Mustafa ORAL
İnsanı Bozan Şeyler
İman arınmadır
Hayat, arınmadır; ibadet, onun en ince ayarıdır. İnsan abdest ile azalarını, namaz ile ruhunu, oruçla bedenini, zekâtla malını, hac ile hem malını hem de canını arındırır.
Abdest almamak azalarını, namaz kılmamak ruhunu, oruç tutmamak bedenini, zekât vermemek malını, imkân varken hacca gitmemek hem malını hem de canını bozar. Aslında bütün bunlar insanın imanını ve insanlığını bozar. İmanı kaybeden insan, kaç para eder…
Namazın, orucun, zekâtın, haccın kazası vardır da imansız geçen anın kazası yoktur. Değil mi ki iman, insanı insan eder; belki kâinata sultan eder. İmandan çıkan, sultanlıktan köleliğe düşer. İmandan uzaklaşan insanlıktan da ırağa düşer.
Abdesti, namazı, orucu bozan şeylere dikkat ettiğimiz kadar imanımızı, yani insanlığımızı bozan şeylere de dikkat etseydik bugün bu hâlde olmazdık herhalde.
Nice abdest vardır, sadece azaları sular; yıkamaz, arındırmaz. Tam tersine nice insan vardır, abdesti kirletir.
Nice namaz vardır, insanı insan kılmaz. Tam tersine nice insan vardır, namaza kıyar.
Nice oruç vardır, açlıktan başka bir şeye yaramaz. Tam tersine, nice insan vardır, orucu aç bırakır.
Nice zekât vardır, malı çoğaltmaz. Tam tersine nice mal vardır, insanı azaltır.
O halde, insan gerçek manada, külli şekilde iman etmeli ki, abdesti arındırsın, namazı onu insan kılsın, orucu nefsini tutsun, zekâtı malını çoğaltsın.
İman taşınmadır
O halde içe taşınmalı, imanın tadına varmalı.
O halde herkes içine yani işine bakmalı.
İnsan göçmen bir kuş, hayat ise seyahattir. Seyahat etmek yani taşınmak, insanı yeniler, arındırır. Seyahatte sıhhat vardır, insan aynı yerde uzun süre durmamalıdır. Biz dünyalılar, şu seyyal, akıcı, çalkalanıp duran dünyada köyden kente, evden eve tanışıp duruyoruz, yine de ayarımızı bulamıyoruz. Taşınmanın anlamını idrak etmeyenler için dışa yolculuklar yorucudur. O halde içten içe yol almalı, hiçten hiçe taşınmalı…
Nice seyahat var ki insanı bir yere vardırmıyor. Nice seyyah var ki nefsinin ülkesinden bir adım dahi çıkamıyor. Oysa öyle insanlar da var ki beldeler dolaşarak kendilerini buluyor. Mesela, Evliya Çelebi, “Şefaat ya Resulullah.” diyecekken “Seyahat Ya Resulullah.” deyivermişti. Dilediği kabul edilmiş, şehir şehir seyahat etmiş, kendi âlemine hicret etmişti.
Ama bundan bir adım ötesi de vardı. Mesela, Mevlana bulunduğu şehrin tekkesini kendine menzil edinmiş, pergelin bir ayağını kalbine sabitlemiş, diğer ayağı ile manen âlemi gezmişti. Bundandır dünyayı gezenlerden daha çok dünyayı ve insanı tanırdı. İhtimal ki Mevlana’nın dünya hakkında bildiğinin binde birini dünyayı gezen Evliya Çelebi bilemezdi.
İnsan, bir taşınmadır. Evet, insan uzun bir yolculuktadır; ruhlar âleminden anne rahmine, oradan çocukluğa, gençliğe, ihtiyarlığa, kabre, berzaha uğrayarak ahiret âlemine varır.
İnsan için iki taşınma vardır: Biri içe, diğeri dışarı.
Birçok peygamber hicret ederek iç yolculuğa çıkmıştır. Kâinatın kendisi için yaratıldığı Hz. Muhammed Mustafa (asm) ise hem mekânda hem de zamanda yolculuğa çıkmıştır. Mekândaki seyahati Mekke’den Medine’ye hicretiydi. Zamanda seyahati ise miraçtı. Miraç ile dakikalar içinde ruhunun ufkuna, varlığın arşına yükselmişti.
Evet, her ibadet bir arınma olduğu kadar bir iç taşınmadır da. Gerçek zekâtla malımıza, oruçla bedenimize, namazla ruhumuza taşınırız; zamanda ve mekânda seyahat ederek arınız.
Şimdilerde “Toparlanın, içimize taşınıyoruz.” diyecek sese o kadar ihtiyaç var ki...
O sesi beklemeyelim. Herkesin içinde bir minare vardır. Kimisi kendi ezanını, kimisi de kendi salâsını okur. Ezan coşku, salâ hüzündür. Ezan doğum, salâ ölümdür. Çok geç olmadan, salâmız verilmeden uyanmalı, kendi ezanımızı kendimiz okumalı, azalarımızı iman tazelemeye çağırmalı, içten içe, hiçten hiçe arınmalıyız.
Say ki bir abdestlik zaman, bir namazlık vakit, bir nefeslik hayat kalmıştır.
Ölüm, yatarken yatağımızın altında, kalkarken başucumuzda değildir; her nefes alış verişte daime bizimledir. Nefes alsak, veremesek dünyadan geçiverdik. Nefes versek alamasak, dünyaya veda ediverdik. Son nefes verildiğinde imamın kayığına biniliyor, ahiret yolculuğu başlıyor.
Bazen bir damla zehir, dağ gibi bir adamı yıkar
Bazen de bir damla su, derya olur, kupkuru toprağı deniz gibi bir insana çevirir.
Bazen bir tohumdan koca bir ağaç çıkar.
Bazen de köküne düşen zakkum, ağacı yıkar.
Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma.
O halde, hayırlı arınmalar, hayırlı taşınmalar, hayırlı ramazanlar...
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.