MİSAFİR KALEM

MİSAFİR KALEM

Toplumsal ve Ahlaki Çöküşün Analizi

Nurullah Akdemir

Yeniden İnşa Zarureti

Toplum olarak derinlemesine sorgulamamız gereken pek çok temel mesele bulunmaktadır. Bilindiği üzere, bir insanın "canavara" dönüşmesi aniden ve kendiliğinden gerçekleşen bir hadise değildir. Bu durumu sadece bir şahsın özelinde değil, toplumsal yapımızın genel panoraması içerisinde, bütüncül bir yaklaşımla ele almak zaruridir. Bir toplum; neden öğretmenini, arkadaşını, annesini yahut bir yakınını vicdan, şefkat ve merhametten yoksun bir biçimde katledebilecek raddeye gelen bireyler yetiştirir?

Toplumun en küçük yapı taşı olan aile ortamında, anne ve baba "tezgahından" geçen bu çocukların hangi süreçlerle şekillendiğini; ebeveynlerin onları hangi kültürel saiklerle işlediğini titizlikle incelemeliyiz. Bu bağlamda, yakın çevreyi, yaşanılan muhiti ve nihayetinde içinde bulunulan toplumsal ekosistemi yakın markaja alarak, bu yetişme tarzları üzerine ciddi manada tefekkür etmek gerekmektedir. Birey olarak dönüp kendimize ve evrildiğimiz sürece bakmalı; mevcut durumumuzu çok ince eleyip sık dokuyarak, detaylı ve etraflıca analiz etmeliyiz.

Sistematik Yozlaşma ve Bilinçaltı İşgali

Bireyin temas ettiği aile, eğitim ve sosyal çevre gibi her evre mercek altına alınmalıdır. Medyadan eğitim camiasına, bireysel yaşantıdan toplumsal hayatın her alanına kadar uzanan bir irdeleme süreci başlatılmalıdır. Tabiri caizse, bir "uyanış" hareketine geçmemiz zaruri ve elzemdir: Bize ne oluyor, hangi eşiklerden geçerek buralara sürüklendik? Nasıl bu hale bu raddeye geldik veya getirildik? "Bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir" düsturunu şiar edinen bir inanç ve vicdan profilinden, tüm insanlığın hukukunu çiğneyecek bir duyarsızlığa nasıl savrulduk? Bu nesilleri biz mi yetiştirdik, yoksa bu neslin mimarları tarafından tasarlanıp, gerek bize sevdirdikleri gerekse bize dayattıkları; toplumun her safhasının ana mekanizması, ana işleyiş şekli olan; ‘sistem’ dediğimiz sistemleri mi bize böyle yetiştirtti? Bütün bunların derinlemesine tefekkür etmemiz gerekiyor.

Ne yazık ki; Medya dediğimiz; televizyon, internet ve teknolojik aletlerle evimize, en mahremimize kadar girip bu medyaları vasıtasıyla sunulan ve İslam ahlakından uzak olan; şehveti, şiddeti ve gayrimeşru hayat tarzlarını kutsayan sahneler, aile ve toplum ruhunu derinden sarsmıştır. Ne yazık ki bu dayatmalar, adeta "altın tepside" sunularak toplumun her kesimine sirayet ettirilmiş; bu gayriinsani durumların bilinçaltımızda normalleşmesine sebebiyet verilmiştir. Bu noktada mesele sadece medya ile sınırlı değildir; insanın dokunduğu, içinde bulunduğu her ortam İslam’dan, insaniyetten ve ahlaktan yoksun biçimde bilinçli olarak dizayn edilmiştir. Efendimiz’in (s.a.v) "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurarak inşa ve imar etmeye çalıştığı o yüce manevi yapıyı ve ahlaki kaleleri tarumar etmek adına, hayatın her alanına müdahale edilmiştir.

"Bu kültürel ve ahlaki tahribatın en büyük ayaklarından birini de eğitim teşkil etmektedir. Ne yazık ki günümüz eğitim sistemi —her ne kadar şu an eğitimdeki bu yara bir nebze tespit edilip 'Maarif Modeli' adıyla sarılmaya çalışılsa da henüz tam manasıyla tahakkuk etmemiştir— öğrenciyi yalnızca teknik bilgi yüklenen bir birim olarak görmekte; aklı bilgi noktasında doyururken ruhu, kalbi ve vicdanı aç bırakmaktadır. Oysa Osmanlı ve önceki İslam eğitim tasavvurunda esas olan; insanı ruhu, dimağı, aklı ve kalbiyle bir bütün olarak yetiştirmekti. Bugün gelinen noktada, sadece zihne hitap eden seküler ve mekanik eğitim modelinin toplumsal ıslah için nakıs (eksik) kaldığı aşikardır. Her alanda İslami ahlakı yeniden canlandırmak, Sünnet-i Seniyye ve Kur’an-ı Kerim’in rehberliğine sıkı sıkıya sarılmak artık bir mecburiyettir. Akıl, kalp ve ruh dengesini gözeten, bizi öz değerlerimizle barıştıracak İslami bir eğitim modeline dönüş; toplumsal bekamız için artık bir tercih değil, bir zarurettir."

Enkazdan İnşaya: Asr-ı Saadet İklimine Dönüş

Tamamen nefsi arzular ve bitmek bilmeyen hırslar üzerine kurulu bir düzen inşa edilirken, bu yolda farkında olmadan benliğimizden, tarihimizden ve İslamiyet'in özünden uzaklaştık. Bugün sadece neticeye odaklanıp; yiten hayatların, payimal olan namusların ve bataklıklarda boğulan nesillerin oluşturduğu enkazı kaldırmaya çalışıyoruz. Oysa asıl mesele, binanın neden çürüdüğünde veya bu çürük binaların nasıl inşa edildiğindedir. Çoğu zaman sistemi kurgulayanların bizi yadırgamasından veya yargılamasından korktuğumuz için hakikate bakamıyoruz.

Bu neslin mimarlarına karşı fikri bir duruş sergileyip, toplumsal bünyemize zerk edilen tüm çürütücü unsurları birer birer cımbız gibi ayıklamamız gerekmektedir. Bunun için cesur bireylere ve iradeli bir topluma ihtiyaç vardır. İnsanı, aileyi ve toplumu yeniden inşa edebilmek adına; toplumun her safhasında adeta yeniden iman edercesine inancımızı ve ahdimizi tazelemeliyiz. Ticaretinden eğitimine, anneliğinden babalığına, öğretmenliğinden öğrenciliğine kadar hayatın her alanında bir "tövbe-i nasuh" ile manevi kimliğimizi tamir etmeliyiz. Üzerimize uymayan, ruhumuzu daraltan eğreti elbiseleri çıkarıp, fıtratımıza ve inancımıza uygun vakur değerlerimizi yansıtan islami kimliğimiz ile islam libaslarını kuşanmalıyız. Ancak bu kararlı duruş ve inanç tazelenmesi sayesinde küllerimizden yeniden doğabilir ve günümüzde bir Asr-ı Saadet iklimini yeniden yaşayabiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.