Zeki KAMİLZÂDE

Zeki KAMİLZÂDE

Rahmi Koç'un fıkrasında Kürtler neden Türkçe konuşuyor?

"Hâtem-i Tâî'den sormuşlar: Sen kendinden daha civanmert, aziz kimi bulmuşsun? Demiş: İşte o sahrâda rastgeldiğim muktesit ihtiyarı benden daha aziz, daha yüksek, daha civanmert gördüm."

İktisat Risalesi'nden...

***

Muhterem kârîlerim, John Lukacs, Modern Çağın Sonu'nda, şöyle bir ilginç tesbitte bulunur: "Unutmamalıyız ki, Evrim Teorisi'nin ortaya konulacağı, 1860 yılı civarında 'öngörülebilir' haldeydi. Darwin çok da orijinal bir düşünür değildi. Daha çok 'devrinin adamı'ydı." Lukacs'ın bunu söylemesinin sebebi 'evrimciliğin sömürgecilikle olan yakın ilişkisi'dir. Ona göre emperyalizm 'ideolojik meşruiyetini sağlamak için' bilimsel(!) bir argümana ihtiyaç duyuyordu. 'Kedi yavrusunu yiyeceği zaman fareye benzetirmiş' derler. Tamam, oldu işte, ne yapsınlar? Batılılar da bizi maymuna benzettiler.

Çok özür dilerim. Şimdilerde maymun işinin tutmadığını anladılar. 'Ortak ata' adlı meçhule yapılan atıflar daha kurtarıcı duruyor. Neyse... Ancak mevzuun özünde şöyle birşey var Lukacs'a göre: Cümle Asya'nın, Amerika'nın, Afrika'nın kanını Kont Drakula gibi içmeye niyetlenmişseniz, öyle gittim-içtim olmaz, 'kan içmenin hakkınız olduğunu' da savunabilmeniz lazım. Ne kadar gavur olsanız vicdan diye birşey var. Ve Darwinizm, hassaten Sosyal Darwinizm'e dayanak oluşturması sayesinde, bu imkanı sömürgecilere sağlamıştır. Mevhum ırklar hiyerarşisinde sömürdüklerinizi maymundan hemen sonraya, kendiniziyse epeyce yukarılara yerleştirirseniz, derûnunuz o kadar da sızlamaz artık. Çünkü, Markar Eseyan'ın da İyi Şeyler'de söylediği gibi, bilimsel açıklamaların vicdanın sesini bastıran bir yanı vardır. Yani birazcık bilimsellikle herşey meşrulaştırılabilir.

Hikâye başlangıcından beri aynıdır yani. İblis, Âdem aleyhisselama secde etmemek için, işte, "Beni ateşten onu topraktan yarattın!" bilimselliğine(!) sığınmıştır. Eh, her cerbeze gibi, söylediği büsbütün yanlış değildi tabii. Lakin yasladığı iddia yanlıştı. İmam Gazalî rahimehullah, el-Kıstâsü'l-Müstakîm'de netlikle ortaya koyar bunu. Öyle ya! Ateşin topraktan üstün olduğunu kim söylemiştir? Peki yaratılışta kullanılan hammaddeyle üstünlük olacağını kim söylemiştir? Bütün bunlar İblis'in gururundan doğan dogmalarıdır. Evet. Beyan ettiği verinin yaptığı çıkarımın doğruluğuna delaleti yoktur. Muğalatasının düğümü tam buradan tutunca çözülür.

Irkçılık İblis'ten beri mevcut. Ancak Sosyal Darwinizm ona yeni bir boyut getirdi. Biraz mâkuliyet(!) kazandırdı kendince. Eskiden kulaktan dolma bir şekilde 'ırkınızın üstünlüğüne' inanabilirdiniz. Biraz mitolojiyle de soslardınız belki. Fakat artık bunu yapmak zorunda değilsiniz. Overlokçu ayağınıza kadar geldi. Biyoloji içinden size bir yol açıldı. Gelişmemiş ırklar, az gelişmiş ırklar, gelişmiş ırklar vs. birçok seçeneğiniz var. İşinizi bilin. Fırsat 'gelişmişlere' karışabilmekte. Oraya kendimizi atarsak herşey değişecek. Batılılar bile bize başka bir gözle bakacak. Hem de rahat olacağız. Beğenmediğimiz başka ırklara keskin tavırlar takınabileceğiz. Ne demek canım! Koskoca bilim dünyası bize bilimsel bilimsel akıl veriyor. O aklı/hakkı sonuna kadar kullanmak gerekir. Goyimlerin tepki göstermek ne hadlerine! Seçilmiş olanı ister yahudilerin t/sanrısı seçsin ister doğal seleksiyon. Seçilmiş seçilmiştir. Ötekiler yalnız kabullenebilirler. Direnirlerse de ikna için değişik usûller denenebilir.

Kemalist Türkçülüğün bu topraklarda ettikleri de yukarıda anlatılanlara benzer. Ancak şu var. Kemalist Türkçülükte Türkler 'en üstün ırk' değildir. En üstünler Batılılardır. Ama, dikkat buyurunuz, elbette diğer Asyalılar gibi/kadar aşağılık da değillerdir. O yüzden Kemalist Türkçülüğün etkisiyle bu topraklarda Araplar, Kürtler vs. hep küçük görülmüştür. 'Alt insan' veya 'maymundan hallice' gözüyle bakılmıştır onlara. Müslüman Türkleri tenzih ederim. Lakin dediğimin izleri Rahmi Koç'un fıkrasında dahi okunabilir. Konu ettiği kadının 'Kürtlüğünü' belirtmesinden bahsetmiyorum sadece. 'Kürt kadının Türkçe konuşmasından da' bahsediyorum.

Evet. Bence Rahmi Koç 'köylü kadının biri' diye başlayacağı fıkranın topyekün halktan alacağı tepkiyi içinde bir yerde sezdiği için 'Kürt kadın' formatına işi dökmüştür. Zira 'köylü kadının ahlaksızlığı' Türkiye'de herkesin kendisine katılacağı bir fikir olmayabilirdi. Ama ırklar hiyerarşisinde daha aşağıda tasavvur ettiği Kürtleri andığında tepki benzer gelmeyebilir ha? Gerçi, maşaallah, artık Kürtler de dillendiler. Tepki veriyorlar. Fakat elbette devr-i sâbıkın izleri tamamen geçmemiştir. Takrir-i Sükûn'un yaraları tazedir. Şark Islahat Planı daha dündür. İstiklal Mahkemelerinin ipi boyunlardadır. Bu imkanlar/hatıralar Rahmi Koç'a cesaret verirler. O da tamamı Türkçe konuşmalarla geçen bir fıkrayı 'Kürt kadın' üzerinden anlatmaya kendinde yetki bulur.

Buradan 'zülf-i yâre dokunan' birşeyin de altını çizerek ayrılmak istiyorum: Bazıları Bediüzzaman Hazretlerinin Kürtlüğünü neden 'ortadan kaldırmak' veya en azından 'anılmaz yapmak' istiyorlar? Çünkü onların kafalarında da Sosyal Darwinizm'in meş'um ırklar hiyerarşisi var. "Beni ateşten onu topraktan yarattın!" tavrı dipdiri duruyor. Ve belki güneş dilleri Kürt hocaya 'mürşidim' demeye varmıyor. Nasıl denilecek? Olur mu hiç? Kürtler mevhum ırklar hiyerarşisinde gayet aşağıdır. O halde Mü'minûn sûresinde, Mısırlılar'ın Musâ ve Harun aleyhimüsselema dediklerinde isabet vardır: "Kavimleri bize kul-köle iken bizim gibi iki insana mı inanacağız?"

Bitirirken, İhsan Fazlıoğlu Hoca'nın Soruların Peşinde'sinde geçen, şu satırlarına kulak vermenizi isteyeceğim:

"Katıldığım uluslararası toplantılarda bizzat gördüğüm bir durum olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim ki: Bu toplantılara Türkiye'den gelen entelektüellerin, eğer ben-idraklerinde bir sorun varsa, Batılı entelektüellerle ilişkileri bir köle-efendi ilişkisi gibi son derece ezik. Aynı entelektüeller, ki ben bunların bir kısmını tanıyorum, kendi ülkelerine döndüklerinde, ülkelerinin insanlarına tahakküm edici bir tavırları var. Yani kendilerinden yüksek bir kültüre mensup olduklarını varsaydıkları insanlara karşı eziliyorlar. Ondan pay almak rahatlatıyor. Onlarla aynı masada oturmak, onlar gibi yemek vb... O güçten kendilerince pay almalarını sağlıyor ve orada bir eziklik hissediyorlar. Fakat bu ezikliği, kendi ülkelerine gelip, kendilerinden daha aşağıda gördükleri insanlara tahakküm ederek gidermeye çalışıyorlar. Türkiye'deki sınıflar arasındaki ilişkilerde aynı durum gözlemlenebilir."

Rahmi Koç'un fıkrasına neden gülündü peki? Onun cevabını da yukarıdaki satırlarda bulmak mümkün gibi geliyor bana. Yavan ekmeğini ikiye bölmüş dolaşanlar için tüm reçel kavanozlarına selam çakmak caizdir. Hatem-i Tâî'yi imrendirecek kadar izzetli kalabilmek içinse odun çekmek lazımdır. Heyhat, ihtiyarımız çok, civanmertimiz az. Zamansa ahirzamandır. Gittikçe fenalaşacağa benzer. Yani Koçlar illa başka fıkralar da anlatır muhterem kârîlerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.