Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

Bitlis Hâdisesi'nin Üç Şeyhi!

Gayda Tekyesi'ne akşam namazının bir saat kadar öncesinde vardı. Dergâh her zamanki gibi kalabalık olmakla birlikte hissedilir bir sessizliğin hükmedişine bir mânâ veremedi.

Karşılaştığı bakışlardan hüzün akıyordu, yüzler solgun gibiydi. Kendisini tanıyıp karşılamak için yaklaşan sofinin bir şey söylemesine fırsat vermeden,

"Menfî bir şey mi var sofi?" diye sordu.

Kırklı yaşlarda, cılız gövdesi hafif sola meyleden sofî zorakî gülümseyerek,

"Hazret-i Şeyh çok hasta!" diye fısıldadı.

Seyyid Nur Muhammed'in hasta olduğu Hizan'da kulağına çalınmıştı fakat Gaydalılara yas tutturacak kadar ileri seviyede olduğunu düşünmemişti. Bahseden de zaten sıradan bir rahatsızlık gibi söylemişti. Henüz yaşlı olmadığını düşündü ancak hastalık ve ecel yaşa bakmıyordu. Anlaşılan kendisine "Şeyh Talebesi" unvanını kazandıran hocası da yolun sonuna gelmiş, bu fanî dünya defterini kapatmak üzereydi. O zanla,

"Vaziyeti ciddi mi?" dedi.

Sofi eline sarılırken,

"Çok, Seyda!" diye kısa bir cevab verdi.

Bediüzzaman'ın vermek istemediği heybeyi adeta zorla aldı. Sonra,

"Buyur Seyda." diyerek dergâha yöneldi.

On üç yıl kadar önce ders aldığı medrese olduğu gibi duruyordu. Buradan ayrılıp gitmesine sebeb olan kavganın yaşandığı meydana bakışları kaydı. Seyyid Nur Muhammed'in oğlu ile aynı ismi taşıyan Molla Şahabeddin'in yüzü, kan damlayan başı gözlerinin önünden geçti. Talihsiz bir gündü, tahsilden de, çok sevdiği Gayda'dan da kopmasına sebeb olmuştu.

Üst kata çıkan ahşap merdivenin başında kendisini Seyyid Nur Muhammed'in oğlu Seyyid Şahabeddin karşıladı. Yüzü sevinç içinde olmasına rağmen, bakışlarında belli belirsiz bir merak vardı. Çehresi babasından izler taşıyordu. Geniş alnı, siyaha çalan gözleri, çok hafif bir kemerin şekillendirdiği burnu ile henüz yirmisinde bir delikanlıydı. Bediüzzaman'ı küçük yaşlardan beri tanıyordu ve çehresini hiç unutmamıştı. Zaten Molla Said'den sadece dört-beş yaş kadar küçüktü.

"Seyda'm hoş gelmiş, babamın talebesi safayla gelmiş!" diyerek Bediüzzaman'la musafaha edip kucaklaştı.

Seyyid Şahabbeddin, küçük bir çocukken kendisine musallat olan dört arkadaşına karşı babası Seyyid Nur Muhammed'in, "Sana kimse dokunamaz, sen benim talebemsin!" deyişini "Babamın Talebesi" ifadesiyle hatırlatıyordu.

Bu hatırlatma ile Molla Said yıllar öncesinde, bir bahar gününde, Pirmis Yaylasında, Seyyid Nur Muhammed'in medresesinde yaşadıklarını hatırladı. Bir hüzün külçesi içine oturdu. Şeyhi hasta idi, belki de bu son görüşmesi olacaktı. Üzüntünün kemiklerini kırdığı bir ses tonuyla.

"Hoş buldum Şahabeddin!" diyebildi.

Birlikte Seyyid Nur Muhammed'in odasına girdiler. Bediüzzaman'ın keskin bakışları doğrudan şeyhinin hastalığın kemirdiği çökmüş çehresini buldu. Sırtını yasladığı yastığın desteğiyle yarı uzanır vaziyette idi. Hemen yanı başında Şeyh Selim oturuyordu. Ayak ucunda oturan Gazi Şeyh Celaleddin'in oğlu Seyyid Ali hasta amcasının ayak bileklerini ovmakla meşguldü.

Seyyid Nur Muhammed, Bediüzzaman'ı tanıdığı anda doğrulmak, ayağa kalkmak istedi ama takat getiremedi. Yarı uzanır vaziyetten oturma vaziyetine geçti, yüzünde yorgun bir tebessümün aydınlığı dolaştı.

"Sen nereden çıktı evlad?" dedi şaşkınlıkla. "Ne zamandır hasretimdin, bu nasıl bahtiyarlık!"

Bediüzzaman, ayağa kalkma gayretine mâni olmak için çevik bir hareketle kendisine yer veren Şeyh Selim'in yerini alarak şeyhinin elini öptü, Seyyid Nur Muhammed alnından öperek mukabele etti. İkisi de ağlamamaya çalışıyordu ama gözleri buğulanmış, burunları ıslanmıştı. Belli ki, bu vedâ vaktini saâdet zamanlarının hatıraları büsbütün hançerliyor, ızdırablarını derinleştiriyordu.

Şeyhle uzun süren musafaha vaktini Şeyh Selim'in odada hissedilen rüçhaniyeti ile,

"Hoş geldin Seyda!" deyişi bitirdi.

Seyyid Sıbğetullah Hazretlerinin bu gözde halifesi, dergâhın ana sütunu gibiydi. Gavs'ın talebesi ve yaşlı oluşu ile çoğu zaman Seyyid Nur Muhammed'in bile önüne geçiyordu. Seyyid Şahabeddin'in üzerindeki emeği ise su götürmez hakikatti; hoca ve talebeden çok, baba ve evlat gibiydiler. Benzer bir şey, Seyyid Ali için de vâkiydi.

Şeyh Selim'e dönerek,

"Hoş buldum şeyhim!" diye karşılık verdi.

Sonra Seyyid Ali'nin bir baş işaretiyle hoş amedisine karşılık verdi. Gerekmedikçe büyüklerin huzurunda sükûtun kelâmdan evla addedildiği yerdi Gayda dergâhı. Hele de hasta Seyyid Nur Muhammed'in huzurunda, Şeyh Selim de varken edeb fısıldaşmaktı, edeb işaretti, edeb sessiz kalmaktı. Buna rağmen Bediüzzaman onun da hâl ve hatırını sordu fakat o Kürdistan'ın Seyda'sıydı, yaşı yoktu.

(Kutub Yıldızı II'den bir bölüm)

***

Not:

Bu metinde ismi geçen Şeyh Selim, Seyyid Şahabeddin ve Seyyid Ali 1914 baharında yaptıkları küçük çaplı kıyamın bedelini hayatları ile öderler. Tarihe Bitlis Hâdisesi olarak geçen bu mevzii kıyamın sebebi, İttihad ve Terakki'nin bir kısım icraatları ile bazı mensublarının dine mugayir tavırlarının meydana getirdiği aksülameldir.

Bitlis'i muhasara eder ama şehri ele geçirmeye muvaffak olamazlar. Yakalanıp Divan-ı Harbde muaheze edilirler. Haklarında verilen idam hükmü Jandarma Kışlasının da bulunduğu Gök Meydan'da infaz edilir.

Sözlü rivayetler, cesedlerinin kırk gün kadar darağaçlarında teşhir edildiğini söyler ama bu hem akla mugayirdir, hem de hiçbir kaynakta teyidine rastlamadım. Muhtemeldir ki, cesedlerin taaffün etmesi ile sınırlı kalacak bir teşhir yapılmış olsun. O durumda kırk gün değil, birkaç gün olabilir.

Üstad, bu hâdiseye bir münasebetle şu şekilde temas eder:

"Eski Harb‑i Umumî’den biraz evvel, ben Van’da iken, bazı müttakî zâtlar yanıma geldiler. Dediler ki: “Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor, gel bize iştirâk et. Biz bu münâfık reislere isyan edeceğiz.

"Ben de dedim: “O fenâlıklar ve o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsûstur. Ordu onun ile mesûl olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki, yüz bin evliyâ var. Ben bu orduya karşı kılınç çekmem. Ve size iştirâk etmem.”

"O zâtlar benden ayrıldılar, kılınç çektiler, neticesiz Bitlis hâdisesi vücûda geldi..." (Şualar)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.