Şahin DOĞAN
Cinnet Mustatili
Kar, soğuk. Kar manzaraları. Hüzün. Manzaranın güzelliği hüznünde yatar. Yollar kapalı. Kasvetli bir hava. Doğanın ihtiyacı. Sıkıntı. Öylesine oturma. Kitaplığın önünde bir süre oyalanma. Biraz Fazlıoğlu, sarmadı. Resmi cümleler, gitmiyor, akmıyor. Biraz Ayşe Şasa'nın Delilik Ülkesinden Notlar. Aramızda büyük bir fark yok. Şizofreni, melankoli. Üç dört gündür yine Cemil Meriç. Külliyatını gözden geçirme. Cemil Meriç hafızı oldum. Sonuç? Öylesine oturmaya devam. Dışarıda kar keyfi olabilir. Çocuklar gitti. Oldum olası sevmedim böyle bir keyfi ve hiç özlemedim.
Kar yağışının akşam saat ona kadar devam edeceği söyleniyor. Fırınımız kapalı, sabah susamlı (küncülü) ekmek yapmak istedim, çaresiz geri döndüm. Böyle giderse toprak doyuma erer. Toprağın şiddetle ihtiyacı var. Boğazımda bir ağrı ve ağırlık. Soğuk algınlığının belirtileri. Isınamıyorum, dizlerim üşüyor. Doğalgazı sonuna kadar açıyorum. Alt ve üst katlar yakmayınca yeterince ısınamıyorsun. Bu gece gaflet gecesi, eğlence gecesi. Yılbaşı kutladığımı hatırlamıyorum. Sürüye maruz kalış.
Ne yapayım? Oturmaya devam. Cinnet Mustatili. Kitaplar, filmler. Biraz Levent Gültekin. Yorumları en isabetli gazeteci bence. Çok açık ve beliğ konuşuyor. Sesi güven verici. İktidar ve muhalefet bu adamı dinlese ülke bir haftada felaha erer. Abartıyor muyum? İmanımın artması için biraz meal ve risale okumalıyım. Daha çok risale. Meal çoğu zaman kafa karıştırıcı. Aslında dinlemek daha iyi olur. Şener Dilek hocanın sohbetleri ruha gıda gibi geliyor, karanlık dünyamı aydınlatıyor. Eskiden beri en sevdiğim risale dersleri onun dersleri. Halis Aydemir ve Sadettin Ökten hoca güzel ama bir şeyler eksik gibi.
Mustafa Öztürk'ten Şener Dilek hocaya geçmek, cehennemden cennete geçmek gibi. İmanımı korumak için dinliyorum. Düşünmek istemiyorum, inanmak istiyorum. Benim bilgiye değil, cehalete ihtiyacım var. İmana, teslime, yakine, huzura, itminana. Bilgi bunların hepsini yok ediyor, bitiriyor. Her zaman makul ve mantıklı olmak zorunda değilim, insanım çünkü. Küfrün dibini görmeden ve yaşamadan imanın kıymetini anlamaz insan. Cehennemi bir bunalımdan bir cennet şiiriyetine dönüş. Trajedi'nin ekseninden Epik'in eksenine.
Günler, aylar, seneler, iş, geçim, dünya, savaş, ülke, siyaset, dini meseleler. Hayat o kadar kısa, işler ve uğraşlar o kadar çok ki! Birkaç kuşak sonra hiçbirimizin esamesi okunmayacak. Yaşanmamış gibi olacak. Birkaç yüzyıl sonra bugün çok büyük bildiğimiz şöhretler de bitecek, unutulacak, tarihe karışacak. Yaşanmamış gibi olacak. İnsan ölüp toprak olduktan sonra kendisini hiç unutmayacak, kendisinden daima haberdar olacak bazılarının olmasını istiyor. O bazıları da toprak olunca her şey gerçek anlamda bitiyor.
Uzun vadede bakınca dünya ve içindeki hiçbir şeyi ciddiye alamıyorum, önemseyemiyorum. Her yüzyılda bir sifon çekiliyor ve içindeki her şey kayboluyor. Makamlar, mevkiler, ünvanlar, paralar, mallar, mülkler, şanlar, şöhretler, şatafatlar hepsi bitiyor, kayboluyor. Dünyanın en şöhretli ve zengin insanı olmakla dünyanın en şöhretsiz ve fakir insanı olmak arasında gerçekte hiçbir fark yok. Cenazesine milyonlar katılan biri ile cenazesine tek kişi katılan biri arasında gerçekte hiçbir fark yok. Bunları bilmek, bunların farkında olmak insanı karamsar ediyor, mutsuz ediyor. Mutlu olmak için kendini kandırmak gerekiyor. Mutluluk bir illüzyonla mümkün ancak.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.