Tahsin GÜLHAN

Tahsin GÜLHAN

Sanal nesil gerçeği

A+A-

Artık hepimiz gerçek hayat alanını formatlayan dijital bir evrenin sakinleri hükmündeyiz.

Dijital çağın Sanal Nesli uykularımızı kaçıracak derin bir vakayla karşı karşıya olduğumuzu anlamak durumundayız. Eşyanın tabiatına zıt bir şekilde sanal alemin gerçekliği gerçek alemin sanallığına dönüşüyor ve bahusus gelen nesli kendi dijital karakteriyle formatlayıp, efsunlayıp değiştirmek suretiyle hiçte hoşumuza gitmeyecek bir mahiyete dönüştürüyor. Sahih hayattan, hayat tecrübesinden, değer bağlamından, kadim anlamdan, gelenekten kopuk asosyal, afaki “sanal bir karakter” soğuk ve boğuk bir şekilde boy veriyor. Aynı zamanı ve mekânı paylaşsak da sanki farklı dünyaların insanları duruşu içerisinde boy veren yepyeni bir yeni bir halden, bir nesilden bahsediyoruz. Yepyeni nesil; yani dijital çağın internet nesli, Z-nesli, sanal nesil; yani ateizme, deizme, hedonizme eğilimli nesil; yani insanlığın, ümmetin, milletin savrulan nesli; yani çocuklarımız, torunlarımız, yani bizim neslimiz geleceğimiz!

Felaket tellalları daha kötüsünün arkadan geldiğini söylüyorlar. Şimdiki hal bile onlarla aynı çatı altında farklı dünyaların insanları gibi yaşıyoruz. Evlerimiz bırakın sıcacık bir aile yuvası, bir mescit, bir medrese olmasını; mekanlarımız bir “hom ofis”, “cafe mekanı” bir “otel odası, bir “cep sineması”, dünyayı bir “gözetleme kulesi”, merkezi bir santral ve benzeri anlamlarına dönüşmektedir. Çok acı ama artık evlerimiz pek tekin yer olmaktan çıktı ve çıkmaktadır. Çocuklarımız evde oldukları halde emniyette olduklarından emin olamıyoruz. Bizle oldukları halde bizle olmayan yabani, tuhaf bir ruh hali yaşıyorlar. Yakınlar uzak uzaklar yakın olmuş olmuş bir zaman aşımı, duygusal kopuş halinde kendi dünyalarına kapanmış vaziyette yaşıyorlar. Küçük dairenin büyük sorumluğunu önem ve öncelikliğini terk edip, geniş ilgi dairelerinde aylak kapasite sörf yapıyorlar. Günah bütün cazibesiyle açık büfe emre amade, inkar fikirleri bütün şeytani iblislikler çevresinde fink atıyor. Kendi aralarında, sanal ve daha çok sanki de seküler cemaatler, sofistike kabileler oluşturmuşlar. Müşterek ilgileri, zevkleri, tepkileri, düşünceleri, duyguları, inançları, tepkileri dilleri bizden çok farklı.

Hadi itiraf edelim, bırakın uzaktakilerini elimizin altındaki çocuklarımızı muhafazada etmekte, onların dilini anlamada ve onlar tarafından anlaşılmada zorlanıyoruz. Bu “yepyeni hal” atmosferinde zıtların iyi-kötü çatışması misali çift anlam bütünlüğü bağlamında tuhaf bir şekilde “ebeveyin-çocuk çatışması”nı fert bir sorun olarak yaşamaktayız. En akıllı çocuk sanal dünyaya daldığında, zamanla adeta “otistik bir çocuk” mesabesinde, vasat bir sorumlulukla etkileşimde hizalanıyor.

Kendimize dönersek, muztarip olduğumuz bu nahoş yeni hal bizleri de bir ölçüde etkiliyor. Ebeveynler olarak belki çoğu kere, nasıl davranacağımıza dair ziyadesiyle aciz kalıyoruz. Nispeten eski halde bir şekilde istikamet bulmuş yetişkinler olarak hususi alemimizde olaya bir şekilde vaziyet ettiğimiz düşünülebilir. Belki bazen uğraşmaktan bitap düşüp, belki kolaya, rahata kaçma veya kendi mesleğimiz, hususi vazifelerimiz için kendimize zaman ayırıyor ve şahsi kemalata dönük kendi mabeynimizde hoş etkileşimler, hoş sohbetler, hakikatli tefekkürler ediyoruz, Müslümanca yaşamaya çalışıyoruzdur, eyvallah.

Ama eminim ki hepimizin gözü arkada kalmakta, çocuklarımızın istikameti hususunda hiç birimizin kalbi mutmain olmadığını düşünüyorum. Ya da şöyle diyelim: Bizler kaynaklardan, kitabın ortasından okuyarak, hususi tefekkür, tezekkür ve telezzüzle meşk olurken, manevi mertebemizi artırırken, şu yepyeni hal arenasında çocuklarımızın manevi istikametlerinden ne kadar eminiz? Değilsek konuyu ne kadar gündemimize alıp hal çareleri üzerinde, yapacaklarımız, yaptırabileceklerimiz, ilgili mevkilere etki edebileceğimiz, çözümleyici fikirler üzerinde ciddiyetle durup takip ediyoruz. Yoksa bunlar hususi keyfiyetimizden daha mı az önemsiz konulardır. Öz muhasebe anlamında sesli düşünüyorum; bizler beylik konuların meratibini adımlarken ve derkanar mevzuların, harcı alem noktaların münakaşasını yaparken, çocuklarımızın neyin inisiyatifine terkedilmiş olduğunu düşünebiliyor muyuz?

Evet elverdiğince okuyalım, elbetteki yaşayalım velakin, bir noktadan sonra hakikati sanki kendi kendimize okuyoruz gibi oluyor. 

Sanki de bu, küçük bir yanlış anlaşılmayla küçük dairemizi mesken tutup, sair sorumluluk dairelerimize pek de ilişmeden, çevrim dışı, çevreyi dikkate almayan, çevrim içi okuyoruz gibi olmuyor mu? Şayet öyleyse bu da bir yönüyle bir nevi “manevi bencillik” olmuyor mu?  

Hakikate hürmeten, muhataplarımın ferasetine itimaden, düşüncelerimi temellendirmek için kaynaklardan çokça alıntıya kaçmadan, bu nokta meramımı veciz bir şekilde kristalize eden sade bir ifadeyi buraya alıntılayarak soruyorum: 

"Bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir" ifadesini nasıl anlamalıyız? 

Bir tespit bir farkındalık için söylüyorum; camide son rekatta selam verirken ve sohbetlerimizde başımızı içine gömdüğümüz sahifelerden kaldırıp cemaate şöyle bir bakalım lütfen! Ne görüyoruz: Cemaatin gittikçe yaşlandığının bilmem farkında mıyız! İyimser vecizeleri ezberimizden serdetmekle yetinmeden, geleceğimiz adına, sebepler tahtında olup biteni künhüyle anlama, kavrama ve gereğini yapma sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır.

Gerçek o ki; mutat rutinlerimizin, konfor alanlarımızın, klişelerimizin, hazır reçetelerimizin dışına uzanmadan bir hal yolu bulamayacağız. Bunu bir söz şehveti veya bir fikre itiraz olsun diye değil, bilhassa her geçen gün alevleri göklere daha da çok yükselen ve cidden içinde imanımızın, evlatlarımızın tutuşup yandığı bir yangından mustarip yürekleri temsilen söylüyorum.

Düşünülsün ki; orta yerde devasa bir sorun var ve yakıcı ve yıkıcı cihetleriyle çoğalmakta, tahribatını artırarak yol almaktadır. Evet, maruz kaldığımız dalganın genişliği, derinliği, yoğunluğu, etkisini dikkate aldığımızda gayet tabi ki; bu bir kişi, bir grup, bir cemaat meselesi olmanın ötesinde bir millet bir ümmet nihayetinde bir insanlık meselesidir. Ama bizler de imkan ve sorumluk dairemiz nispetinde hepimiz mesulüz. 
Her birimizin ve hepimizin fert, grup, cemaat, millet, ümmet insanlık olarak farklı mertebelerde yapabileceğimiz çok şey var. İmkan ve ihtimaller dairesinin vüsatini, samimiyetin sırrını, birlikteliğin kuvvetini ve gayretin muvaffakiyete rahmani tesirini zinhar unutmamalıyız.

Bu anormal yeni hal karşısında bize düşen, sebepler tahtında, imkanlar ölçüsünde istişareyi esas alan ortak akılla, samimiyet ve elbirliğiyle ciddi gayrettir. Bilenen ezberlerin, ham malumatın, şablon kalıplarının, yetersiz reçetelerin ve hükümsüz cevapların gözden geçirilmesi, gerekmesi halinde  elimine edilmesi elzemdir.  

Beri taraftan meseleye yeni bir bakışla ve akışla harekete geçelim; kadim manevi mirasımızın bilgeliğini, beşerin tecrübi birikimini, asrın müspet kazanımlarını ve güncel veriyi bir masada toplayalım. Mevcut maddi ve manevi kaynak ve kabiliyetimizle; kemal bulan beşeri değerlerimizle, hazmı kolay klasik irfanımızla, liyakatli kadrolarımızla, yetenekli gençlerimizle, yetkin ve donanımlı müesseselerimizle, duyarlı STK’larımızla, hizmet merkezli cemaatlerimizle istişareler edelim ve bu kıymetlerden  istifadeyle etkili olacak şekliyle çareler arayalım. Hayatın içinden neslimize, yarasına derman olacak fikirler geliştirelim, ilmi bilgiler oluşturalım, malumatı harmanlayıp "süt" misali irfani bilgilere dönüştürelim, işe yarar çözümler üretelim, stratejik akılla projelendirelim, faydalı sanat eserler verelim. Hakikatin hikmetini kavrayalım, manayı yakini yaşayalım, rol modeli olalım, hürmetle paylaşalım, güzel seciyelere dönüşelim, ahlaki davranışlara dönüştürelim, meleke kazanmak için tekrar tekrar hareketlenelim, bereketlenelim. Umulur ki; insaniyetimizle ve neslimizle kemal ve fazilete ulaşırız, birlikte necat buluruz.

Ya da gelin birlikte düşünelim: Sahiden "nasıl" yapmalıyız?

Selam ve muhabbetle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum