Raif ÖZTÜRK

Raif ÖZTÜRK

Kutlu Doğum ve ileri görüşlülük

A+A-

1980 yılında da teknik bir araştırma nedeniyle, İngiltere’ye gidecektim.
Okul İngilizcemden başka, Kadıköy’de 18 ay özel dersler alarak lisanımı da geliştirdim.
Her türlü tedbir fazlasıyla alındığı halde, ilk defa gideceğim o yabancı memlekette ‘mağdur olma ihtimali’de düşünülerek, tecrübeli dostlarımın ısrarlarıyla, İngiltere’de yaşayan güvenilir bir dost araştırdım.
Bir yakınım; yıllardan beri orada görev yapan bir Doç. Dr. arkadaşının telefonunu verdi. Benim titizlikle yaptığım ön hazırlıkların, yetersiz olduğu durumlarda o Doç. Dr.’u (F.K.) aradım. Birçok yerde referans veya kefil olarak, “onun kılavuzluğundan” yararlandım. Böylece, o gurbetteki sorunlarımı kolaylıkla aştım...
•2009 Şubat ayında da, beş günlük bir seyahat için Mısır’a gitmiştim.
Dinimiz aynı, kültürümüz benzer, tarih kitaplarından, belgesellerden veya internetten tanıdığımız bir ülke olduğu halde, orada kılavuz tutmak zorunda kaldık. Kılavuzumuzun bile yetersiz kaldığı yerler ve zamanlar oldu. “Keşke, daha önce buranın lisanını ve şartlarını daha iyi öğrenseydik” diye pişmanlıklarımız bile oldu…
*******
•Şimdi bunları niçin anlatıyorum?...
Düşünüyorum da, birkaç gün veya en fazla bir ay kalacağımız bir memleket şartlarındaki, sadece birkaç farklılık için, aylarca tedbirler almak, orada kılavuzluk yapacak güvenilir bir şahıs ayarlamak, en mantıklı bir davranış biçimi imiş meğer. Hattâ bir yıldan fazla kalınacak yere gidilmeden önce, çok daha fazla hazırlık ve yatırım yapılmalı, değil mi?...

•Bu durum bana, çok-çok daha önemli, çok-çok farklı, çok-çok daha uzun bir süre için (hattâ hiç bitmeyecek, ebedî bir hayât için) ve kesinlikle gideceğimiz bir memleketi hatırlatıyor.  Âhiret memleketini!...
O uzun yolculuğun meşakkatlerini ve ebedi hayatın dehşetini düşündükçe, çoğu zaman irkiliyorum...
Hiç görmediğimiz, dünya âlemine benzemeyen, hiçbir kimse için tekrar geri dönüşü olmayan, tamamen yabancısı olduğumuz, bambaşka bir hesap âlemi!...
Oraya gidiş yolu ise uçak ile birkaç saat değil, sadece kabir âlemi bile Kıyamete kadar sürecek.
•Berzah âleminin (Kabir ile mahkeme-i Kübra arası) ise 50 000 ( 80-90 değil, elli bin) yıl olduğu haber veriliyor…
Ancak; bizi bizden daha çok sevenin ve düşünenin, aşağıdaki müjdelerini hatırladıkça, inanın ki ufkum açılıyor ve çok ferahlıyorum.

•Her iki memleketin (Dünya ve Âhiretin) Sultanı olan O yüce Allah c.c. bizlere (merhâmeti gereği), aramızdan en seçkin bir kuluna s.a.v., o gizemli memleketini (“MİRÂC” olayı ile) gezdirerek, iyice tanıtmış...
Tökezlemeyelim, yanlış yapmayalım, sonra çok zorda kalmayalım diye de, “..diğer kullarıma da söyle!...” buyurarak, o kuluna s.a.v. “KILAVUZLUK” görevi vermiş...

Bu seçkin kılavuz Zât s.a.v.’de, “ÜMMETİM” diye üzerimize titreyerek, her türlü ezâ ve cefâlara katlanarak, çevresindeki bir avuç fedâkârlar (Sahabe Radıyellâhü-anhümlar)’la birlikte, ömrünün tamamını bizlerin kurtuluşu için fedâ etmiş...
•Orada (Mirâc’da) gösterilen gerçekleri ve Kur’an-ı Kerîmde bildirilen prensipleri, tek bir harfini dahi değiştirmeden, bizlere kadar ulaştırmış...
•Ayrıca; bu Yüce Peygambere, o çetin ve inanılmaz zorlu Kıyamet gününde, biz ümmeti için “Şefâat (yâni kılavuzluk ve elimizden tutma) yetkisi” verilmiştir...
Hz. Muhammed S.A.V. bu konuda şöyle buyuruyor:
-“Her Peygamberin Allah indinde kabul edilmiş özel bir duâsı vardır, ben bu duâmı kıyâmet gününde, ümmetime şefâat için tahsis ve tehir ettim...” (Buhârî.)

Acaba, bu güzel tablo karşısında bizim ne yapmamız lâzım?...
•Yada; bizler neler yapıyoruz?!
•Adının anılması bile SEVAP kazanmamıza vesile olan O zâtı (s.a.v.) , ne kadar tanıyoruz ve seviyoruz? O’na, s.a.v. ne kadar salât ve selâm yolluyoruz?…
•Kendimizi ona tanıtmak ve sevdirmek için, kısacası “ümmeti” olabilmek için, günde kaç saat gayret sarf ediyoruz?...
•Mahşer’de, en darda kaldığımız bir zamanda, hangi yüzle; “..Yâ Rasûlellâh, ben Raif Öztürk’üm, beni tanımadınız mı? Farkına varmadan bir sürü günah ile gelmişim... Beni de kurtarır mısın?...” ..nasıl diyebileceğiz?...
İşte; en mühim mesele budur ve en önemli kılavuz da Hz. Muhammed’dir!... (s.a.v.)
En katmerli GAFLET ise, onu (S.A.V.) gerektiği gibi tanıyamamaktır…
*******
•Bir sürü başka (yada sanal) problemler, şeytanın güdümünde hareket edenlerin menfî propagandaları, hattâ engellemeleri olsa da! Bu konu gündemimizden hiç çıkmamalıdır, çıkarılmamalıdır...
Bu konuda, birbirimize yapacağımız yardımlaşmalar, uyarılar ve bilgilendirmeler kesinlikle boşa gitmeyecektir. Mutlaka mükâfatlandırılacaktır.
Hem dünyada, hem kabirde, hem berzahta, hem kıyâmet dehşetinde ve Âhiret denilen (ebedî) hayâtta, Huzûr ve mutluluğumuza sebep olacaktır...
Buna, bütün kalbimizle inanıyoruz...
•Kısa menzilli yolculuklar ve seyahatler için, (başta anlattığımız gibi fedakârlıklar yapılıyor,) kılavuzlar bulunuyor ise, böylesine uzun hattâ sınırsız bir yolculuk ve ebedî bir hayat için gönderilmiş olan rehberimizi (s.a.v.) ihmal etmek ve onu gerektiği gibi tanımamak, ne ile izah edilebilir?...
•Bunları düşünemeyenler, hiç “İLERİ GÖRÜŞLÜ” olabilir mi?...
*******
İşte, her 20 Nisan tarihi, tüm insanlık âleminin muhtaç olduğu bu kılavuzun mîlâdî doğum yıldönümüdür.
Bu hafta da KUTLU DOĞUM HAFTASIDIR. 
Tüm insanlık âlemine hayırlı olsun...

NOT: ‘Kutlu doğum haftası’ nedeniyle, Güneydoğu III. Yazısını bir sonraki haftaya erteledik. Arz ederim. A.R.Ö.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.