Bir hak olarak gördüğü bu hedefi din üzerinde temellendirerek yapacağı her şeyi kendince meşrulaştırmaya çalışıyor. İşgalci ve zorba devletin neler yaptığını İsrailli akademisyen Jeff Halper şöyle özetliyor:
"Siyonizm bir yerleşimci sömürgecilik biçimidir; amacı Filistin'i Yahudileştirmek. Yani Arap bir ülke olan Filistin'i Yahudi devletine dönüştürmektir.
"Bu süreç yalnızca 1948 İsrail’inde değil, bugün Batı Şeria’da da açıkça yaşanmaktadır. Bugün yaşananlar Filistin’i Yahudileştirmeye yönelik uzun ve köklü bir sürecin doruk noktasıdır. İsrail’in nihai hedefi bunu kalıcı hale getirmektir. Bunun için Filistin’in direncini kırmak zorundadır.
"1948 Nekbe (Felaket Günü)’sinden bu yana İsrail yaklaşık 52.000 Filistinli evi yıktı ve 750.000 ilâ 900.000 ’den fazla Filistinliyi bugünkü İsrail topraklarından zorla sürdü.
"1967'den bu yana Batı Şeria ve Gazze'de İsrail bugüne kadar 60.000 Filistinli evi daha yıktı. 7 Ekim'den bu yana ise yalnızca Gazze'de yaklaşık 300.000 Filistinli ev yerle bir edildi. Birkaç küçük evi ele geçirip 20 ya da 100 kişilik Filistinli çoban topluluklarını sürerek aslında bu toplulukların kullandığı geniş arazilerin tamamını gasp ediyorlar.
"Bugün, Dini Siyasi Parti Lideri Bezalel Yoel Smotrich'in(*) Ulaştırma Bakanlığı sırasında kurduğu 200'den fazla yerleşim karakoluyla yerleşimciler, Filistin kasaba ve şehirlerine, özellikle de kırsal çoban bölgelerine hâkim tepelere yerleşerek yaklaşık 780.000 dönüm araziyi ele geçirdi.” (https://www.instagram.com/reel/DbX2gFtCTf3/?igsh=c3JtYWhtZXR3M3p0)
İsrail Devleti Yahudilerin Filistin topraklarına getirilişinden beri, Batı’nın himayesi altında yerleştiği ve her gün daha da genişletmeye çalıştığı toprakları daima kan dökerek, haydutlukla ve saldırganlıkla ele geçirdi. Devlet aklını kaybeden bir gözü dönmüşlükle bugün sadece Gazze’de değil, Batı Şeria, Kudüs ve diğer Filistin topraklarında soykırımı aşan sadistçe ve hukuk tanımaz insanlık dışı uygulamaları bölge için en büyük tehlikedir. Bir akıl tutulmasıyla cinnet hali yaşayan İsrail sadece Filistin için değil, etrafındaki Lübnan, Suriye, Ürdün gibi ülkeler için de büyük bir tehdittir.
Bugün dünyanın şahit olduğu bu vandallığı ABD’li Demokrat Parti Senatörü Bernie Sanders, Haziran ayında Senatoda cesaretle yaptığı, eşitsizliğe ve sisteme meydan okuyan tarihi konuşmasında şöyle demişti:
“Birleşmiş Milletler raporuna göre savaş başladığından beri İsrail Ordusu tarafından Gazze’de 18.000’den fazla çocuk öldürüldü. Ayrıca şunu belirtmeliyim ki bu çocukların 12.000’den fazlası 12 yaşın altındaydı ve Gazze’de 3.000’den fazla çocuk bir ya da daha fazla uzvunu kaybetti. Bunlar aşırı derecede zayıflamış çocuklar. Bazı durumlarda bedenleri neredeyse birer iskeletten ibaret.
“Amerikan halkı bir zamanlar şehirlerin ve kasabaların bulunduğu yerlerde kilometrelerce uzanan yıkıntıları görüyor. İnsanların açlıktan kıvranırken yemek alabilmek için sırada beklerken vurularak öldürüldüğünü görüyorlar. Aç oldukları için yemek sırasına giren binin üzerinde insan vurularak öldürüldü. Her gün ve herkesin gözü önünde gerçekleştirilen bu savaş suçlarına rağmen ABD savaş başladığından beri İsrail’in askeri operasyonları için 22 milyar dolardan fazla destek sağladı. 22 milyar dolar. Brown Üniversitesi araştırmasına dayanan bir tahmine göre ABD Gazze savaşının maliyetinin % 70’ini karşılamış durumda. Başka bir deyişle Amerikalı vergi mükelleflerinin parası çocukları aç bırakmak, okulları bombalamak, sivilleri öldürmek ve Netanyahu ile onun suçlu bakanlarının zulmünü desteklemek için kullanılıyor.” (https://www.instagram.com/reel/DWvSIPfCCI8/?igsh=bHV0M2dwOTUwa3Jz)
Bu kirli savaşta İsrail Ordusu özellikle çocukları katlediyor. Gazze'de görev yapmış olan İngiliz bir cerrah, şahit olduğu İsrail vahşetini anlattığı ve bazen hıçkırıklarını yutarak yaptığı konuşmasında şunları söylüyordu: “Sanırım beni özellikle rahatsız eden şey örneğin kalabalık bir çadır alanına bir bombanın düşmesi ve ardından dronların aşağı inip (duygulanıp devam edemiyor, kendine geldikten sonra) dronlar aşağı iniyor ve sivilleri, çocukları tek tek hedef alıp vuruyordu. Ve defalarca aynı şeyleri dinledik. Bu ara sıra olan bir şey değildi, günlerce devam etti. Bomba düştükten sonra yerde yatıyordum. Dron aşağı inip üzerimde durdu ve beni vurdu. Yaralı siviller yerde yatarken dronlarla yaklaşıp herkesi vurdular. Bu açıkça kasıtlı ve günden güne sivilleri hedef alan bir saldırıydı. Her gün bir veya iki toplu zayiat olayı yaşıyorduk.” (https://www.instagram.com/reel/DZHxYVilLNx/?igsh=MWIxN20zNHV0NWt5eA%3D%3D)
Gazze’de görev yapan Batılı gönüllü sağlık çalışanlarının pek çoğu yukarıda anlatılanlara benzer ifadeleri tekrar ediyordu. Gördükleri çocuk cesetlerinin neredeyse tamamı ya başından ya da göğsünden vurulmuştu. İsrail askerlerinin hedefi özellikle çocuklardı. Zaten İsrail Ordusu Hanagah ve Irgun (Etzel) adındaki iki terör örgütünün birleşmesiyle kurulmuştu ve kurulduğu günden beri gerçek bir ordu ile savaşmamış, o güne kadar hep alışageldiği terör saldırılarıyla savunmasız insanları kadınları, çocukları ve yaşlıları toplu cinayetlerle katlederek Filistin halkını yıldırılmaktaydı.
Bugün Gazze’de iki milyonun üzerinde çaresiz insan bir yandan açlığa mahkûm edilerek yavaş yavaş öldürülüyor. Diğer yandan ateşkese rağmen gözünü kan bürümüş barbar bir ordunun, güvenli bölge ilân etmesine rağmen her gün birkaç defa tekrar eden hava saldırılarıyla insanların üzerine bombalar düşürülüyor. Öte yandan kendilerini Tanrı’nın özel, seçkin ve imtiyazlı kulları olarak gören ruh hastası bu topluluk içinde “yerleşimci” denilen gaspçı ve hırsız insanlar, “Ayaklarımızın bastığı yerler bizimdir” diyerek gözlerine kestirdikleri mekânları güvenlik güçlerinin koruması altında terör estirerek Filistinlilerin mal varlıklarına zorla ve zorbalıkla el koyuyor, sistematik bir şekilde arazi sahiplerini yerlerini terk etmeye zorluyor. Bu zorbalığa karşı malını, mülkünü ve topraklarını korumak için direnenleri de “terörist” diye tutuklayıp yıllarca hapiste tutuyor ve mahkûm ediyor. Hapsettiklerini günlerce aç bırakıyor, türlü işkenceler uyguluyor, onur kırıcı şekilde davranıyor. (https://www.instagram.com/reel/Da4t3zlDSO3/?igsh=MWFjY3FwZTdobW04eQ%3D%3D ), (https://www.facebook.com/reel/2776466566060399)
Haysiyetini, ahlâkını, insanî değerlerini dinmek bilmeyen ve kontrol edilemeyen ihtiraslarına feda eden haydut devlet sadece savunmasız Filistinlileri öldürmekle kalmıyor, yaşadıkları yerde onlara ait ne varsa, ayakta ne kalmışsa hepsini tahrip ediyor; Evleri, okulları, mabetleri, tarihi eserleri ve hatta mezarlıkları bile ortadan kaldırarak eskiye dair bir iz ve işaret bırakmıyor. Canavarca hislerle, binlerce insanın defnedildiği yeni ve eski mezarların üzerinden buldozerlerle geçerek eski ve yeni bütün mezarları ortadan kaldırıyor. Tahrip edilen mezarlardan çıkarılan insan cesetleri ve kemikleri toprakta birbirine karışmış vaziyette. Tarihte emsali görülmemiş bu vahşeti ve barbarlığı işleyenler tam da insanın düşebileceği “aşağıların aşağısı” derekesindedirler.
Gazze halkı işgalci devletin bütün bu yaptıklarına karşı sabır ve tevekkülle direniyor. Bir anne evlâdının cenazesinin başında “Sana diz çökmeyeceğiz ve boyun eğmeyeceğiz, ey İsrail. Biz Gazze’yiz. Allah, ilk olarak, bize Müslümanlığı nasip etti. İkincisi, biz Hazreti Muhammed’in (sav) ümmetindeniz. Üçüncüsü, Biz Gazze halkıyız, Rabbimiz bize lütufta bulundu. Gazze’yi şehitleriyle, yaralılarıyla ve evsiz kalanlarla onurlandırdı. Elhamdulillah, biz sabrediyoruz ve dimdik ayaktayız. Elhamdulillah, ben şu an çok sevinçliyim. Allah şahit ki sevinçliyim. Sana diz çökmeyeceğiz İsrail!” diyerek, sahabeleri hatıra getiren emsalsiz direniş azmini ve tevekkülünü gösteriyordu. (https://www.instagram.com/reel/Dan2NXhMMg8/?igsh=MWpsMDI3Z2wxd2Jpeg%3D%3D)
Yasin Aktay, 25.07.2026 tarihli köşe yazısında, “İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir'in öncülüğünde 4 bin 248 yerleşimcinin, aralarında bakanlar, milletvekilleri, hahamlar ve “Tapınak” örgütlerinin yöneticileri olduğu halde, yoğun polis koruması altında Mescid-i Aksa’nın avlusuna girdiler. Burada Talmud ayinleri yaptıktan sonra Ben Gvir’in Mescid-i Aksa’nın avlusunda yaptığı açıklamada, “Yahudiler artık Tapınak Dağı’nda eskisinden çok daha rahat ibadet ediyor” diyerek aslında İsrail’in uzun zamandır adım adım uyguladığı stratejiyi bir güç ve suç gösterisi eşliğinde açıkça ilân etti.” diye belirttiği provokatif amaçlı baskınla İsrail’in yüz yıldan beri Filistin topraklarında yaptıklarını şu sözlerle özetlemiş:
“Bu olayı sadece Mescid-i Aksa’ya yönelik yeni ve bir adım daha ileri bir saygısızlık olarak okumak eksik olur. Çünkü bugün Filistin’de yaşananlar üç ayrı kriz değildir. Gazze, Batı Şeria ve Kudüs aynı stratejinin üç cephesidir. Gazze’de insan yok ediliyor; Batı Şeria’da toprak boşaltılıyor; Kudüs’te ise tarih ve kimlik yeniden yazılıyor.
“Gazze’de yaşananlar bir savaş değil, Batı Şeria’da olup bitenler ise münferit güvenlik olayları değil elbet. Ama soykırımcı Siyonist İsrail bunların böyle görünmesini istiyor, dünyanın bütün resmi kurumlarına da şimdiye kadar bu görüntüyü de ezberletmişti. Ancak şimdi bu görüntüyü kimseye yutturamıyor. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) son raporları, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşananların tek bir stratejinin farklı cepheleri olduğunun artık açık biçimde göründüğünü gösteriyor.” (www.yenisafak.com/yazarlar/yasin-aktay/israil-filistini-sadece-topraktan-degil-tarihten-de-silmek-istiyor-4842868)
Ben Gvir denilen psikopat ruhlu İsrailli Bakan, Kudüs’teki Filistinli bir esnafla tartışması sırasında Filistinlinin, Ben-Gvir’e “Ben burada tek başımayım fakat sen bütün bu korumalarla geziyorsun çünkü buranın senin olmadığını biliyorsun.” Sözüne karşı, “Ben buranın ev sahibiyim ve seni buradan atacağım.” sözleriyle tehdit savurdu. Tam da “Dağdan gelen bağdakini kovuyor!” deyimindeki gibi. (https://www.instagram.com/reel/DbGuVxjsaK3/?igsh=dThoaDFiN20wbTM3)
Bugün pek çok ülkede insanlar Filistin’de, insanlıktan sıyrılmış İsrail’in ve suç ortağı Batı ittifakının insan onurunu ayaklar altında çiğneyen vahşetine tepki veriyor. İsrail’in müttefiki olan bu ülkeler medya, ekonomi, bilişim, siyaset, askerî ve ellerindeki bütün imkân ve vasıtalarla katliama, işgale, soyguna, yayılmacılığa, hukukun, ahlâkın ve insanlığın yok edilişine kuvvet ve destek veriyor, mazlûma yardım için el uzatacak olanlara mani oluyor, tehdit ediyor, unutturmaya çalışıyor ve aslında insanlığı öldürüyor. İnsanlık Filistin’de Filistinlilerle birlikte öldürülüyor.
SONUÇ: İNSANLIĞIN VİCDANI
Gazze’ye saldırılarını sürdüren İsrail Ordusunun iki numaralı ismi Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tamir Yadai, bugüne kadar 73 bin kişinin öldürüldüğü soykırıma dair bir “zafer” itirafında bulundu. Aralarında 21 bin çocuk, 10 bin kadın ve 5 bin yaşlının da bulunduğu sivil kayıpların “terörist” sayıldığı Gazze’deki saldırılarda 70 binden fazla öldürmelerini ‘zafer’ olarak niteledi. (Hürriyet.com.tr, 20.07.2026) Eşit güçteki düşmanıyla, vuruşmamış, eli silah tutan insanlarla harp etmemiş, kadın ve çocuk öldürmekle övünen bir zavallı zihniyet işlediği bu utanç verici katliam ile zafer diye övünüyor!..
İnsanlık bugün Filistin’de ya ölüp yok olacak ya da erdemini ve ahlâkını kaybetmiş katil, haydut ve korsanlara karşı güç birliği yaparak barbarca dökülen her damla kanın, işlenen her cinayetin, yapılan her işgalin, gasp edilen her hakkın hesabını sorup failden ve suç ortaklarından hesabını soracak. Ve bugüne kadar her yaptığından dolayı kendisini “lâ yus’el” (hesap vermez) gören bu kibirli, şımarık, küstah ve nobran korsan devleti uluslar arası hukukun sınırları içinde tutarak insanlığını kurtaracak.
Aksi takdirde insanlık diye bir şeyden söz edilmeyecek. Çünkü tarih boyunca edinilen bütün insanî değerler bugün birer birer katlediliyor.
***
Yazımıza Tolstoy’dan bir alıntı ile başlamıştık. Yine Tolstoy ile son verelim: Hacı Murad romanında ‘İnsan ne ile yaşar’ hikâyesinde Tolstoy, ''İyi insan kimdir?" sorusuna önce ''Kötülük ve kötü insan'' hususunda mutabık olmak lâzım diye cevapladıktan sonra, "Kötü insan kimdir?" sorusuna da şu harika cevabı verir: ''Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötü insandır.''
Bugün sadece kendi çıkarı, kendi rahatı, kendi refahı ve kendi huzuru için dünyayı ateşe verip yüz binlerce hatta milyonlarca insanı feda edebilenler insanlığın en aşağıları, en kötüleridir. Ve insanlık onlardan kurtulmalıdır.
Ya insanlık ya da insanlığı ayaklar altında çiğneyen İsrail ve dostları!..
***
(*) Smotrich, İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da, uluslararası hukuka göre yasadışı olan Kedumim yerleşiminde yaşayan ve ikametgâhı da yasadışı olarak inşa edilen bir yerleşimcidir. İsrail aşırı sağının bir parçası olarak sık sık "ırkçı" açıklamaları tartışmalara yol açan, Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerinin genişletilmesini destekleyen, Filistin devletine karşı çıkan ve Filistin halkının varlığını inkâr eden bu politikacı. Yetkili bakan sıfatıyla işgal altındaki Filistin topraklarında önce oldubitti, sonra da kanun gücüyle Batı Şeria'daki toprakları ilhak etmeye yönelik İsrail’in gizli çabalarına öncülük etti.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.