Esmâ-i Hüsnâ'nın Risale-i Nur Perspektifinden Şerhi

  • Risale-i Nur perspektifinde bir ismin şerhi; kâinat aynalarında tezahür eden âsâr → ef'âl → esmâ → sıfât → şuûnât → Zât silsilesini takip eder.
  • 1. ALLAH (الله)
  • Bütün sıfât-ı kudsiyeyi ve esmâ-i hüsnâyı şahsında cemeden, daire-i ulûhiyetin mutlak unvanı olan İsm-i Zât'tır. Diğer bütün esmâ, bu Zât-ı Akdes'in kâinat sarayındaki farklı unvanları, cilveleri ve tasarrufat-ı Rabbâniyesidir.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.
  • 2. ER-RAHMÂN (الرحمن)
  • Kâinatın heyet-i mecmuasında tecellî eden rubûbiyet-i mutlakanın unvanıdır. Dünya hanında mümin-kâfir ayrımı yapmaksızın bütün zîhayatı kuşatan mutlak rızık, inayet ve umumî şefkat tecellî-i Rahmâniyesinin menbaıdır.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Nükte; Lem'alar, On Dördüncü Lem'a.
  • 3. ER-RAHÎM (الرحيم)
  • Genelde daire-i âhirete, hususta ise sırr-ı ehadiyet ile fertlerin hususî dünyalarına bakan ihsan ve iltifat-ı Rabbânînin unvanıdır. Rahmâniyet küllî rızıkla rubûbiyeti ilan ederken, Rahîmiyet her bir ferdin aczine ve feryadına hususî imdatla cevap verir.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Nükte.
  • 4. EL-MELİK (الملك)
  • Mülk ve melekût âlemlerinin mutlak, zevalsiz ve hakikî mâliki olan Sultan-ı Ezel ve Ebed'dir. Kâinattaki tasarruf-u mutlak O'nundur; mahlûkatın mülkiyeti ise yalnızca izafî, fânî ve birer emanet-i İlâhîdir.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup (Lehü'l-Mülk şerhi).
  • 5. EL-KUDDÛS (القدوس)
  • İsm-i Âzam'ın altı nurundan biridir. Kâinat fabrikasını, küre-i arzı, nebatatı ve hayvanatı maddî ve manevî bütün kirlerden, noksanlıklardan hikmetle temizleyen mutlak takdis, tenzih ve nezafet-i kudsîye tecellîsinin unvanıdır.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Birinci Nükte.
  • 6. ES-SELÂM (السلام)
  • Zât ve sıfatlarında fânilikten, zevalden, noksaniyetten ve kusurdan münezzeh olan; mahlûkatını adem karanlıklarından ve tehlikelerden selâmate çıkarıp, ebedî inşirah sarayı olan Dârüsselâm'a sevk eden Zât-ı Mukaddestir.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 7. EL-MÜ'MİN (المؤمن)
  • Kulun kalbine nur-u imanı ilka eden, vaadinde sadık olan ve kâinatı musibetlerin dehşetinden emniyete kavuşturan mutlak emniyet kaynağıdır. İnsanın bu isme muhatap olması, imanın kazandırdığı kalbî ve ruhî emniyet boyutuyladır.
  • Kaynak: Şualar, Yedinci Şua (Âyetü'l-Kübrâ).
  • 8. EL-MÜHEYMİN (المهيمن)
  • Saltanatı altındaki her şeyi muhit ilim, mutlak hıfz ve daimî murakabe ile ihata eden; hiçbir zerrenin, hiçbir hadisenin kabza-i tasarrufundan ve gözetime dayalı hâkimiyetinden kaçamadığı mutlak gözeticidir.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 9. EL-AZÎZ (العزيز)
  • Dengi, misli, şeriki ve naziri olmayan mutlak izzet ve galibiyet sahibi. İnsan, kendi zâtındaki nihayetsiz acz ve fakrını derkedip iman intisabıyla bu isme bağlandığında hakiki bir izzet-i imaniye kazanır.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 10. EL-CEBBÂR (الجبار)
  • Mutlak azamet ve haşmetli tasarrufuyla her şeyi emrine musahhar eden ve mahlûkatın fıtrî eksikliklerini, kırılmışlıklarını kudsî merhameti ve kudretiyle telafi eden (cebr-i noksan eden) mutlak irade unvanıdır.
  • Kaynak: Sözler, On Birinci Söz.
  • 11. EL-MÜTEKEBBİR (المتكبر)
  • Kibriya ve azametini mahlûkat aynalarında izhar eden, mahlûkun fânî ve noksan vasıflarından tamamen yüce olan mutlak büyük. Namazların omurgası olan "Allahuekber" kelâm-ı kudsîsi bu ismin azametli cilvesidir.
  • Kaynak: Sözler, Dokuzuncu Söz.
  • 12. EL-HÂLIK (الخالق)
  • Maddî ve manevî her unsuru, daire-i kaderde çizilen plan ve mizan dahilinde yoktan var eden mutlak yaratıcı. Masnuattaki harika nakışlar, doğrudan doğruya halk ve icad fiiliyle bu isme şehadet eder.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz; Mesnevi-i Nuriye.
  • 13. EL-BÂRİ' (البارئ)
  • Mahlûkatın azalarını, elementlerini ve fıtratlarını birbirine tam muvafık, pürüzsüz ve kusursuz olarak, maddî karmaşalardan Huxleys ve noksanlıklardan temizleyip intizamla varlık sahnesine çıkaran Sâni-i Hakîm.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.
  • 14. EL-MUSAVVİR (المصور)
  • Her bir mahlûka, bilhassa zîhayat fertlere, kendi nev'indeki diğer fertlerden ayrılmasını ve tanınmasını sağlayacak hususî bir sima ve suret bahşeden; her yüze bir hâtem-i ehadiyet basan Musannif-i Hakîm.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.
  • 15. EL-GAFFÂR (الغفار)
  • Kullarının günah kirlerini, isyanlarını ve kusurlarını kudsî mağfiret perdesiyle örten, tekrar tekrar affeden. İnsanın nefis terbiyesinde iltica ettiği kudsî af ve setr mercii.
  • Kaynak: Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup.
  • 16. EL-KAHHÂR (القهار)
  • Mutlak galip, her şeyi celâlî emrine itaat ettiren. Kâinatta her an vuku bulan zeval, firak, ölüm ve kış hadiseleri bu ismin mevcudat üzerindeki celâlî unvanları ve tecellîleridir.
  • Kaynak: Sözler, On Yedinci Söz.
  • 17. EL-VEHHÂB (الوهاب)
  • Hiçbir mukabil ücret, illet ve menfaat beklemeksizin mahlûkatın hadsiz ihtiyaçlarına nihayetsiz nimetler hibe eden. Kâinattaki karşılıksız ihsanat silsilesinin hakiki kaynağıdır.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 18. ER-REZZÂK (الرزاق)
  • Maddî ve manevî rızka muhtaç olan bütün zîhayatın rızkını, akıl ve iktidarlarının bittiği yerde şefkat-i Rabbâniye ile tam vaktinde ulaştıran; rızık fabrikasının mutlak maliki.
  • Kaynak: Lem'alar, İktisat Risalesi; Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.
  • 19. EL-FETTÂH (الفتاح)
  • Her bir zîhayatın kapalı suret kapılarını açan; basit bir çekirdekten muazzam bir şecereyi, bir katre sudan harika bir insanı fetheden; marifet ve hidayet kilitlerini çözen mutlak açıcı.
  • Kaynak: Şualar, Yedinci Şua.
  • 20. EL-ALÎM (العليم)
  • Küçük-büyük, gizli-açık, geçmiş ve geleceğe ait her şeyi aynı anda hakkıyla kuşatan Muhit İlim sıfatının unvanıdır. Kâinattaki hassas mizan, intizam ve meyvedarlık doğrudan bu isme açılan tefekkür pencereleridir.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 21. EL-KÂBID (القابض)
  • Rızkı daraltan, vazifesi biten canlıların ruhlarını kabzeden, kâinatı her an mutlak kabza-i tasarrufunda ve celâlî bir kontrol altında tutan isimdir.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 22. EL-BÂSIT (البasط)
  • Ruhları nur-u imanla genişleten, rızkı bollaştıalan, bilhassa bahar mevsiminde hayatı yeryüzünün her tarafına yayan cemâlî inşirah tecellîlerinin unvanıdır.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 23. EL-HÂFID (الخافض)
  • Enaniyetine güvenip kibirlenenleri esfel-i sâfilîne alçaltan; mahlûkatı vazifesi hitam bulunca rütbe-i terhis ile makamından indirip perde arkasına gönderen celâl sahibidir.
  • Kaynak: Sözler, On Birinci Söz.
  • 24. ER-RÂFİ' (الرافع)
  • Müminleri ve ehli hakikati yükselten; insanı imanın intisabıyla esfel-i sâfilînden âlâ-yı illiyyîne (en yüksek manevî dereceye) çıkaran ulvî yükselticidir.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.
  • 25. EL-MUİZZ (المعز)
  • Kulun, nihayetsiz acziyetini derkedip Sultan-ı Ezelî'ye ubudiyet bağıyla bağlanması neticesinde kazandığı hakiki ve sarsılmaz izzet-i imaniyenin yegâne menbaıdır.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 26. EL-MÜZİLL (المذل)
  • Kendini müstağni sayarak firavunlaşan enaniyet sahiplerini zillete düşüren, rezil ve hakir kılan; mülk dairesindeki haddi aşan mütekebbirlere haddini bildiren mutlak adalettir.
  • Kaynak: Sözler, On Onuncu Söz (Haşir Risalesi).
  • 27. ES-SEMÎ' (السميع)
  • En gizli kalplerin hatıratını, en cüz'î mahlûkun fıtrî ve hacet dualarını işiten ve doğrudan rubûbiyet-i mutlaka ile o dualara fiilen icabet eden mutlak işitici.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 28. EL-BASÎR (البصير)
  • Karanlık gecede, kara taşın üzerindeki karıncanın ihtiyacını gören; mahlûkatın bütün amellerini hasılat-ı hayat olarak mükafat ve mücazat için kaydeden mutlak Basar sahibidir.
  • Kaynak: Şualar, Yedinci Şua.
  • 29. EL-HAKEM (الحكم)
  • İsm-i Âzam'ın bir nurudur. Kâinattaki her şeyi tam bir maslahat, fıtrî gaye, fayda ve faydalılık ekseninde hikmetle hükme bağlayan mutlak hakemdir.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte.
  • 30. EL-ADL (العدل)
  • İsm-i Âzam'ın bir nurudur. Her mahlûka fıtrî hakk-ı hayatını ve vücut cihazatını tam veren; kâinattaki mutlak dengeyi, mizanı ve hakkaniyeti celâl ve cemâl içinde tesis eden mutlak adalet sahibidir.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte.
  • 31. EL-LATÎF (اللطيف)
  • Maddenin en gizli ve derin tabakalarına, hücre ve zerrelerin en ince ihtiyaçlarına kadar rikkatle nüfuz eden; mahlûkatı lütuf, nezaket ve incelikle besleyip idare eden mutlak lütufkârdır.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 32. EL-HABÎR (الخبير)
  • Kâinatta cereyan eden en gizli perdelerin arkasındaki hadiselerden, kalplerin en ince hatıratından ve mahlûkatın gelecek ihtiyaçlarından tam ve eksiksiz haberdar olan mutlak ilim unvanı.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 33. EL-HALÎM (الحليم)
  • İsyan ve günahlara karşı hemen ceza vermeyip mahlûkatına mühlet tanıyan; kâinattaki sarsılmaz intizamı celâlî celadetle değil, kudsî bir sabır, hilm ve teenni ile muhafaza eden unvandır.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.
  • 34. EL-AZÎM (العظيم)
  • Azameti, büyüklüğü ve kibriyası kâinat semavatını ve bütün varlık tabakalarını ihata eden; akılların hakikatini idrak etmekten âciz kaldığı zevalsiz azamet sahibi.
  • Kaynak: Sözler, Dokuzuncu Söz.
  • 35. EL-GAFÛR (الغفور)
  • Kusurları kudsî rahmet perdesi altında mağfiret eden. Beşerin acziyet ve sefaletine karşı affıyla mukabele edip, günah kirlerini af havuzunda temizleyen kudsî örtücü.
  • Kaynak: Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a (Hastalar Risalesi).
  • 36. EŞ-ŞEKÛR (الشكور)
  • Kulların az bir amel-i salihesine, dünyalara bedel ebedî ihsanat ve cennet meyveleriyle mukabele eden; şükür dairesini kudsî mukabeleyle nurlandıran mutlak mükafat verici.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.
  • 37. EL-ALİYY (العلي)
  • İzzet, şan, şeref and rütbece her şeyin fevkinde olan; mahlûkatın noksan ve fânî sıfatlarından mutlak derecede yüce ve münezzeh olan ulvî zâttır.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 38. EL-KEBÎR (الكبير)
  • Büyüklüğü mekân, zaman ve tasavvur hudutlarına sığmayan; kâinatı bir saray, galaksileri birer lamba gibi kolayca idare eden mutlak kibriya sahibi.
  • Kaynak: Sözler, On Birinci Söz.
  • 39. EL-HAFÎZ (الحفيظ)
  • Kâinattaki hiçbir şeyi zayi etmeyen; her bir çekirdekte muazzam bir şecerenin projesini, insanın hafızasında hayat tarihçesini muhafaza eden ve amel defterlerini haşir sabahı için kaydeden mutlak koruyucudur.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz (Haşir Risalesi - Yedinci Hakikat).
  • 40. EL-MUKÎT (المقيت)
  • Her bir zîhayatın fıtrî yapısına muvafık olan maddî ve manevî gıdasını tâyin eden, muhafaza eden ve tam vaktinde ruhuna ve bedenine yetiştiren mutlak mukavemet verici.
  • Kaynak: Lem'alar, İktisat Risalesi.
  • 41. EL-HASÎB (الحسيب)
  • Mahlûkatın hayatları boyunca işledikleri bütün amelleri zerre miktar zayi etmeden hesaba çeken; kâinattaki kusursuz mizan ve muhasebenin hakiki unvanı.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz.
  • 42. EL-CELÎL (الجليل)
  • Celâl, haşmet ve azamet sahibi olan. Kâinat aynalarında tezahür eden fırtınalar, depremler, zeval ve firak hadiseleri bu ismin celâlî tecellîleridir.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
  • 43. EL-KERÎM (الكريم)
  • Lütuf ve ihsanı nihayetsiz olan; mahlûkatın istihkakından çok daha fazla nimetleri onlara meccanen ikram eden, keremi kâinat sarayını dolduran Sultan-ı Zü'l-Cemâl.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 44. ER-RAKÎB (الرقيب)
  • Mahlûkatın her bir hareketini, niyetini ve amelini her an gözetleyen; hiçbir şey kontrolünden, ilminden ve murakabesinden gizlenemeyen mutlak denetleyici.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 45. EL-MÜCÎB (المجيب)
  • Bütün zîhayatın fıtrî hacet lisanıyla ve dertli sinelerin yalvarış dualarıyla istedikleri taleplere hikmetle ve fiilen cevap veren kudsî icabet merciidir.
  • Kaynak: Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup.
  • 46. EL-VÂSİ' (الواسع)
  • İlmi, rahmeti, kudreti ve rızkı bütün kâinatı, zamanı ve mekânı ihata eden; dar hudutlara sığmayan mutlak genişlik sahibi.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 47. EL-HAKÎM (الحكيم)
  • Kâinatta abesiyete yer bırakmayan; her bir mahlûku yüzlerle gaye, fayda, maslahat ve hikmetle techiz eden, her işi kusursuz nizamla yürüten hikmet menbaı.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte.
  • 48. EL-VEDÛD (الودود)
  • Kâinatı muhabbet sırrıyla halk eden, mahlûkatını şefkatle seven ve kendini masnuatıyla sevdiren; müminlerin ruhlarında kudsî bir aşk ve cezbe uyandıran hakiki mahbub.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup; Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 49. EL-MECÎD (المجيد)
  • Şan, şeref, kerem ve saltanatı nihayetsiz derecede yüce ve ulu olan; her bir mahlûkun hamd ve senasıyla şanı kâinatta ilan edilen Zât-ı Zülcelâl.
  • Kaynak: Şualar, Birinci Şua.
  • 50. EL-BÂİS (الباعث)
  • Ölümden sonra ruhları dirilten, her bahar mevsiminde ölmüş arzı milyarlarca nebatat ordularıyla yeniden diriltip haşrin numunelerini gösteren mutlak ba's edici.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz (Haşir Risalesi - Dokuzuncu Hakikat).
  • 51. EŞ-ŞEHÎD (الشهيد)
  • Kâinatın her bir köşesinde hazır ve nazır olan; mahlûkatın şehadetlerini bizzat müşahede eden ve her bir mahlûkun varlığıyla Kendisine şahitlik ettiği mutlak şahit.
  • Kaynak: Şualar, Yedinci Şua.
  • 52. EL-HAKK (الحق)
  • Varlığı hakiki, zevalsiz ve daimî olan; kâinattaki bütün hakikatlerin menbaı ve dayanağı. Bütün mahlûkatın fânî hakikatleri, bu ismin nuruyla vücut bulur.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
  • 53. EL-VEKÎL (الوكيل)
  • Aciz ve fakir olan mahlûkatın işlerini en mükemmel surette neticelendiren; kendisine tevekkül eden kullarının yüklerini kudsî emniyetiyle hafifleten mutlak hami.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.
  • 54. EL-KAVİYY (القوي)
  • Kudretine acizlik yanaşamayan; en muazzam küreleri en küçük zerreler gibi kolayca evirip çeviren, nihayetsiz kudsî kuvvetin sahibi.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 55. EL-METÎN (المتين)
  • Kudretinde hiçbir sarsıntı, zafiyet veya gevşeme bulunmayan; tasarrufat-ı rubûbiyetinde mutlak bir metanet ve sarsılmazlık sergileyen kudsî unvan.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 56. EL-VELİYY (الولي)
  • Müminlerin hakiki dostu ve yardımcısı olan; mahlûkatı şefkat perdesi altında himaye edip velayet nuruyla kalpleri Kendisine bağlayan kudsî dost.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 57. EL-HAMÎD (الحميد)
  • Kâinattaki bütün lisanların hamd, sena ve medihlerine yegâne layık olan; ihsan ettiği nimetlerle zâten övülmüş olan mutlak mahmud.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 58. EL-MUHSÎ (المحصي)
  • Yarattığı her bir mahlûkun sayısını, miktarını ve zerrelerini tek tek bilen; kâinattaki her şeyi kader kalemiyle inceden inceye sayıp kaydeden mutlak ilim sahibi.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz.
  • 59. EL-MÜBDİ' (المبدئ)
  • Maddesiz, örneksiz ve numunesiz olarak mahlûkatı ilk defa yoktan var eden; benzersiz sanatlarla varlık sahnesine çıkaran mutlak mucid.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.
  • 60. EL-MUÎD (المعيد)
  • Hayat sahnesinden çekilen mahlûkatı, haşirde ve gelecek baharlarda zerrelerini toplayarak aynen ve daha mükemmel surette yeniden iade edecek olan sâni.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz.
  • 61. EL-MUHYÎ (المحيي)
  • Hayat kıvılcımını yaratan; cansız maddelere hayat nurunu üfleyerek kâinatı şenlendiren ve ebedî hayatı ihsa edecek olan yegâne hayat verici.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a (İsm-i Hayy şerhi).
  • 62. EL-MÜMÎT (المميت)
  • Vazifesi biten mahlûkatı hayat külfetinden terhis edip ölüm pasaportuyla mekân değiştiren; ölümü dahi hayat gibi sanatkârane halk eden mutlak sâni.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 63. EL-HAYY (الحي)
  • İsm-i Âzam'ın bir nurudur. Kâinatı canlandıran, ezelî ve ebedî hayat sahibi olan; bütün hayat tabakalarının menbaı ve dayanağı olan mutlak diri.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte (İsm-i Hayy).
  • 64. EL-KAYYÛM (القيوم)
  • İsm-i Âzam'ın bir nurudur. Kâinatı, semavatı ve zerreleri kendi kıyamıyla ayakta tutan; varlığı kendinden olup her şeyin varlığı Kendisine muhtaç olan mutlak daim.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte (İsm-i Kayyûm).
  • 65. EL-VÂCİD (الواجد)
  • İstediği her şeyi anında bulan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan; gınâ-yı zâtî sahibi olup mahlûkatına hacet kapılarını açan mutlak zengin.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 66. EL-MÂCİD (الماجد)
  • Kerem, mürüvvet ve lütfu nihayetsiz olan; mahlûkatını cömertlik aynalarında azametle rızıklandıran ulu ve şerefli Zât.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 67. EL-VÂHID (الواحد)
  • Kâinatın umumî heyetindeki sikke-i kübrâ (vâhidiyet) ile birliğini ilan eden; zatında, sıfatlarında ve fiillerinde şeriki ve naziri olmayan mutlak bir.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz (Vahidiyet bahsi).
  • 68. ES-SAMED (الصمد)
  • Her şey Kendisine muhtaç olduğu hâlde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan; madde, mekân, zaman ve esbabdan münezzeh olan mutlak merci.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz (Samediyet sırrı).
  • 69. EL-KÂDİR (القادر)
  • Kudretine acizlik yanaşamayan; atomlardan galaksilere kadar her şeyi aynı kolaylıkla halk eden nihayetsiz kudret sahibi.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
  • 70. EL-MUKTEDİR (المقتدر)
  • Mahlûkat üzerindeki kudsî hâkimiyetini ve iktidarını celâlî ve cemâlî sanatı ile tam bir hâkimiyet altında sergileyen mutlak iktidar sahibi.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 71. EL-MUKADDİM (المقدم)
  • Hikmeti iktizaen mahlûkatından istediğini rütbe, zaman ve mekânca öne geçiren; kemalata doğru giden yolları müminlere açan ulvî rehber.
  • Kaynak: Sözler, On Birinci Söz.
  • 72. EL-MUEHHİR (المؤخر)
  • Hikmeti gereği dilediği mahlûku arkaya bırakan; zalimlerin cezasını mühlet vererek tehir eden ve fânîleri vazife hitamında perde arkasına gönderen.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz.
  • 73. EL-EVVEL (الأول)
  • Varlığının başlangıcı olmayan ezelî unvan. Kâinat ağacının başlangıcı olan çekirdekteki kaderî program, bu ismin mahlûkat kalıbındaki cilvesidir.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 74. EL-ÂHİR (الآخر)
  • Varlığının sonu olmayan ebedî unvan. Kâinat ağacının en son meyvesi olan insandaki ruh ve ahiret arzusu, bu isme açılan ebediyet penceresidir.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 75. EZ-ZÂHİR (الظاهر)
  • Kâinat aynasında tecellî eden harika sanatlarıyla, nizamıyla ve âsârıyla varlığı apaçık görünen Musannif-i Hakîm.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 76. EL-BÂTIN (الباطن)
  • Mahlûkatın iç yüzünde, fabrikasyon sistemlerinde ve hücrelerindeki derin hikmet perdelerinde gizli olan mutlak latîf sâni.
  • Kaynak: Sözler, Otuz Üçüncü Söz.
  • 77. EL-VÂLÎ (الوالي)
  • Kâinat mülkünü tek başına idare eden; her bir hadiseyi doğrudan rubûbiyet-i mutlakanın dizginiyle elinde tutan yegâne vali.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 78. EL-MÜTEÂLÎ (المتعالي)
  • Mahlûkatın eksik, kusurlu ve fânî vasıflarından, mahlûk fikrinin tasavvur hudutlarından mutlak derecede yüce ve münezzeh olan.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi İkinci Söz.
  • 79. EL-BERR (البر)
  • Mahlûkatına karşı iyiliği, lütfu ve kudsî ihsanatı bol olan; kullarının hayır amellerini bereketlendiren mutlak iyilik kaynağı.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 80. ET-TEVVÂB (التواب)
  • Günahlarından nedamet edip kudsî dergâha iltica eden kullarının tövbelerini kabul eden; merhametiyle kulunu af perdesine alan.
  • Kaynak: Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup.
  • 81. EL-MÜNTEKIM (المنتقم)
  • Mazlumların hukukunu müdafaa eden; mülkünde haddi aşan mütekebbir zalimleri adalet-i mutlaka ile cezalandıran mutlak celâl sahibi.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz (Haşir Risalesi - Adalet babı).
  • 82. EL-AFÜVV (العفو)
  • Günahları silen, cezalandırmaktan vazgeçen; kudsî affı beşerin idrakini aşan mutlak müsamaha ve mağfiret sahibi.
  • Kaynak: Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a.
  • 83. ER-RAÛF (الرؤوف)
  • Mahlûkatının acziyetine karşı kudsî bir rikkat ve rafetle muamele eden nihayetsiz şefkat menbaı.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 84. MÂLİKÜ'L-MÜLK (مالك الملك)
  • Kâinat mülkünün tek ve hakiki sahibi. Mülkünde istediği gibi tasarruf eden; mahlûkatını mülk dairesinde memur gibi çalıştıran Sultan-ı Ezelî.
  • Kaynak: Mektubat, Yirminci Mektup.
  • 85. ZÜ'L-CELÂLİ VE'L-İKRÂM (ذو الجلال والإكرام)
  • Hem azamet ve haşmet (Celâl) sahibi, hem de nihayetsiz lütuf ve cömertlik (İkram) sahibi olan; kâinatı bu iki tecellî kutbuyla döndüren Zât.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
  • 86. EL-MUKSİT (المقسط)
  • Her şeye hakkını tam veren; mahlûkatı arasında mutlak adaleti icra eden ve hiçbir mazlumun hukukunu zalimde bırakmayan mutlak adil.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a (İsm-i Adl).
  • 87. EL-CÂMİ' (الجامع)
  • Birbirine zıt unsurları aynı bedende toplayan; haşir günü ölmüş zerreleri bir araya getiren ve insan fıtratında (küçük bir fihriste olarak) bütün esmâyı cemeden mutlak toplayıcı.
  • Kaynak: Sözler, Haşir Risalesi; Sözler, Otuz Üçüncü Söz (İnsan Penceresi).
  • 88. EL-GANÎYY (الغني)
  • Zâtî zenginlik sahibi olan; hiçbir mahlûka ve hiçbir amele muhtaç olmayan, kâinatın hadsiz hazinelerinin hakiki maliki.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 89. EL-MUĞNÎ (المغني)
  • Mahlûkatından dilediğini zengin kılan; fakr ve acz içindeki kullarına beklenmedik kapılardan manevî ve maddî zenginlikler ihsan eden.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.
  • 90. EL-MÂNİ' (المانع)
  • Hikmeti gereği bazı şerlerin gerçekleşmesine müsaade etmeyen; müminleri musibetlerden koruyan ve zararların yayılmasına kudsî engeller koyan Sâni.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a (İsm-i Hakem).
  • 91. ED-DÂRR (الضار)
  • Şerri ve zararı dahi hayır gibi imtihan sırrıyla yaratan; musibetleri ve hastalıkları celâlî tasarrufatı altında hikmetle halk eden unvandır.
  • Kaynak: Lem'alar, Hastalar Risalesi.
  • 92. EN-NÂFİ' (النافع)
  • Hayrı, menfaati ve güzelliği yaratan; mahlûkatı lezzetli nimetlerle, şifalarla ve manevî feyizlerle faydalandıran cemâlî kaynak.
  • Kaynak: Sözler, Otuz İkinci Söz.
  • 93. EN-NÛR (النور)
  • Nurun nuru, nurları yaratan; kâinatın adem karanlıklarını iman ve vücut nuruyla ışıklandıran Zât-ı Nurânî.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz; Kastamonu Lâhikası.
  • 94. EL-HÂDÎ (الهادي)
  • Kullarına nur-u hidayet veren; dalalet karanlıklarından çıkarıp sırat-ı müstakime ulaştıran, mahlûkata fıtrî vazifelerini sevk-i İlâhî ile ilham eden kudsî rehber.
  • Kaynak: Sözler, Yirmi Dördüncü Söz.
  • 95. EL-BEDÎ' (البديع)
  • Sanatında hiçbir taklit ve benzerlik olmadan kâinatı numunesiz, harika ve emsalsiz güzelliklerle süsleyen Sâni-i Zülcelâl.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.
  • 96. EL-BÂKÎ (الباقي)
  • Varlığının sonu olmayan, ebedî olan. Fânî mahlûkat zevale giderken, Kendisi bekâ sahibi olan ve müminlere dahi dâr-ı bekâda ebediyeti ihsan edecek olan hakiki Bâkî.
  • Kaynak: Lem'alar, On Üçüncü Lem'a (Yâ Bâkî Entel Bâkî şerhi).
  • 97. EL-VÂRİS (الوارث)
  • Bütün fânîler ölüp mülk ellerinden çıktıktan sonra mülk ve melekût âlemlerinin tek hakiki sahibi olarak geriye kalan yegâne ebedî Sultan.
  • Kaynak: Sözler, Onuncu Söz.
  • 98. ER-REŞÎD (الرشيد)
  • Her şeyi rüşd ve istikamet üzere yürüten; mahlûkatı kemal noktalarına doğru hikmetle sevk eden ve abesiyetten uzak olan mutlak mürşid.
  • Kaynak: Lem'alar, Otuzuncu Lem'a (İsm-i Hakem).
  • 99. ES-SABÛR (الصبور)
  • Asilerin cezasını vermekte acele etmeyen; kâinattaki tekâmül süreçlerini kudsî bir sabır ve zamana yayarak sükûnetle yürüten mutlak sabır sahibi.
  • Kaynak: Sözler, On Birinci Söz; Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.