Kalbi Söylettirmek Ruhu İşlettirmek-II

İnsan teklifen mabûd-u hakikiye ubudiyet ile, tekvinen halife-i arz rütbesine münasip vazifeleri yerine getirmekle, yani ilahi rızayı celbe medar bir medeniyeti inşa etmekle mes’ul, mütenevvi hasseleri itibarıyla cami bir istidada sahip nâdide-i hilkattir.

Böyle cami bir istidadın kendinden beklenen külli vazifeleri ifa edebilmesi, tefekkürün bereketi ile kendini geçebilmesi, mukadder olan kemalatını gerçekleştirebilmesi için, marifet ve vahdaniyet sırlarını ihtiva eden “Lailahe İllallah” kudsi kelimesini kalbine söylettirmesi, ruhunu işlettirmesi, yani tevhid hakikatini tüm letaifine sirayet ettirmesi gerekmektedir.

Kâinata ve tüm mahlûkata her an müdahil tek bir Allah inancından bahseden Kur’an; varlığın şaşırmaz, hata yapmaz ezeli bir kader programı dairesinde vücuda getirildiğini, mahlûkata dair en küçük bir mes’ele’nin bile ihmal edilmediğini bildirmekte, tevhidi bir bakış açışını müminlere öğretmektedir.

Kur’an’da vahdet-i rabbaniye adına yapılan izahatlar, ehadiyet-i ilahiyeye ait atıflar, ilahi tasarrufun ihatasını bildirmekte, “Lailahe İllallah” hakikatinin tespitine, şirkin reddine hizmet etmektedir. Tevhid hakikatini zedeleyen, şirke sebebiyet veren fikri kabuller, diğer iman rükünlerinin sıhhatini de zedelemektedir.

Evet kalbe ve tüm letaife mal olmuş, şirkin tüm envaından arınmış sahih bir iman olmazsa nübüvvet, haşir ve kıyamet gibi esaslarda, ibadet ve adalet gibi hususlarda hatalı kabuller ve fiiller vücuda gelmektedir.

Bir tek Halık’ı ve Rezzak’ı kabul edemeyen kesimlerin, cüz ve cüz’iyattaki, küll ve külliyattaki ilahi müdahaleleri göremeyen zümrelerin zahiri unsurlara bir nev’i ilah muamelesi yaptıkları, başta kendi nefisleri olmak üzere bu ilahlara bir çeşit tapındıkları müşahede edilmektedir.

Kâinatı halkeden, rububiyeti ile mevcudatı idare eden tek bir Zat yoksa, hâşâ başka ilahlar var demektir. Bu ise Halık-ı külli şeyin mutlak sıfatlarını, muhit ve şümullü vasıflarını sınırlandırmak manasına gelmektedir.

Bu yüzden Nebilerin (a.s), en büyük davaları “Lailahe İllallah” hakikatinde temerküz etmektedir. Evet, tevhid hakikatinin ehemmiyetini öğrenmeden, onu kalbe yerleştirmeden diğer iman esaslarını hakkıyla sahiplenmek mümkün görünmemektedir.

“Lailahe İllallah” kudsi kelimesini dil ile söylemek başka, kalbe söylettirmek başkadır. “Lailahe İllallah’ı” kalbe söylettirmek; onu sanem misal mahbuplardan temizlemek; ruhu işlettirmek ise, imanı hayatın en nurani nüvesi ve muharrik kuvvesi hâline getirmek demektir.

“Lailahe İllallah” kudsi kelimesi ile kalbi söylettirmek ruhu işlettirmek; tevhid hakikatinin lisana mahsus kuru bir iddia olmaktan çıkmasını, kalbin tevhid hakikati ile hayatlanmasını, insanın şirkten kurtulmasını, batn-ı kalbin Rahman’a has kılınmasını ifade etmektedir.

“Lailahe İllallah” kudsi kelimesi ile kalbi söylettirmek ruhu işlettirmek; insanın manen uyanmasını, imanın hayata hayat olmasını, kulun sadece Rahman’a dayanmasını, yani tevekkül hakikatini anlamasını, tarifsiz bir huzur ile tanışmasını bildirmektedir.

“Lailahe İllallah” kudsi kelimesi ile kalbi söylettirmek ruhu işlettirmek; bütün havas ve letaifin tevhid hakikati ile hayatlanmasına, kulun doğrudan doğruya Allah’a bağlanmasına, insanın yüksek bir itibar ve şeref kazanmasına sebebiyet vermektedir.

“Lailahe İllallah” kudsi kelimesi ile kalbi söylettirmek ruhu işlettirmek; sebeplere takılmaktan, kesret-i nimetten şımarmaktan, celali tecellilerin tazyiki karşısında yıkılmaktan kurtulmayı intaç etmektedir.

“Lâilahe İllallah” kudsi kelimesini kalbe söylettirmek, ruha işlettirmek; nefsin ilzamına, kalbin itminanına, ruhun inbisatına hizmet etmektedir. Tevhid hakikatinin kalbe yerleşmesi ve nefsin sanem misal mahbuplardan alakasının kesilmesi ile “ahsen-i takvim” sırrı gerçekleşmektedir.

Elhasıl; cismaniyeti bırakmak, hayvaniyetten uzaklaşmak, kalp ve ruhun derece-i hayatına ulaşmak, dar bir zaman dilimine mahkûm yaşamaktan kurtulmak için, marifetullah ve vahdaniyet sırlarını ifade eden “Lâlahe İllallah” kelime-i kudsiyesi ile kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmek gerekmektedir.

Bir mümin tevhid hakikatinin önemini anlayamamış, imanını şirkten arındıramamışsa, ahiri hayata dair ciddi bir gayreti yoksa yani mükellefiyetlerini yerine getirmiyor, maneviyat adına gayri ciddi hareket ediyorsa, ölüm gerçeği karşısında psikolojisinin bozulması, manen yıkılması muhakkak bir netice olarak görülmektedir...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum