Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Besmele’nin Sırları

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ وَبِه۪ نَسْتَع۪ينُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓي اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ

Bediüzzaman Sözler adlı şaheserinin başında Besmelenin tefsiriyle ilgili bir küçük bir Risale yazmıştır. Küçüklüğüne bakmayın; her cümlesi bir kitaba kaynak olacak kadar çok sırlar barındırıyor. Bu Risale “Birinci Söz” adıyla bilinir.

Klasik müfessirler besmeleyi tefsir ederken, besmelenin başında yer alan (ب) harfinden başlayarak kelimelerinin etimolojik yapısına, lügat ve ıstılah manalarına ve irabına varıncaya kadar tüm detaylara yer vermişler. “Rahman” isminin neden “Rahim” isminden önce yer aldığını, Rahman ve Rahim sıfatlarının neden tercih edildiklerini, besmelede “Allah” lafze-i Celalinin neden tahsis edildiğini, “Allah” kelimesinin hangi kökten geldiğini… Tüm bu başlıklarda detaylara inerek geniş açıklamalar yapmışlar.

Hatta bırakın Besmele hakkında, İstiaze [Eûzzu Billahi Mine’ş-Şetani’r-Recîm] hakkında bile çok uzun tafsilat vermişler. Fahrüddin Razi, Mefatihu’l-Gayb adlı Tefsirinin birinci cildini Fatiha suresine ayırmış, İstiâze ve Besmele hakkında 100 küsur sayfa yazmıştır. Denildiğine göre kendisi, Rey [Tahran’ın güneyinde yer alan kadim bir kent] kentinde vaizlik yaparken birileri ona, “Sen bir ayet hakkında çok fazla izahat veriyorsun. Bu gereksiz olmuyor mu?” demişler. Fahrüddin Razi bunların sözlerine karşı çıkarak, Kur’an’ın her bir ayetinin ciltler dolusu mana taşıdığını, yazmayı planladığı tefsirinde sadece Fatiha suresi için bile bir cilt yazmayı düşündüğünü söylemiş, öyle de olmuştur.

Bediüzzaman ise, klasik müfessirlerin bu tarz tefsirlerini önemsiz kabul etmiyor kuşkusuz, ama onun tefsir tarzı farklıdır. O adeta kâinatı konuşturarak mahlûkatın dilinden besmeleyi anlatmıştır. “Bismillah her hayrın başıdır, biz dahi başta ona başlarız” diyerek Besmelenin bütün hayırlı işlerin başı, hem İslam’ın nişanı, alameti, hem kâinatın dilindeki virdi olduğunu söylüyor. Aslında Besmelenin İslam’ın nişanı olduğunu söyleyerek konu hakkındaki bir hadise de işaret etmiş oluyor; şöyle ki:

Resûl-i Ekrem (sav) Taiflilere İslam’ı anlatmak için oraya gittiğinde müşriklerin barbarlığına maruz kalmış, ayağından yaralanmış ve yorgun düşerek bir bağın kenarındaki gölgelikte dinlenmişti. Bağın bekçiliğini, Addas isminde Hristiyan bir köle yapıyordu. Hz. Peygamber’in gölgede oturduğunu gören Addâs ona biraz üzüm ikram etmişti. Resul-i Ekrem "Bismillah" diyerek üzümleri yemeye başlayınca, Addas, "Allah´a andolsun ki, söylediğin bu kelimeyi bu belde halkı asla söylemez" dedi. Hz. Peygamber “Ey Addas! Sen hangi beldedensin, dinin nedir?” diye sordu. Addas, Hristiyan olduğunu ve Ninova halkından olduğu söyleyince Resûl-i Ekrem (sav), “Sen Salih adam olan Yunus b. Metta´nın şehrindensin, öyle mi?” diye sordu. Addas, “Evet, ama sen Yunus bin Metta´yı nereden tanıyorsun?” diye sordu. Resul-i Ekrem, “O benim kardeşimdir. O Allah’ın elçisiydi, ben de Allah’ın elçisiyim” dedi.

Hz. Peygamberin bu sözleri üzerine Addas ona sarıldı, başını ve ellerini öpmeye başladı. Bahçe sahipleri olan Utbe ile Şeybe, Hristiyan kölenin yaptıklarını görüyorlardı. Addas, efendilerinin yanına döndüğünde ona, "Yazıklar olsun sana ey Addas! Sana ne oldu da şu adamın başını ve ellerini öpüyordun?" dediler. Addas şu karşılığı verdi: "Efendim! Yeryüzünde bundan daha hayırlı bir adam yoktur. Bana, ancak bir peygamberin bilebileceği haberleri iletti" dedi. [İbn-i Hişam, II/63] Hiristiyan köle Addâs’ın, “Bu kelimeyi bu belde halkı asla söylemez” sözünden Besmelenin İslam’ın nişanı ve alameti olduğu ortaya çıkıyor.

Bediüzzaman der ki: “Bütün mevcûdât lisân-ı hâl ile “Bismillâhder.” Bu davasını şu şekilde izah eder: “Evet, her şey Cenâb-ı Hak namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyorlar, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.” Bediüzzaman, okuyucunun gözündeki ülfet ve alışkanlık perdesini kaldırabilmek ve okuyucuya yepyeni bir bakış açısını vermek için bu cümleleri kuruyor. Evet, hepimiz çekirdekleri ve tohumları görüyoruz. Fakat o çekirdek ve tohumların başlarında dağ gibi ağırlıklar taşıdıkları aklımıza gelmez. Gerçekten bir susam tanesi küçüklüğünde olan bir çam çekirdeğinin nasıl tonlarca ağırlıktaki bir ağaca dönüştüğünü gözlerimizle görüyoruz. Bediüzzaman ülfet perdesini biraz daha yırtmak için şöyle diyor:

Demek her bir ağaç “Bismillah” der. Hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan “Bismillah” der. Matbaha-i kudret’ten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif lezîz taamlar içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillah” derler, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olurlar. Bizlere Rezzak namına en latif, en nazif ab-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.”

Meyve ağacı ve bostanın tablacıya benzetilmesi, inek, deve, keçi ve koyun memelerinin birer süt çeşmesine benzetilmesi okuyucunun gözündeki ülfet perdesini biraz daha kaldırıyor. Bediüzzaman bununla da yetinmiyor. Ağaçların kök ve damarlarının sert kaya ve toprakta derinlere inmesini ve taze yaprakların güneşin aşırı sıcağına dayanıp yanmamasını nazara verip gözlerdeki ülfet perdesini biraz daha kaldırıyor ve şöyle diyor:

Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillah” derler. Sert olan taş ve toprağı deler geçerler. “Allah namına, Rahman namına!” derler, her şey onlara musahhar olur. Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması, tabîiyyûnun [her şeyi tabiat yapıyor diyenlerin] ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: “En güvendiğin salâbet [sertlik] ve harâret dahi emir tahtında hareket ediyorlar.”

Gerçekten Bediüzzaman’ın farkındalık oluşturan ve alışkanlık perdesini kaldıran çok ilginç bir tefsir yapıyor. Bu paragrafta köklerin ve damarların sert olan taşları bile geçebildiğini ve taze yaprakların şiddetli hararete karşı aylarca yeşil kaldığını dile getiriyor. Üstelik herkes bunu gözleriyle görüyor, ama farkında değil. Ağaçlar ve bitkiler bu halleriyle, “Her şeyi tabiat yapıyor, eşya kendi kendine oluyor” diyen ateistlerin ağzına şiddetli bir tokat vuruyor ve kör olası gözlerine parmağını sokup şu mesajı veriyor: “En güvendiğiniz sertlik ve hararet bile emir altında hareket ediyor.”

Bediüzzaman konunun, başka ayetlerle olan alakasına işaret ederek şöyle diyor: “O ipek gibi yumuşak damarlar birer asay-ı Mûsâ (as) gibi فَاضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine[1] imtisal ederek taşları parçalarlar. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer azay-ı İbrahim (as) gibi ateş saçan hararete karşı يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا ayetini[2] okuyorlar.”

Sonuç itibariyle “madem her şey manen “Bismillah” der. Allah namına Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillah” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.”

Demek nimetleri yerken “Bismillah” demeliyiz. Helal-harama dikkat ederek Allah adına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız. Çünkü Allah adına vermeyenler hem bizi minnet altında bırakırlar hem de bizi gafil avlayıp harama sokarlar. Bu uyarıları yaptıktan sonra şu muazzam hakikati dile getiriyor: “Elhâsıl: Hazîne-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı da بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır.” [Sözler, 1. Söz]

O Zat-ı Ahmediye’ye binlerce salat ve selam olsun. Rabbim şefaatine nail eylesin.

[1] Ey Musa, asan ile taşa vur. (Bakara, 2/60).

[2] Ey Atyeş, İbrahim’e serin ve selamet ol. (Enbiyâ, 21/69).

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.