Mustafa ÖZCAN
Risale-i Nur, tarikat mıdır?
Faslı ileri gelen Selefilerden Muhammed Takiyyüddin Hilali birçok ülkeyi dolaşmış ve bir süre Irak ile Hindistan'da da bulunmuş, vakit geçirmiştir. Bağdat'ta Hüseyin Atay’ı, Lucknow'da ise Ebu'Hasen en Nedevi'yi yetiştirmiştir. Daha doğrusu okutmuştur. Geride birçok eser de bırakmıştır. Risale-i Nur ile ilgili ondan tartışmalı bir değerlendirme sadır olmuştur. Tebliğ Cemaatine bir reddiye yazan Takiyyüddin Hilali bu tarzın ve yöntemin onlara Bediüzzaman tarafından telkin edildiği söylemiştir. Delilsiz ve mesnetsiz bir iddia! Ondan başka böyle bir değerlendirme yapan da çıkmamıştır. Elbette bu tespiti hilaf-i hakikattir. Bir dalgınlık ya da zühul eseri olmalıdır.
Bu değerlendirmenin doğrusu şu olmalıdır: Tebliğ Cemaati'nin kurucusu Muhammed İlyas, hocası Reşit Ahmed Gangohi'nin hayal ettiği gibi Kur'an'daki 'iyiliği emredip kötülükten menetmek' esasına dayanan bir hareket tarzı meydana getirmek istedi. Bunun için ilham, 1926 yılında Mekke'ye yaptığı ikinci hac esnasında geldi.
Bununla birlikte bu tarzın sünnete uygun olup olmadığı tartışılabilir.
Bediüzzaman'la ilgili bu tip garip başka iddialar da vardır. Bunlardan birisi de Tasavvufun Vartaları (Mezalik et tasavvuf) başlıklı bir eser kaleme alan Hamid Abdullah ed Deyravi'nin tezleridir. Selefi meşrep olan bu adam ilgili eserinde tasavvuf tarihiyle alakalı vartaya düştüğü gibi Risale-i Nur'u da tarikat olarak tanımlamıştır. Risale-i Nur mesleğini tarikatlarla karıştırmıştır. Tarikat tasavvufun bir icrasıdır veya icraatıdır. Bediüzzaman teorik olarak tasavvuftan bahsetmiş ve tasavvuf erbabını hayırla yad etmiştir. Bununla birlikte fiili olarak silsilesi olan bir tarikata intisabı yoktur veya icrasında bulunmamıştır. Hatta 'zaman tarikat zamanı değildir' demiştir. Elbette bu söz de zemini bilinmediğinden çokça çekiştirilmiştir. Bu sözün zemini tarikata değil zamana bakar.
Mezalik et Tasavvuf adlı eserde Ticaniye gibi tarikatlar zımninde Risale-i Nur da bir tarikat olarak anılmaktadır (S.106). Ticaniler Türkiye'de 1950'li yıllarda taşkın hareketleriyle anıldıklarından bazen cesurane hareket eden Risale-i Nur şakirtleri ile karıştırılmışlardır. Her iki hareket de aynı anda viral olmuştur. Halbuki sera ile süreyya gibi ya da yerle gök gibi birbirlerinden ayrıdırlar.
İbadetlerin zamanla bağlantısı noktasında aynı eserde bir misal aktarılmıştır. Abdulkadir el Cili'nin El İnsan el Kamil adlı eserinden bir alıntı yapılmıştır. Buna göre Sibirya taraflarında kalan eski Bulgar ülkesinde yatsı namazının vakti (Mezalik et tasavvuf, s: 73) girmediğinden bu namaz sakıt olmuştur. Elbette bu konularda farklı içtihatlar da söz konusudur. Zayıf, doğru ya da yanlış böyle bir görüş de bulunmaktadır. Kısaca Bediüzzaman, şeriat zemini kalmadığından tarikata elzem olan ortamın oluşmadığı kanaatindedir. Bu tarikata tariz değil zamanın hususiyetini gözetmektir. Nitekim sömürgecilik döneminde Kuzey Afrika'da kimi tarikat erbabı sömürgecilerin hizmetine girmiştir. Bununla birlikte Hamalı Muhammed el Hamid teberrük şeyhliğinin arkasının kesilmediğini ve el an da devam ettiğini söylemiştir.
Nakşibendiliğin esaslarına gönderme ile Bediüzzaman kendi mesleğini şöyle anlatır: "Der tarik-i aczmendî/Aczmend yolu ise’ diye devam eder. Burada kullanılan ifade terim veya ıstılahi manada tarikat olmayıp kullanılan dildeki yol anlamındadır.
Bediüzzaman tarikat ifadesini terminolojik anlamda değil lügavi anlamda kullanılmıştır. Kimileri ise bu ifadeleri ulu orta yansıtıyorlar.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.