Prof. Dr. Şadi EREN
Bediüzzaman’ın Cuma Namazına Gelmemesi
Kur'ân-ı Kerimin 114 suresinden biri, Cuma suresidir. Bu surede Cuma namazı şöyle emredilir:
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için nida edildiğinde, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın.”[1]
İslam’ın Mekke döneminde Müslümanlar müşrik bir toplumun egemenliği altında azınlık durumunda kalmaları sebebiyle Cuma kendilerine farz kılınmamış, Medine döneminde ise doğrudan üstteki ayetle emredilmiştir. Hz. Peygamber (asm), ilk cuma namazını hicret esnasında Medine'ye yaklaşık bir saatlik mesafedeki Rânûnâ vadisinde kıldırmıştır. O günden beri cuma namazı Müslümanlar tarafından dünyanın hemen her yerinde eda edilmektedir.
Bediüzzaman’ın Cuma’ya gelmemesi, hayatının sürgün yıllarına ait bir durumdur. O dönemde zaman zaman Cuma’ya katılmamış, evinde öğle namazını eda etmiştir. Ancak bu “Türkiye dâru’l-harbtir, burada Cuma kılınmaz” gibi bir görüşten kaynaklanmış bir hareket değildir.
Kendisine bu mesele sorulduğunda şöyle cevap verir:
“Evvelâ: Ben Şafiîyim. Şafiî Mezhebinde Cuma’nın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana Cuma farz değil. Ben, mezheb-i A'zamîyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.
Sâniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men'ettikleri için, -hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş- hem yirmi beş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha'nın yarısını okumadan, imam rükûa gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.”[2]
Bediüzzaman, cevabında Şafiî mezhebinden olmasını nazara vermektedir. Bulunduğu ortamda (Emirdağ’da) bu mezhebe göre Cuma’nın şartları gerçekleşmediğinden gitmediği zamanlar olmuştur. Gittiğinde de Hanefî mezhebine niyetlenerek Cuma’yı kılmıştır.
Bir de meseleyi daha net anlayabilmek için 1930 ve 1940’lı yıllarda Cuma namazının durumunu bilmekte fayda vardır. Kendisinin aşağıdaki mektubunu da bu zaviyeden değerlendirmek gerekir:
“Sakın hocaların Cuma ve cemaatlerine ilişmeyiniz. İştirak etmeseniz de iştirak edenleri tenkit etmeyiniz. Gerçi İmam Rabbanî demiş ki: "Bid'a olan yerlere girmeyiniz." Maksadı, sevabı olmaz demektir; yoksa namaz battal olur değil. Çünkü selef-i sâlihînden bir kısmı, Yezid ve Velid gibi şahısların arkasında namaz kılmışlar. Eğer mescide gidip gelmekte kebaire maruz kalırsa, halvethanesinde bulunması lâzımdır.”[3]
Öyle anlaşılıyor ki, o günlerin şartlarında beş vakit namazını düzgün kılanlardan bir kısmı da “camiler siyasete âlet ediliyor” diyerek Cuma ve cemaatten geri kalmışlardır.
Yezid ve Velid, zulümleriyle öne çıkan iki Emevi halifesidir. O günün uygulamasında Cumayı bizzat halife kıldırdığı cihetle bu ikisi de Cumada ümmetin önünde imam olmuşlar, minbere çıkıp hutbe okumuşlardır. O devirdeki kâmil, salih zatlardan niceleri “İyi ve kötü (müttakî ve günahkâr) her Müslümanın arkasında namaz kılınız. [4] hadisi mucibince fitneye sebebiyet vermemek için onların arkasında namaz kılmışlar ve toplumun selameti için sabretmişlerdir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.