Ey Rabbimiz! İlmi kibir vesilesi değil, marifet vesilesi kıl

Ey Rabbimiz! İlmi kibir vesilesi değil, marifet vesilesi kıl

29. Lem’a Tefekkürname’den ilhamla dualar

Bismillahirrahmannirrahim

Ey bütün varlıklara kendilerine mahsus hikmetli özellikler veren Yâ Mukaddir! Ey her şeyi sonsuz ilimle yaratan Yâ Alîm! Ey demire kuvvet, taşa sebat ve bütün mahlûkata vazife veren Yâ Kaviyy! Ey her şeyi hikmetle yöneten Yâ Hakîm! Ey görünmeyen sırları kullarına zamanla açan Yâ Fettâh!

Ey Rabbimiz! Taşların sükûtunda hikmetini, demirin kuvvetinde kudretini, madenlerin sırlarında ilmini okuyabilen basiret nasip eyle. Bize, eşyanın yalnız dış yüzüne değil; onların Senin isimlerini yansıtan mânâlarına da nüfuz edebilecek bir tefekkür ufku ihsan et.

İlmi kibir vesilesi değil, marifet vesilesi kıl. Keşiflerimizi Sana yaklaştıran bir şükre, teknolojiyi emaneti koruyan bir hikmete ve bilgiyi insanlığa rahmet olacak bir hizmete dönüştürmeyi bizlere lütfet. Kalplerimizi, taşlardan daha katı olmaktan muhafaza et; onları zikrinle yumuşat ve hakikati yansıtan berrak aynalar hâline getir.

Allah'ım! Bize hikmet kapılarını aç. Her zerrede, taşta ve madende kudretinin ayetlerini göstermeyi nasip et. Âmin.

رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.

"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ

"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.

DİPNOT:تَرِنُّ الْأَحْجَارُ وَالْحَدِيدُ بِرُمُوزِ خَوَاصِّهَا وَمَنَافِعِهَا، خُصُوصًا فِي نَقْلِ الْأَصْوَاتِ وَالْمُخَابَرَاتِ مِنْ تَدْبِيرِكَ، تُصَوِّرُكَ.

"Taşlar ve demirler, kendilerine verilen özelliklerin ve faydaların remizleriyle, özellikle seslerin ve haberleşmenin taşınmasındaki Senin tedbirin sayesinde Seni tasvir eder ve tanıtırlar."

Bu cümlede Bediüzzaman, tefekkürü bitkilerden, nehirlere; nehirlere de cansız gibi görünen taş ve demir âlemine taşıyor. Böylece çok önemli bir hakikati gösteriyor: Allah'ı tanıtan deliller yalnız canlılarda değil; cansız zannedilen varlıklarda da aynı kuvvetle tecelli etmektedir. Özellikle "seslerin ve haberleşmenin nakli" ifadesi, günümüz teknolojisine de işaret eden dikkat çekici bir ufuk açmaktadır. Bu cümlenin analizinde:

a) Teşhis; Taş ve demir, konuşan ve şahitlik eden varlıklar gibi tasvir edilmiştir.

b) Remiz Sanatı; "Rumûz" kelimesi, her madenin bir sembol ve işaret olduğunu anlatır. Varlıklar, hakikatin şifrelerini taşırlar.

c) İltifat; Önce canlılardan bahsedilirken şimdi cansızlara geçilmesi, Kur'ân'ın bütün kâinatı konuşturan üslûbunu yansıtır. Böylece tefekkür, varlık sınırlaması olmaksızın bütün âleme yayılır.

"Demiri indirdik; onda büyük bir kuvvet ve insanlar için birçok fayda vardır." (Hadîd, 25)

Bu ayet, metindeki منافعها (faydaları) kavramını doğrudan desteklemektedir.

"Yerde nice ayetler vardır; insanlar onların yanından geçer de yüz çevirirler." (Yûsuf, 105)

Taşlar ve madenler de bu ilâhî ayetlerin bir parçasıdır.

"Dağlar ve taşlar Allah'ı tesbih eder." (Bkz. Sebe', 10; İsrâ, 44)

Kur'ân, cansız görülen varlıkların da tesbih ettiğini bildirir.

Risale-i Nur Yirmi Dördüncü Mektup’ta Bediüzzaman, kâinattaki her varlığın Esmâ-i Hüsnâ'nın bir aynası olduğunu ifade eder ve kısa bir cümleyle şunu belirtir: "Her bir şey, kendi lisan-ı hâliyle Sâni'ini bildirir."

Taşın sessizliği bile bir "lisan-ı hâl"dir. Otuz İkinci Söz’de "Her bir mevcut, Sâni'ini gösteren bir mektub-u Rabbânîdir." Taş ve demir de okunması gereken ilâhî mektuplardır. Âyetü'l-Kübrâ risalesinde Seyyah, yeryüzündeki dağları, madenleri ve unsurları temaşa ederken onların intizam ve vazifeleriyle Vacibü'l-Vücûd'u tanıttığını müşahede eder. Eserde, kâinatın bütün tabakalarının aynı hakikate şahitlik ettiği vurgulanır. Lem'alar’da Bediüzzaman, birçok yerde madenlerin ve elementlerin kendilerine verilen vazifeleri kusursuz yerine getirdiğini belirterek, bunun ilim ve irade sahibi bir Müdebbir'in eseri olduğunu açıklar.

Bu cümle, modern insan için çok dikkat çekicidir. Demir; köprü olur. Ray olur. Elektrik santralinin parçası olur. İletişim altyapısının taşıyıcısı olur.

Taş; ev olur. Mabet olur. Yol olur.

Bütün bunlar gösteriyor ki Allah, yeryüzüne yerleştirdiği madenleri insanlığın hizmetine uygun özelliklerle yaratmıştır.

Özellikle metindeki: "Seslerin ve haberleşmenin nakli" ifadesi, bugün kabloları, iletişim ağlarını ve teknolojik altyapıları düşündüğümüzde çok daha geniş bir anlam kazanmaktadır. Risale-i Nur'un bakışıyla bunlar, insan aklının bağımsız üretimi değil; Allah'ın maddelere yerleştirdiği havâssın (özelliklerin) keşfedilmesiyle mümkün olmuştur. Taş ve demire verilen farklı özellikler, Allah'ın sonsuz ilim ve hikmetini gösterir. Aynı yeryüzünden çıkan maddelerin birbirinden tamamen farklı görevler üstlenmesi, tesadüf ile açıklanamayacak bir ölçü ve takdirin delilidir. İnsanı yalnız canlılara değil; madenler ve cansız görünen varlıklara da ibret nazarıyla bakmaya yöneltmektir. Böylece bütün kâinat, okunacak bir kitap hâline gelir. Bu cümlede geçen "haberleşmenin nakli" ifadesi, günümüzde iletişim teknolojileri, fiber optik sistemler, elektronik devreler, uydu haberleşmesi ve yeni nesil bilgi ağları açısından dikkat çekici bir ufuk açmaktadır. Risale-i Nur'un temel mesajı şudur: İnsan bu teknolojileri yoktan yaratmamış; Allah'ın demire, silikona ve diğer maddelere yerleştirdiği özellikleri keşfetmiştir. Bu bakış, bilimi imanla çatıştırmaz; bilimi, İlâhî sanatın okunması olarak değerlendirir.

Hazırlayan: Nuran Şahin

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.