Hareket et ki vâr olasın

“Kudret-i İlâhiye herşeyi hayy ve müteharrik kılmıştır ve sükûn-u mutlakla hiçbir şeyi mahkûm etmemiştir.”[i]

Kâinatta bir an bile kesintiye uğramayan dâimi bir yenilenme, tazelenme vardır. Yerinde sabit durur gibi görünen mahlukâtın bile zerreleri hareketlidir. Zerreler sadece bu âlemde hareket etmekle kalmazlar bir de her an adem ile vücut arasında gidip gelirler. An be an her bir zerre Kudret-i İlahiyye tarafından ademe (yokluğa) gönderilir ve tekrar vücut âlemine çıkarılır. Bu faaliyette, gidiş ve gelişte “an” ile tâbir ettiğimiz zaman dilimi idrak edemeyeceğimiz kadar kısadır. Bu yüzden her an yeniden yaratmayı göremeyiz, fark edemeyiz. Kainatın bir ânı diğer ânı ile aynı değildir. Bir gördüğümüzü bir daha göremeyiz. Her şey ama her şey an be an ademe gönderilip yeniden varlık âlemine çıkarılırken öyle bir intizam ve bu intizamın zaman içindeki sürekliliğini ifade eden öyle bir insicam vardır ki hakikatte dâim değişmesine rağmen zahirde aynı görünür.

Her şeyin baş döndürücü bir hızla hareket ettiği ve yenilendiği bu kâinatın içinde bulunan hem de kâinatın bir hülâsası, küçük bir numunesi olarak bulunan insan ise durur bazen… Atâlet, tekdüzelik, durağanlık bir ateş gibi sarar onu, yokluğun pençesine atar. Bu ademden yokluktan onu kurtaracak olan; kâinatın akışı içinde, kader ve istidat perspektifinde, cehd ve gayret teknesiyle kendi mecrasında bir rotayla yol almaktır.

Kâinat daimi bir hareket içindeyse, kainatın misal-i musaggarı olan insan nasıl durağan kalabilir, atalet ve sükûn içinde olabilir? İnsan, kâinattaki umumî cereyan ile senkronize bir hareketi yakalayamazsa ne olacağını Bediüzzaman böyle ifade eder: “İnsan, santral gibi, bütün hilkatın nizamlarına ve fıtratın kanunlarına ve kâinattaki nevâmis-i İlâhiyenin şualarına bir merkezdir. Binaenaleyh, insanın, o kanunlara intisap ve irtibat etmesi ve o namusların eteklerine yapışıp temessük etmesi lâzımdır ki, umumî cereyanı temin etsin. Ve tabakat-ı âlemde deveran eden dolapların hareketlerine muhalefetle o dolapların çarkları altında ezilmesin.”[ii]

İnsanın başarısı ve huzuru kâinatta cereyan eden fıtrat kanunlarına uygun hareket etmesine bağlıdır. Şahsî hayatında da içtimai hayatta da bu böyledir. Mezkur kanunlardan olan tecdid (yenilenme), dâimi faaliyet gibi fıtrî kanunlar insanı vücud dairesinde tutar, ademden uzaklaştırır. “Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler, ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsas edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise, vücuttur, vücudu ihsas eder. Vücut ise hâlis hayırdır, nurdur.”[iii] Demek boş adamın sıkıntısı yokluktaki karanlığı hissetmesindendir.

Hareket; hayat, vücud, nur ve hayrın kemâline hizmet ederken sükun; mevt, adem ve zarar hesabına çalışır. “…Sükûn ve sükûnet, atâlet, yeknesaklık, tevakkuf, bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül vücuttur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemâlâtını bulur,”[iv]

Kâinatta dâimi bir hareket ve faaliyet varken bizi durağanlık yanılsamasına iten kendimizi yenileyememek, tecdid tornasından geçmemek, ülfetin esiri olmaktır. Bizim için her şey öylesine bilindiktir ki bildiğimizi sandıklarımıza bir soru sormak aklımıza gelmez. Öyledir işte o. Ezber ettiğimiz bir tanımı vardır ve sanki onun ötesinde bir anlamı yoktur.

Kendimizde bir değişim-dönüşüm, akışkanlık, sıçrama olmayınca içinde bulunduğumuz durum gibi dünyayı da durağan zannederiz, kâinatı da. Cenab-ı Hakkın kâinattaki icraatına dair olan bu hâkikati unuturuz: “…pek çok gâyât-ı gâliye ve makâsıd-ı âliye için, kendi faaliyet-i kudretiyle kâinatı faaliyete getirir. Zerrâtı cevelâna, mevcudatı seyerâna, hayvânâtı seyelâna, seyyârâtı deverâna getirir…”[v]

Böyle bir kâinatın içinde muvaffakiyetin sırrı budur ki: “Kim tevfik isterse, kâinatta câri olan âdatullaha âşinalık etmek ve nevâmis-i fıtrata dostluk etmek gerektir. Yoksa fıtrat tevfiksizlikle bir cevab-ı red verecektir.”[vi]

Her şeyin kemâline doğru bir şeyr-ü sülûku vardır ve müekkel meleğinin nezaratinde o noktaya doğru ser-ü sefer eyler. Kemâlâta mefun olan insanın da bir kemâli vardır ama insan cüz’i ihtiyârî sahibi olduğundan bazen vücuda ayinedarlık edip Cenab-ı Hakk’dan gelen hayrı güzelce kabul etmek yerine ademe müncer işleri tercih eder.

İşârât’ül İ’caz tefsirinde kemal nokta tayininin Rabb isminin bir tecellisi olduğunu böyle okuyoruz: “Cenâb-ı Hak, herşey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Herşey, o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere, sanki mânevî bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve mânilerini def eden, şüphesiz, Cenâb-ı Hakkın terbiyesidir.” Fâtiha Suresinin ilk âyetinin tefsirinde “Rabb” isminin izahıda geçiyor bu ifadeler. Devam eden âyette ise menfaati celb ve mazarrâtı def terbiyenin iki esası olarak zikrediliyor.

İnsanın ve mahlûkâtın tekemmül etmesi ve istidatlarının kuvveden fiile çıkması, Cenab-ı Hakk’ın şuunatına bir mazhariyeti ifade ediyor: “…faaliyet-i kudreti içinde, mahlûkatının istidatları kuvveden fiile çıkmasından ve tekemmül etmesinden neş'et eden, o mahlûkatın memnuniyetlerinden ve kemâllerinden gelen, Zât-ı Rahmân ve Rahîme ait, tabiri caizse, hadsiz memnuniyet-i mukaddese ve hadsiz iftihar-ı mukaddes vardır ki, hadsiz bir surette, hadsiz bir faaliyeti iktiza ediyor.”[vii]

Madem ki hayat vücud nur ve lezzet faaliyetle bağlıdır öyleyse insan da faal olmalıdır. Risale-i Nur Külliyâyında zikredildiği gibi hayat; faaliyet ve harekettir faaliyet ise aynı lezzettir.

Faaliyetin lezzeti ile vücud dairesinde kalmak duasıyla…

[i] Muhakemât s.94 (erisale)

[ii] İşârât-ül İ’caz Bakara Suresi 21-22. Âyetlerin tefsiri

[iii] Lem’alar s.347

[iv] Mektubat s.75

[v] Mektûbât 24. Mektub 2.Makam

[vi] İlk dönem eserleri (şuaat) s.241

[vii] Mektûbat s.404

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum