Erdem AKÇA
Oidipus Kompleksi ve Freud-3
Freud’un Yanılgı Sebepleri ve Cinsel Algı
Freud’u yanıltan kısım, duyguların tekelci yapısıdır. Duygular, fıtraten sınırsızdır. Bu yüzden, istilacıdırlar. Yöneldikleri nesne ve kişiyi, tekeline alırlar. Sevgi duygusu, insanın en baskın duygulardan biridir. Sevgi, ihtiyaç hissinin büyümüş ve güçlenmiş halidir. Sevme duygusu, içerdiği alâka ile tıpkı bir zigot gibi, annesi ve tabiattan beslenir. Bu beslenme kaynağının tükenme endişesi yüzünden onu kimse ile paylaşmak istemez. Bu açıdan sevgi ve en ileri hali olan aşk, paylaşmayı sevmez. Bu güçlü yönden dolayı, bir çocuğun çok sevdiği annesinden devamlı onun üzerine yağan rahmet, sevgi ve ilgiyi kardeşi ile veya babası ile paylaşmak istemesi ilk anda mümkün değildir. Bu açıdan kardeşler arasında kıskançlık duygusu ister istemez uyanır.
Fakat adaletle sergilenen eşit muamele, diğer çocuğun da bu sevgiye hakkı olduğunu bildirme, kardeşine göre abla ve ağabey gibi üst bir konumda olduğunu ifade edip kardeşine şefkat ve merhamet etmesi gerektiğine dair telkinler çocuklardaki duyguyu dengeleyecektir. Aksi takdirde hased, düşmanlık ve zarar vermeye varacak şekilde duygular kendilerini gösterirler. Bazı ailelerde anne-baba çocukları bölüşüp duygularını birine yoğunlaştırırlar. Bu da, doğru bir çözüm değildir. Çünkü her çocukta doğuştan gelen bir güven ve tatmin ihtiyacı vardır. Bölüşüm durumunda çocuklarda bir duygu fazla gelişirken diğeri körelir. Bu durumda çocuğun psikolojisi, tek kanatlı kuşa dönüşür. İdeal hal, itidal üzere çocuklara ayrım yapmadan muamelede bulunmaktır.
Birçok psikolog ve psikiyatristin vurguladığı üzere, erkek çocuk göreceli de olsa güçlü yapısıyla korkudan uzaktır fakat hırslı yapısıyla çok sayıda ihtiyaç ve yoksunluk hisseder. Kız çocuk ise, becerikli yapısına rağmen son derece zayıf ve âcizdir. Bu açıdan, kız çocuk, ailede gördüğü en güçlü kişi olan babasının şefkatli kollarına sığınır; onun verdiği güven duygusu ile ruhen sükûnete erer. Erkek evlad ise, annesini sonsuz nimet kaynağı ve üretken bir Cennet gibi algılar, ona sığınır; annesinin merhametli ellerine umut bağlayarak kalbi mutmain olur.
İşte bu noktada 5 yaşındaki Hans’ın annesine yönelişi, tamamıyla hayatını devam ettirme, beslenme, güven ve merhamet arayışıdır. Cinsellikle ilgisi mümkün değildir. Zaten Freud’un kendisi de çocukların anne-babasının cisimlerine dair ve cinsellik konusunda doyurucu bilgileri aldıktan sonra birden bire dünyalarından cinsellik konusunun silindiğini şaşkınlık içinde ifade eder.
Oysaki cinsellik fiziksel bir ihtiyaçtır. İnsandaki her ihtiyaç, periyodlar dâhilinde yenilenir. Her yetişkin erkek her an havaya, her gün gıdaya, her ay kadına ve her yıl en azından bir defa şifaya ihtiyaç hisseder.[1] Bu ihtiyaçlar giderilmezse, hayat mekanizması tehlike alarmı verir. Bu açıdan eğer 5 yaşındaki Hans, fizyolojik olarak bir ihtiyaç olan ve insan neslinin devamını sağlamak için insana verilen cinsel bir ihtiyaç sahibi olsaydı, bu ihtiyaç her ay kendini ister istemez gösterecekti. Eğer uyanıkken fiili bir hal ile tatmin edilmese idi, rüyalarda sanal bir mekanizma ile tatmin olacaktı. Yetişkinlerde olduğu gibi…
Ayrıca üreme hücreleri canlı olduklarından, vücuddan dışarı çıkmak isteklerini bir dua olarak beyine iletirler. Cinsel ihtiyaç şiddetlendiğinde, insan zihninde cinsel içerikli tasvirler belirmeye başlar. Rüyalanma denilen hadise bu tasvirin, uyku modudur. Bunlara rağmen cinsellik tatmin olmazsa, cinsel arzu içe dönük yapılarda şiddetli üzüntüye; dışa dönük yapılarda öfke, saldırganlık ve tecavüz eğilimine sebep olur. 5 yaşındaki Hans’ın tedavi sürecinde bu tarz herhangi bir çöküş veya saldırganlık görülmemesi gösterir ki, Hans’ın annesine yönelişi tamamen anne-evlad ilişkisi, merhamet-ihtiyaç bağlantısıdır.
Evet görüntüde aynı olan fiil, 2 farklı kişide 2 ayrı manayı ifade eder. Sarmaşık bitkisi, ağaca sarılır; ayakta kalmak ve büyümek için… Yılanlar bir birine sarılır, üremek ve çoğalmak için… Çocuğun annesine sarılması ile babasının, aynı kadına sarılması gibi…
Bütün tıb dünyasının da kabul ettiği ve her insanın bizzat tecrübe ettiği üzere büluğ yaşına kadar insanlarda cinsel ihtiyaç söz konusu değildir. Cinsellik mekanizması devreye girdiği andan itibaren kendisini meşru veya gayr-ı meşru şekilde, insan iradesine rağmen ifade eder. Büluğ çağıyla birlikte çocuğun yönelişi tamamıyla karşı cinse odaklanır.
Bu noktada şunu dikkatle belirtmek gerekir ki: İnsanın akrabaları, karşı cinsten dahi olsalar, simalarıyla kişideki şefkat, hürmet, sevgi ve merhamet duygularının merkezlerini harekete geçirirler. Fakat bacaklar gibi, cinsellik çağrışımı yapan organlarda akraba kadınlar, diğer kadınlarla bir erkek için eşit konumdadırlar. Bu açıdan kişinin kız kardeşi, annesi, halası, teyzesi dahi olsa vücudlarının cinsellik çağrışımı yapan bölgelerinin örtülmesi zorunludur. Aile içi mahremiyeti ifade eden bu durum toplumsal bir koruyucu hekimliktir. Ki Kur’an bu uygulamayı detaylıca belirtmiş, kişinin soyunduğu herhangi bir durumda cinsellik yönü uyanmış kişilere –oğlu, kızı da olsa- soyunan kişinin yanında durmayı yasaklamıştır.[2]
Hz. Peygamber (ASM) cinsel yönün çocuklarda uyanmaya başladığı 7-10 yaş arası dönemde yataklarının ayrılmasını emretmiştir.[3] Hatta Hz. Peygamber (ASM) “Yetişkin bir erkeğin diğer bir erkekle, aralarında hiçbir şey bulunmadığı halde tek örtü içinde yatmalarını bir kadının diğer bir kadınla, aralarında hiçbir şey bulunmadığı halde tek bir örtü içinde yatmalarını yasaklamıştır.”[4] Bu yasaklamaların ne kadar yerinde olduğu ve çok yönlü koruyucu bir hekimlik bulunduğu yaşanan çok sayıdaki vakaların acı sonuçlarında gözlemlenmektedir.
Sonuç olarak dersek, Oidipus kompleksi şeklinde Freud’un anlatmak istediği mesele, çocuklardaki cinsel bilgi merakından ve kişilik oluşumundan ibarettir. Cinsel arzu, dürtü ve hazlarla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.
[1] Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlıca Sözler, Lemeat.
[2] Nur Suresi, 58. Âyet.
[3] Farklı hadislerde 7 yaş ve 10 yaş vurgusu var. Bu durum ayırma yaşının insan fıtratlarının yapısına göre değişebildiğini gösterir. Kızlar için, 7 yaş; erkekler için 10 yaş diye ayırabiliriz. Çünkü kız çocukları, erkeklerden daha önce büluğa giriyor.
[4] Ebu Davud, Libas, 10(4/48); Nesai, Zinet. 20(8/123): Müsned. 4/134
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.